News

Akdeniz diyeti demansı önlemeye yardımcı olabilir

Dünya Alzheimer Gününü tabii ki unutmadık – Medicell Beylikdüzü Tıp Merkezi

Dünya Alzheimer Gününü tabii ki unutmadık - Medicell Beylikdüzü Tıp Merkezi

Nörolojik hastalıklar bütün dünyada yaşlanan nüfusla birlikte yaygınlığı giderek artan, kişilerin yaşam kalitelerini çok önemli ölçülerde etkilemek yanısıra, toplumsal sağlığı ve verimliliği de en fazla etkileyen hastalık grubudur ve bu nedenle de 21. yüzyıl “Beyin Yüzyılı” olarak kabul edilmiştir.  Yaşam koşullarının çok çeşitli nedenlerle etkilendiği dünyamızda toplum sağlığını tehdit eden yaygın hastalıklar özellikle de önlemlerin alınabilmesi açısından ele alınmaktadır. Yaşlanan toplumlarla birlikte, nörolojik hastalıklar da paralel bir artış göstermekte ve halk sağlığını ciddi düzeyde etkilemektedir. Bu hastalıkların başında ise yaşla birlikte belirgin bir artış gösteren Alzheimer hastalığı gelmektedir. Bu hastalıklardan korunma ve belirtilerin tanınması, erken tedavi olanaklarına erişimi artırabilme yönünde çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir.  Alzheimer hastalığı için toplumsal farkındalığı artırma, tedavi ve bakım olanaklarının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması amacıyla  21 Eylül “Dünya Alzheimer Günü” olarak kabul edilmiştir.  Alzheimer hastalığı beyinde hem hücre hem hücreler arası bağlantı kaybına neden olan,beyinde zararlı metabolitlerin birikimine neden olan ilerleyici bir hastalıktır. Hastalığın nedenleri arasında çok çeşitli faktörler araştırılmıştır ve halen araştırmalar devam etmektedir. En yaygın ve erken belirtileri hafıza ile ilgili belirtilerdir. Günlük aktiviteyi etkileyecek düzeyde unutkanlık, kişilik ve davranış değişiklikleri, öğrenme ve plan yapma zorlukları, adres ve yön bulmada zorluklar, aşırı şüphecilik, yeme, uyku ve tuvalet alışkanlıklarında değişiklikler yanısıra daha geç evrelerde yürümede zorluklar, düşmeler, yutma zorlukları, kilo kayıpları ortaya çıkabilir.  Yaş ve genetik yatkınlık Alzheimer hastalığını da içeren demans hastalıklarında en büyük risk faktörleri olmaya devam etmektedir ancak, sağlıklı yaşam parametrelerinin durumu da bu hastalıkların ortaya çıkışını önemli düzeyde etkilemektedir. Hipertansiyon, kan yağlarında yükseklik, kalp hastalıkları, yetersiz fiziksel aktivite, şeker hastalığı, sigara ve alkol kullanımı ile bu hastalıkların ortaya çıkması neredeyse üç kat daha artmaktadır. Bu hastalıklara yol açan risk faktörlerinin tedavi edilmesi, yeşil yapraklı sebzelerin, meyve ve balığın bolca bulunduğu dengeli bir beslenme, kolesterolün düşük seviyelerde tutulması  riski azaltmaktadır. Çoğu nörolojik hastalıkda olduğu gibi Alzheimer hastalığında da korunma ve erken tedavi en önemli yaklaşımı oluşturmaktadır. Sağlıklı bir yaşam tarzı (özellikle fiziksel egzersiz, yürüyüş, Akdeniz diyeti) ve  zihinsel olarak aktif bir hayat en önemli koruyucu faktörlerdir Sağlıklı beslenme ve yeterli fiziksel aktivitenin yanı sıra beyni sürekli yeni uyaranlara maruz bırakarak zinde tutmak çok önemlidir.  Yapılan çalışmalara göre demans gelişme riski, zihni çalıştıran oyunları sıklıkla oynayan kişilerde %74, yoğun şekilde okuyan kişilerde %35, müzik enstrümanı çalan kişilerde %69 ve bulmaca çözen kişilerde %41 daha düşük bulunmuştur. Dünya Nöroloji Federasyonu tarafından yapılan çağrıda “Sürekli merak ederek, araştırarak ve hayat boyu öğrenmeye kendinizi adayarak zihinsel olarak aktif olun: Okuyun, yazın, bulmaca çözün, tiyatroya gidin veya konferanslara katılın, oyun oynayın, bahçeyle uğraşın veya hafıza egzersizleri yapın. Sosyal olarak aktif olun, gönüllülük hizmeti vererek, seyahat ederek veya sosyal kulüplere katılarak sosyal ve boş vakit aktivitelerine katılın.” denmektedir. Alzheimer’la mücadelede küresel çabalar  Demans hastalarının sayısının giderek artması sağlık alanında yaşanan büyük zorluklardan birini teşkil etmektedir. Aralık 2013’te, G8 liderleri tarafından yapılan beyanda amacın 2025 itibariyle demans için bir önlem veya hastalık seyrini değiştiren bir tedavi bulmak olduğu ifade edilmiş ve bu amaca ulaşmak için demans araştırmalarına ayrılan bütçe miktarının toplu olarak ve önemli ölçüde artırılacağı açıklanmıştır.   2015 yılında, 47 milyon demans hastasına bakım sağlanması gerekiyorken, uzmanlar, bu rakamın 2030 itibariyle 75 milyona ve 2050 itibariyle de 131 milyona çıkacağını tahmin etmektedir.  Bu artışın ekonomik ve sağlıklı yaşam koşullarında kötüleşme olmak üzere büyük çapta sonuçları olacağı öngörülmektedir. 2015 yılında demans hastalıklarının maliyeti dünya çapında halihazırda 818 milyar Amerikan Doları gibi inanılmaz rakamlara ulaşmıştır.  Yapılan uluslararası çağrılarda Alzheimer Hastalığı olan tüm bireylerin toplumsal eşitsizliklere bakılmaksızın tanı ve tedaviye güvenilir şekilde ve zamanında erişim sağlayabiliyor olması gerektiği dile getirilmektedir Son yıllarda demans hastalarının bakımında ve risk faktörleri ile önleme olanaklarına ilişkin araştırmalarda önemli ilerlemeler kaydedilmektedir.  Hastalığın belirtilerinin hasta ve daha çok hasta yakınları tarafından erken farkedilmesi yanısıra modern nörogörüntüleme yöntemlerinde de erken tanı alanında ileriye dönük önemli adımlar atılmaktadır. Alzheimer hastalığına karşı uygulanan aşılama stratejilerinden de bazı umut vaat eden sonuçlar beklenmekle birlikte, günümüzde şu ana kadar demansın en yaygın grubu olan Alzheimer hastalığının iyileştirilmesi ve hatta, çoğu hastada hastalık seyrinin durdurulması mevcut tedavilerle son derece zordur.  Alzheimer hastalığı ve diğer dejeneratif yani ilerleyici ve hasar verici hastalıklar için yeni ve etkili tedavilerin geliştirilmesi için yatırımların yapılması bütün dünyada bilim camiasının en önemli hedefleri arasında yer almaktadır. Alzheimer hastalarının bakımında hasta yakınları büyük bir yük altındadır ve bu yük sağlık otoriteleri ve sosyal organizasyonlarca olabildiğince hafifletilmelidir. Çoğu durumda hastalar kadar, hastalığın getirdiği zorluklarla yıpranan hasta yakınlarına da destek psikolojik tedavi gerekmektedir. Ülkemizde de Alzheimer hastaları ve hasta yakınlarının yaşam kalitelerini iyileştirecek donanımlı merkezlere büyük ihtiyaç vardır.

Dünya nüfusu ve paralelinde Türkiye nüfusu hızla yaşlanmaktadır. Yaşlı nüfusun artışının en önemli nedeni, kısa aralıklar ile yaşanan savaşlar ve savaşlar  sırasındaki kayıplardır. Diğer taraftan  çok sık görülen bazı  hastalıklara (kardiyovasküler hastalıklar, kanser) karşı geliştirilen ait birincil ve ikincil korumaların toplumda sağladığı başarıdır.  İkinci  Dünya Savaşı sonrasında, 1950’li yıllarda Amerika ve Avrupa’da doğurganlık hızında bir artış gözlenmiş olup, buna  «bebek patlaması» (baby boom) adı verilmiştir. Öncekilerden çok daha kalabalık olan bu kuşak, büyüyüp yetişkin olunca daha az sayıda çocuk yapmış olup,   nüfus 2000’lerden itibaren daha önce hiç görülmemiş ölçüde yaşlanmaya başlamıştır. Şu anda, dünya genelinde 40 milyona yakın Alzheimer hastası olduğunu bilinirken, 2050 yılında bu sayının 115.4 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. En  yüksek  artış  orta  ve  düşük  gelirli  ülkelerde görülmektedir. Türkiye’de ise şu anda  600 bin ile 1 milyon arası hasta bulunduğuna ait bir tahmin yürütülürken, 2050 yılında dünyada 4. en fazla Alzheimer hastasına sahip ülke olacağı düşünülmektedir.  2015  yılında  demansın  dünya  genelinde  gider  karşılığı  818  milyon  dolar  olup 2018 yılında 1 trilyon dolara, 2030 yılında ise 2 trilyon dolara çıkması beklenmektedir.  

Alzheimer Hastalığı beynin ilerleyici harabiyeti giden ve geri dönüşü şimdilik mümkün olmayan bir ileri yaş hastalığıdır.  Tüm dünya nüfusu açısından sıklığına ve yaygınlığı na bakıldığında  genel topluma etkisi açısından önemli bir halk sağlığı sorunu gibi görünmektedir. Alzheimer hastalığı öncelikle bellek olmak üzere, tüm bilişsel fonksiyonları olumsuz etkiler ve bu olumsuz etkileri zamanla artar.  İlerleyen yaşla birlikte, Alzheimer hastalığının görülme sıklığı artar ancak Alzheimer hastalığı,  normal yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu da değildir.  Normal yaşlanma sürecinde beyinde yapısal bir takım değişiklikler olur ama bilişsel/zihinsel yetilerde belirgin bir kayıp söz konusu değildir. Alzheimer hastalığında ise, belirgin şekilde  “yeni bilgileri öğrenme güçlüğü” vardır.  Bunun yanısıra hastaların hemen hemen hepsi, zaman içinde, karar vermede güçlük, kelime bulma güçlüğü, aritmetik işlemlerde güçlük, kişilik ve davranış değişiklikleri, kaybolmalar, eskiden kolaylıkla yapabildiği işlevleri yapma güçlüğü gibi diğer bilişsel aktivite bozukluklarını da beraberinde göstermeye başlar.  Burada nedene ilişkin sorumluluk tüm bu bilişsel fonksiyonları yöneten beyin dokusunun hasarıdır. Buralardaki beyin hücreleri yani nöronlar ve nöronların etrafındaki bölgeler hastalığa özgü bazı maddelerin etkisi altına girer ve fonksiyonlarını gerçekleştiremezler. Nöronların içinde (nörofibriller yumaklar) ve hücreler arasında kötü protein birikimleri (amiloyid plaklar) dokuların küçülmesine yani atrofiye yol açar ve hastalık bulgu  belirtileri ortaya çıkar. Hastalık ileri yaş dışında,  bazı risklere sahip kişilerde görülme olasılığı çok daha yüksektir.  Erkeklere göre daha uzun ömürlü oldukları için kadınlarda, depresyon geçirenlerde, kalp hastalığı ve şeker hastalığı olanlarda, beyin travmaları geçirenlerde, düşük eğitim düzeyi bulunan kişilerde daha sık olarak görülür. 

Bir grup araştırmacı, Diyabet mellitus tip 2 tanılı kişilerde iki kat daha fazla hafif kognitif bozukluk görüldüğünü bildirirken bu durumun orta yaş için daha tehlikeli olduğunun da altını çizdiler. Yine bir başka araştırıcı negatif düşüncelerin hastalığın riskini arttırdığını ve tekrarlayan negatif düşüncenin tedavisi veya azaltılması  ile Alzheimer Hastalığı riskinin de düşürülebileceğini bildiren bir çalışmayı yayınladı. 

Tüm olguların dörtte birinde genetik bir neden vardır.  APOE4 gen aleli en önemli genetik faktördür. Otozomal dominant geçiş gösteren genç yaşlarda başlayan mutasyonlar tanımlanmıştır. Amiloid prekürsör proteinden, presenilin 1, ve presenilin 2 gen mutasyonları amiloid β düzeyinde artışa yol açmaktadır. 

Günümüzde Alzheimer hastalığına ait nedenler hastalık öncesi dönemde bazı yöntemler ile saptanabilmektedir. Gelecekte tedavinin önemli bir parçası olacağından kuşku duyulmayan bu yöntemlere BİYOBELİRTEÇLER adı verilmektedir. Burada ölçülen biyobelirteçler hastalık esnasında hücre içi ve dışında biriken ve hastalığa neden olduğu bulunan  Abeta 42 ve tau proteinleri olup beyin omurilik sıvısından elde edilmektedir. 

2011yılında yapılan çalışmalar ile hastalık evreleri şu şekilde tanımlanmaktadır. 

Evre 1: Dışarıdan normal (Klinik öncesi)

Evre 2: Çok hafif bozukluk

Evre 3: Hafif bozukluk

Evre 4: Orta dereceli bozukluk

Evre 5: Orta ciddi bozukluk

Evre 6: Ciddi bozukluk

Evre 7: Çok ciddi bozukluk

Klinik öncesi Alzheimer hastalığı; hastalığın belirtilerinin çok öncesinde olan ve biyobelirteçler ile saptanabilen döneme verilen isimdir.  

Hafif kognitif bozukluk (HKB) ; hastada kendi ve  yakını tarafından farkedilen  unutkanlık yakınması olması, bellek ya da bellek dışı entellektuel alanlardan birinde kayıp olması (beceri, lisan gibi…), bununla beraber günlük hayatına sorunsuz devam etmesi olarak tanımlanır. Bu kişilerin daha sonraki yıllarda belirgin demans geliştirme riski % 15 dir. Bazı araştırmacılar bu dönemi çok hafif kognitif bozukluk ve hafif kognitif bozukluk olarak ikiye de ayırabilmektedirler. 

Alzheimer Demans; hastalık belirti ve bulgularının net olarak fark edildiği döneme verilen isimdir. 

a) Erken-orta dönem;  Hafif unutkanlık, kelimeleri hatırlayamama ve yeni şeyler öğrenememe, yorgunluk, sosyal hayattan çekilme, depresyon  gibi belirtiler ile başlar. 

b) Ciddi Orta dönem: Hastanın günlük yaşam aktiviteleri gözle görülür şekilde bozulur. Yemek yapamaz, çatal kaşık kullanamaz, elbiselerini çıkarıp giyemez, tuvalet ve kişisel temizliğini yapamaz ve aksatır, evin ve evin içindeki odaların yolunu bulamaz. Huzursuzluk ve öfke, kaybolmalar,   motor yetilerde bozulma, sosyal ilişkilerin bozulması ve paranoya bu evrede sıklıkla görülür. 

c) İleri ve ciddi ileri dönem: Bu evrede hastanın yaşamı için tam bağımlı hale gelmesi ile karakterizedir. Her hastanın bir hasta bakım vereni vardır.  Fiziksel problemler sıklıkla yaşanır.   Mesane ve bağırsak kontrolünde, konuşma ya da basit emirlere uymada bozulma, hayal görme, duygusal bozukluk, farkındalık halinin kaybı ve sürekli dolanıp durmalara rastlanılabilir. Bu süreç; hastadan çok, bakımını üstlenen kişilerin problem yaşadığı evre olarak bilinir. Bu evrenin devam ettiği çok ciddi evrede hasta yatağa bağımlıdır. 

Alzheimer Hastalığı tanısını kesin koyduracak bir test yoktur. Alzheimer hastalığı tanısı için nörolojik muayene,  kan testleri,  zihinsel testler,  beyin görüntülemesi yapılmalıdır.  Bazı durumlarda ise;  EEG,  SPECT,  lomber ponksiyon gerekebilir. 

Son yıllarda beyin fonksiyonlarının gerek normal hayatta gerekse demans gibi hastalık durumlarında nasıl bir metabolizmaya sahip olduklarını ayırt etmek ve Alzheimer hastalığından sorumlu protein olan amiloyid proteininin birikimini yıllar öncesinden başlayarak göstermek amacıyla nükleer tıp teknikleri önem kazanmıştır. Pahalı teknikler olması nedeniyle ileri aşamalarda kullanılmaktadır. Bununla beraber amiloyid-PET hastalığın erken dönem tanısı için çok değerlidir. 

Alzheimer hastalığının kesin tedavisi henüz olmamakla birlikte süreci yavaşlatmak ve bazı belirtilerin şiddetini azaltmak mümkündür. Semptomları tedavi etmeye yardımcı olabilecek ilaç ve ilaç dışı seçenekler vardır. Araştırmacılar, altta yatan hastalığı tedavi etmek ve en sonunda semptomların kötüleşmesine yol açan hücre hasarını durdurmak ya da geciktirmek için bir çığır açmaya çalıştıkça, geliştirme ve test etme konusunda birçok umut verici ilaç geliştirilmeye devam etmektedir. Şu an itibarı ile, Alzheimer hastalığı tedavisine yönelik yapılan 112 ilaç çalışması vardır. Bunlar farklı deneme alanlarındadır. Bu olası moleküllerin %63 ü hastalığı modifiye eden tedavileri, % 22 si hastalığın bulgularını düzelten tedavileri, % 12 si psikiyatrik ve davranış bozukluğu belirtilerini yok eden tedavileri hedeflemiştir. 2017 ile kıyaslandığında 26 yeni ilaç denemesi mevcuttur. Mevcut seçenekleri anlamak hastalık ve bakım verenlerle yaşayan bireylerin semptomlarla başa çıkmalarına ve yaşam kalitesini iyileştirmelerine yardımcı olabilir.

İlaç dışı, egzersiz, müzik, sanat, ışık ve diğer tedaviler hala revaçta görünmektedir. Örneğin, yürümek ve koşmak Alzheimer Hastalığı riskini azaltıyor çalışmaları vardır. Koşucu ve yürüyüşçüler üzerine yapılan sağlık çalışmalarından alınan ilk verilere göre, yaşamın erken döneminde başlayan egzersizler, Alzheimer Hastalığı’na ait hasarı düşürebilmektedir. 

Yiyeceklere gelince; Geleneksel Akdeniz tipi diyetle beslenmenin özellikle kardiyovasküler hastalık riskini, obeziteyi ve mortaliteyi azalttığına dair kuvvetli veriler mevcut, ancak bu tür beslenme modifikasyonunun kognitif fonksiyonlara olan etkisine dair yeterli sayıda kanıt bulunmamaktadır. Oleik asit, polifenoller, vitamin A, B, C, D ve E, omega 3 poli-ansature yağ asitleri, mineraller (demir, iyot, çinko gibi) ve aminoasitlerin nöronlardaki oksidatif stresi azalttığı, nöroinflamasyonu ve apopitozisi azalttığı ve dolayısıyla sağlıklı bir beyin oluşumuna neden oldukları vurgulanmaktadır. Bunun yanında besin içeriğinin nöronları akut ve kronik dönemde etkileyebileceğine dair kanıtlar da bulunmaktadır.

Beslenme ile Alzheimer Hastalığı oluşma riski arasındaki ilişkiyi inceleyen yeterli sayıda ve güçlü çalışmalar bulunmamakla beraber bazı çalışmalarda olumlu sonuçlar gösterilmiştir. Örneğin bir çalışmada vitamin C ve E’den zengin bir beslenmenin Alzheimer Hastalığı gelişmesi riskini azaltabileceği gösterilmiştir. Ancak, vitamin desteklerinin özellikle doğal yollarla karşılanması önerilmektedir.

Nöronların sağlıklı yaşlanabilmesi için vurgulanan yaşam tarzı değişiklikleri önerileri Alzheimer Hastalığı için de vurgulanmaktadır. Bunlar arasında en önemli olanları şunlardır. Doymuş ve trans yağ tüketiminin azaltılması, sebze ve meyve tüketiminin artırılması, doğal besin maddelerinden alınan vitamin E tüketiminin artırılması, vitamin B12 alımının artırılması, multi-vitaminler kullanılıyorsa demir ve bakır gibi ağır metalleri içeren vitamin komplekslerinden kaçınılması, alüminyum içeren ürünlerin ve ilaçların kullanımından kaçınılması ve aerobik egzersizin artırılmasıdır.

Sonuç olarak, yaşlılık döneminin en tanıdık yüzü Alzheimer hastalığı gerek bilgi, bulgu ve ilerleyişi gerekse tedavisine ait çok yönlü çabaları ile gelecek dönemin en hatırı sayılır hastalığı olmaya devam edecektir. 

MIND DIYET BILIŞSEL DüŞüŞü AZALTIR VE ALZHEIMER RISKINI AZALTIR – TIBBI – 2021

MIND diyetinin neleri içerdiğini ve bunun bilişsel yaşlanma oranını ve Alzheimer hastalığı riskinizi nasıl etkilediği hakkında ne gibi araştırmalar bulduğunu öğrenin.

MIND DIYET BILIŞSEL DüŞüŞü AZALTIR VE ALZHEIMER RISKINI AZALTIR - TIBBI - 2021

Adından da anlaşılacağı gibi, MIND diyeti Akdeniz diyetinden ve her ikisi de kardiyovasküler sağlığı hedefleyen DASH (Hipertansiyonu Durdurmak için Diyet Yaklaşımları) diyetinden türetilmiştir. Rush Üniversitesi Tıp Merkezi’ndeki meslektaşları ile birlikte, PhD., Martha Clare Morris tarafından geliştirildi.

MIND diyeti, bu 10 sağlıklı kategoriye odaklanarak sağlıklı beslenme alışkanlıklarını vurgular: fındık, çilek, yapraklı yeşil sebzeler, diğer sebzeler, şarap, fasulye, balık, kümes hayvanları, tam tahıllı ve zeytinyağı.

Ayrıca, sağlıksız kızarmış yiyecek, hamur işleri ve tatlılar, tereyağı veya margarin, kırmızı et ve peynir kategorilerinden yiyecekleri sınırlamanızı gerektirir.

Birçok araştırma çalışması, MIND diyetinin Alzheimer hastalığını ve diğer bunama türlerini önlemeye yardımcı olup olmadığını araştırdı.

MIND Diyetinde Bilişsel Azalma Oranı Yavaşladı: Bir çalışma, Rush Memory and Aging Project’te 960 yaşlı yetişkini içeriyordu. Katılımcılar MIND diyetini neredeyse beş yıl boyunca takip ettiler ve çalışma boyunca bilişsel işlevleri yıllık olarak değerlendirildi.

Araştırmacılar, MIND diyetine yüksek bağlılığın, tipik olarak yaşlanma ile ortaya çıkan bilişsel düşüşün yavaşlamasına bağlı olduğunu buldular. Aslında, sonuçların 7 1/2 yaşından küçük birinin beynini işleyen bir kişiye eşdeğer olduğunu belirlediler. Hem genel bilişsel skorlar, hem de bireysel altbölüm skorları bu katılımcılarda anlamlı derecede daha iyi idi. Ayrı bölümler epizodik bellek, semantik bellek ve algısal hızı içeriyordu.

MIND Diyetinde Alzheimer Oranı Düşürüldü: Başka bir çalışma, yukarıdaki çalışmayı yürüten aynı araştırmacılar tarafından tasarlandı. Amaçları, MIND diyetinin sadece bilişsel düşüş oranını yavaşlatmakla kalmayıp aynı zamanda Alzheimer hastalığının daha düşük oranlarına neden olup olmadığını belirlemekti.

Bu çalışmada, araştırmacılar özellikle üç farklı diyete baktılar: MIND diyeti, Akdeniz diyeti ve DASH diyeti.Bu diyetlere bağlılık seviyesini ölçtüler (yani diyetlerin ne kadar sıkı takip edildiğini) ve sonra bu katılımcılardan hangilerinin Alzheimer hastalığı geliştirmeye devam ettiğini belirlediler.

Araştırmacılar ayrıca daha önce fiziksel aktivite, yaş, cinsiyet, eğitim seviyesi, obezite, düşük vücut kitle indeksi (VKİ) ve yüksek tansiyon, inme öyküsü dahil demans riski ile ilişkili diğer katılımcılarda da rol oynamıştır. veya diyabet. Bu, bu diğer faktörlerden birinin (diyet yerine) araştırmanın sonucunu güçlü bir şekilde etkileme şansını azaltmak için yapıldı.

Çalışmanın sonuçları, MIND diyetine yüksek uyumun, Alzheimer hastalığı riskini, diyeti takip etmeyenlere kıyasla yüzde 53 oranında azalttığını göstermiştir. Ancak MIND diyetiyle ilgili özellikle iyi haber, katılımcılar sadece bir süre takip etseler bile (çalışmanın yazarları tarafından “orta düzeyde uyum” olarak kabul edilir), hala Alzheimer hastalığı riskinin yüzde 35 azalmasıyla korele edildi.

İlginç bir şekilde, DASH diyetine ve Akdeniz diyetine yüksek bağlılık demans riskini azalttı, ancak bu iki diyete ılımlı uyum, Alzheimer hastalığının oranlarını önemli ölçüde azaltmadı.

Alzheimer Derneği MIND Diyeti Uluslararası Konferans Çalışmaları: 2017 Alzheimer Birliği Uluslararası Konferansı’nda sunulan bilgiler, MIND diyeti ve daha iyi beyin sağlığına bağlı diğer diyetler hakkında ek araştırmalar içeriyordu.

Bir çalışmada, hem Akdeniz diyetini hem de MIND diyetini kesinlikle takip eden yaklaşık 6.000 yaşlı yetişkinde bilişsel bozukluk riskinde yüzde 30 ila 35’lik bir azalma bulundu. MIND veya Akdeniz diyetini orta derecede takiben yüzde 18 azalmış kognitif bozulma riski ile ilişkiliydi.

ABD merkezli Kadın Sağlığı Girişimi Bellek Çalışması adı verilen bir başka çalışmada, ortalama yaşı 71 olan 7.000’den fazla kadın vardı. MIND diyetine bağlılıkları ölçüldü ve daha sonra en az yapışkan olana (1. çeyrek) en uygun (4. çeyrek) olarak kategorize edildi. ). 1. çeyrek ile karşılaştırıldığında, diğer üç çeyreğin her biri önemli ölçüde azalmış demans riski ile korele idi. Bu, beynimize fayda sağlamak için sağlıklı bir diyete mükemmel uyumun gerekmeyeceği fikrini güçlendirir.

Konferansta sunulan üçüncü bir çalışma, sağlıksız bir diyetin daha küçük beyin hacmi ile ilişkili olduğunu buldu. Beyin hacmi daha önce beynin sağlığı ve işleyişi ile ilişkilendirilmiştir. Alzheimer hastalığında beyin hacmi önemli ölçüde azalır. Bu çalışma özellikle MIND diyeti ile ilgili değildi, aksine sağlıklı bir diyetin genel olarak beyin sağlığı için önemini vurguladı.

Önceki araştırmalar kalp sağlığı ve beyin sağlığı arasında güçlü bir korelasyon bulmuştu. Özünde, kalp için iyi olan şey genellikle beyin için de iyidir. Sağlıklı bir kalp, beynin işleyişini etkileyen yeterli kan akışını korur. MIND diyeti, her ikisi de başlangıçta kardiyovasküler sağlığı hedefleyen Akdeniz diyetinin ve DASH diyetlerinin “en iyi” veya en etkili bileşenlerini içerdiği düşünülebilir.

MIND diyeti, bağımsız olarak sağlıklı beyinler ve azalmış demans riski ile ilişkili olan gıdaları içerir. Örneğin, birçok çalışma meyvelerin beyin yararlarını zaten göstermiştir. Benzer şekilde, çok sayıda araştırmacı fındık yemenin demans gelişme riskimizi azaltabileceğini göstermiştir. Bu yiyecekleri, beynimize fayda sağladığı bilimin gösterdiği diğerleri ile birlikte eklemek, sadece amacınız demans riskini azaltmak ve bilişsel yaşlanmayı yavaşlatmak için elinizden geleni yapmaksa mantıklı görünmektedir.

Diyet birçok çalışmada demans için “kontrol edilebilir” risklerden biri olarak tanımlanmıştır. Bu, aile geçmişi, genetik ve yaş gibi kontrol edemediğimiz birkaç risk olsa da, diyetimizin kontrol edebileceğimiz bir şey olduğu anlamına gelir. Bunu yapmak hem vücut hem de beyin için olumlu sonuçlarla ilişkilendirilmiştir.

İki diyet benzerdir, Akdeniz diyetinin MIND diyetini oluşturmak için harmanlanmış iki diyetten biri olması şaşırtıcı değildir.

MIND diyeti sadece Akdeniz diyetindeki geniş meyve kategorisinin aksine meyveleri içerir. MIND diyeti aynı zamanda genel olarak yapraklı yeşil sebzelere ve sebzelere daha fazla önem vermektedir, çünkü araştırmalar özellikle bu gıdalarla ilişkili çeşitli faydalar bulmuştur. Balık tüketimi MIND diyetine dahildir, ancak Akdeniz’de önerilen miktardan daha azdır ve patatesler MIND diyetine dahil değildir.

DASH diyeti, MIND diyetinin dayandığı diğer diyettir. Özellikle hipertansiyonu (yüksek tansiyon) hedeflemek için tasarlanmıştır. DASH diyeti, MIND diyetinden daha fazla meyve porsiyonu gerektirdiğinden Akdeniz diyetine benzer. Ayrıca MIND diyetinden daha fazla et ve süt ürününe izin verir. Buna karşılık, MIND diyeti DASH diyetinden daha fazla fındık yemeyi önerir.

Şu anda demans için etkili bir tedaviye sahip olmadığımız için, risklerimizi azaltmanın yollarını takip etmek, sağlık alanında birçok kişi için bir odak noktası haline gelmişken, diğerleri yeni tedaviler ve yaklaşımlar araştırmaya devam etmeye devam ediyor. MIND diyetine mükemmelden daha az bağlılıktan bilişsel faydalar bulmak, vücut ve beyin sağlığı arayışımızda cesaret verici bir gelişmedir.

Referans :
medicellsaglik.com.tr
tr.fertilityinstituteofva.com

Bir cavab yazın

Sizin e-poçt ünvanınız dərc edilməyəcəkdir.

Back to top button