News

Müşahedat Hasan Aycın Gazete Çizeri

Aycını dinleyenler onarılır, yeniden çatılır

Hasan Aycın’ın sohbet tadındaki konuşmalarını dinleyenler bilirler, ‘sözü yormadan’ muhatabını incitmeden ve sıkmadan, engin misaller dünyasından

Aycını dinleyenler onarılır, yeniden çatılır

Kimi insanlar vardır, tanıdığınıza gayet memnun olur, fırsat buldukça yanlarında olmak istersiniz. Hatta fırsat düşürmeye çabalarsınız. Yanlarında kendinizi bulursunuz. Çünkü bu insanlar bize verdiğimiz sözü hatırlatarak kim olduğumuz konusundaki zihin bulanıklığımızı giderirler. Peygamber Efendimizin (sav) zamanı ve mekânı yoksayarak gelen ve gönle su serpen güzel sözlerinden biri de ‘Mümin o kişidir ki, gördüğünüzde size Allah’ı hatırlatır’ sözüdür. İşte Hasan Aycın, böylesi güzel insanlardan bir ağabeydir.

Onu hepimiz bir büyüğümüz, ağabeyimiz ve çizer, sanatçı olarak biliriz. Birçoğumuz onun doyum olmaz, sanki yüzlerce yıl öncesinden seslenen sohbetini dinlemiş ve hayran kalmışızdır. Mütebessim çehresini halkalayan artık iyiden iyiye aklaşmış sakallarıyla en zor sünnetlerden birini yerine getirmenin huzuru içindedir adeta. Bıyık bırakmaktan bile imtina edildiği bir dönemde sakallarıyla teslimiyetini ortaya koyan Hasan Aycın Ağabeyden bir hatıra nakletmektir arzumuz.

Onu dinleyenler onarılır, yeniden çatılırdı

Hasan Aycın’ı ilk kez lise son sınıf öğrencisiyken okuldan arkadaşım olan Harun Selman’ın kolumdan tutup götürmesi sayesinde Topkapı’daki Aycan Grafik’te görmüştüm. İlk karşılaştığımızda gerek arkadaşımın babası olması hasebiyle gerekse de bir edebiyatçı büyüğüm olması nedeniyle eline sarılmıştım. Elbette öptürmemişti.

Hasan Aycın’ın sohbet tadındaki konuşmalarını dinleyenler bilirler, ‘sözü yormadan’ muhatabını incitmeden ve sıkmadan, engin misaller dünyasından örnekler getirerek ve elbette sözü muhakkak 66’ya bağlayarak konuşurdu. Ümitsizlik, çaresizlik yoktu konuşmalarında. Onu dinleyenler onarılır, yeniden çatılırdı.

Aycın’ın yazdıklarını okuduğumuzda, sohbet havasını, ruhunu duyabiliyorsunuz

Hasan Aycın yazmıyordu o vakitler, sonra sonra başta Keloğlan Masalları, sonra Müşahedat adını verdiği hatıralar olmak üzere yazmaya da başladı. İlk olarak Yedi İklim sayfalarında okuduğumuz, sonra Hece Yayınları tarafından kitaplaştırılan, son olarak da İz Yayıncılık tarafından yeni baskıları yapılan Hasan Aycın’ın hatıraları Müşahedat, hem edebî anlamda hem de kültürel anlamda önemli bir eser. Henüz tamamlanmamış bir hüviyet taşıyan Müşahedat bize çizer Hasan Aycın’ın sanatkârlığı kadar yazar Hasan Aycın’ın sanatkârlığının derinliğini de gösteriyor. Mümkün olan en kısa zamanda günümüze doğru gelmesini, güncellenmesini temenni ettiğimiz Müşahedat, okurlarına anıların getirdiği kuru bilgiler değil, edebî bir lezzet ve mümince bir bakış sunuyor.

İlerleyen yıllarda Esrarname, Sahipkıran, Bin Hüseyin gibi klasik anlatının çağdaş birer örneği olarak nitelenebilecek eserler de kaleme aldı Hasan Aycın. Bugün artık hem bir hikâye anlatıcısı hem de bir hikâye yazarı olarak edebiyat dünyamızın önemli burçlarından biri olmuştur Hasan ağabey, çizerliğinin yanında. Hasan Aycın’ın yazdıklarını okuduğumuzda, sohbet havasını, ruhunu alabiliyor, duyabiliyorsunuz. Nakşibendiyye yolu sohbetten geçermiş. Sohbetler sayesinde nice insanlar ermiş ve sınırsız zenginliklere ulaşmış. Bundan olsa gerek bu toprakların tarihi incelendiğinde, doğusundan batısına kuzeyinden güneyine sohbetin birleştiriciliği ortadadır.

Hasan Aycın’dan çok şey öğrendim. Sezai Karakoç’u, Nuri Pakdil’i, İsmet Özel’i, Atasoy Müftoğlu’nu ve Rasim Özdenören’i tavsiye etmişti okumam için. Nuri Pakdil’i ve Atasoy Müftüoğlu’nu ilk kez ondan duymuştum. Pakdil’in kitaplarını bulamayacağımı, baskılarının olmadığını, onları amcamın kütüphanesinden alarak okumamı söylemiş ve kütüphanemin ilk Sezai Karakoç kitaplarını da (yanılmıyorsam 12 adet) Hasan Ağabey hediye etmişti. Okuma heveslisi bir gence ilk elde tavsiye edilebilecek İslam duyarlığı taşıyan önemli yazarlardı bunlar. Biz de bugün bizden kitap tavsiyesi isteyen gençlere yukarıdaki isimleri salık veriyoruz.

Onun tasarladığı kitap kapakları sanatlı, özgün işlerdi

Bursa İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nden mezun olmasına rağmen alanıyla ilgili herhangi bir iş yapmayan Hasan Ağabey, üniversite yıllarında keşfettiği çizerlik yeteneğinin getirisiyle geçimini grafikerlik yaparak sağlıyordu. İlk çizgilerini Mavera dergisinde yayınladı. Daha sonra Yedi İklim ve Kayıtlar’da da çizgiler yayınlayan Hasan Aycın, Hece, Hece-Öykü, Birdirbir, İtibar, Mostar, Yeni Şafak, Milli Gazete gibi birçok dergi ve gazetede çizgiler yayımladı, yayımlıyor.

Hasan Ağabeyin yaptığı kitap kapakları özellikle anılması gereken sanatlı, özgün kapaklardır. Örneğin Özgün Yayınları’nın edebiyat serisinden çıkan roman ve hikâye kitaplarının kapakları, Nehir Yayınları’nın düşünce serisinden çıkan kitapların özellikle Atasoy Müftüoğlu kitaplarının kapakları, Hasan Ağabeyin bu konudaki uzmanlığını, sanatkârlığını göstermektedir. Hasan Aycın bu yayınevlerinin dışında, Yeni Boyut, Yeni Ufuklar, Buruc, İlke, Yedi İklim, Dünya, Esra, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları başta olmak üzere birçok yayınevinin de kapaklarını yaptı.

Unutulmaz bir hatıra: Sünnete ittiba konusunda duyarlık

Yukarda söylemiştik, Hasan Ağabey, muhatabını incitmezdi. Bir defasında bir kahvaltı sofrasındaydık. Dört kişiydik sofrada hatırlayabildiğim kadarıyla: Hasan Ağabey, oğlu Harun Selman, bu fakir ve o sıralar orta ikinci sınıfa geçmiş bir delikanlı. Genç, sofraya birkaç kez sol eliyle uzanınca, Hasan Ağabey onun elini kolundan kavrayarak Peygamber Efendimizin ve ashab-ı kiramın bir yemek faslını anlattı. İşte o yemekte sol eliyle yemek yiyen sahabeyi, Efendimiz (sav)  kolundan tutuyor ve ona: ‘Sakın sol elle yeme; sol elle yersen şeytanlar da seninle beraber yer.’ diyor. Hasan Ağabey bir taraftan bunları söylüyor, bir taraftan da gencin sol kolunu sallıyordu. Bu mevzuyu, âlemlere rahmet Peygamberimizin (sav), çağları aşan ve aydınlatan bir kutlu sözüyle bitirelim: “Allah o insandan razı olsun ki herhangi bir kimseden bir hadis-i şerifi dinleyip onunla amel ede ve başkasına da tebliğ ve rivayete sebep ola.”

İstanbul’da yaşayan müminler Hasan Ağabeyin Balıkesir’e baba ocağına dönüşünden çok şey kaybettiler. En azından sohbetine erişebilmek için mesafe kat etmek mecburiyeti hâsıl oldu. Ancak Hasan Aycın’ın kapısının her zaman açık olduğunu biliyoruz ve bunu gidenlerden işitiyoruz. Ömer Lekesiz’in tabiriyle bir tekke idi Hasan Aycın’ın dükkânı. Bu münasebetle tekkeden ve sohbetten uzak kaldı İstanbullular.

Neyse ki Türkiye’de yaz ve kış var. Hasan Aycın da kış mevsimini İstanbul’da geçiriyor. İstanbul’da olduğu kış mevsimi boyunca da her Cuma günü, Yedi İklim dergisinin Cuma toplantılarına katılıyor.

Çok yönlü kişiliğiyle İslamcı sanatçılar, yazarlar üzerinde hakkı olduğunu düşündüğüm Hasan Aycın’ı son 30 yılda parçalanan, bölünen, pörçükleşen edebî kamumuzun tutkalı olarak görüyorum.

İsmail Demirel, hakikatli bir ağabey tanımanın memnuniyetiyle yazdı

Not: Manşetteki görsel Nihayet dergisine aittir.

Yorumunuz Onaylanmak Üzere Gönderildi

ismailciğim.hasan aycın’ın ilk karikatürlerini yeni devir gazetesi’nde (1977 ya da 1978 olabilir) yayınlandı.gazetede düzenlediğimiz ve haftada bir yayınlanan sanat edebiyat sayfasında daha sonra da düşünce yazılarının yer aldığı sayfada yer verdik çizgilerine. ayrıca akabe yayınları ve insan yayınları’nın kapak tasarımlarında hasan aycın’ın büyük emeği vardır.ilk kapak tasarımlarının, orjinal kapakların hazırlanmasında yazıevi grafik ve hasan aycın’ın adı unutulmamalıdır.

Ada’m gibi adam

Çizgilerin duası… – Son dakika haberler

Çizgilerin duası…

Çizgilerin duası... - Son dakika haberler

Çizgilerin duası…

Sayfamızda ve merkezî edebiyat dergilerinde çizgilerini gördüğümüz Hasan Aycın, Müşahedat ve Güneşin Altında adlı iki kitabı ile bu sıcak yaz günlerinde yazar olarak da okurlarına merhaba dedi. Her iki kitap da İz yayıncılıktan çıktı. Müşahedat kelimesi müşahade kelimesinin çoğulu. Müşahede sözlükte, görme, gözlem olarak açıklanıyor. Müşahade etmek aslında hadiselere, yaşananlara şahitlik etmek, modern tabirle ise tanık olmaktır. Anılarımız, hatıralarımız bizzat kendimizin şahitliğinde yaşadığımız hadiselerdir. Müşahedat, Hasan Aycın ın şahitlik ettiği, yaşadığı, gördüğü ve gözlemlediği hadiseleri bir hikâye tadında ve berraklığında okurlara sunuyor. Başta Aycın ın kişisel meselesi olarak görebileceğimiz bu hadiselerin aslında hepimizi ilgilendiren, hepimizi sarsan, hepimizi heyecanlandıran tarafları olduğunu sayfalar arasında yol aldıkça fark ediyoruz. Çünkü Anadolu da olmak, yaşamak, bulunmak bu toprakların hepimiz üzerinde var ettiği ortak kederi ve kaderi sahiplenmek demektir. Bu bakımdan bu toprakların tayin ettiği kader az çok hepimizde ortaktır. Müşahedat ın alt başlığında yer alan “Hayata merhaba” ifadesi hem kitabın içeriği hakkında bir fikir verirken hem de hayat sınavına tâbi olan bizlere de sıcak bir tebessüm olarak sunuluyor. Elli iki yılı devirmiş bir yazar ve çizer olarak Aycın, kendi hayat karelerinden tadımlık anılar ve anlar sunarken bu anıların ve anların merkezine sıcaklığı, içtenliği, burukluğu, samimiyeti koymayı ihmal etmiyor. Her ne kadar zaman zaman anlattıklarında kendisi yokmuş gibi davransa da bunun gerçekte böyle olmadığını, yazarın aynı zamanda bu hadiselerin kahramanı olarak merkezde yer aldığını görüyoruz. Şüphesiz bu kitapta merkezde yer alan, daha açık bir ifade ile Hasan Aycın ın da kahramanı olan birisi var; yazarın dedesi. Aycın ın hayatında ve anılarında dedesinin emekleri ve katkısı bir çınar gibi kendini belli ediyor.Yoklukların, acıların, dertlerin, gurbetliklerin ortasında dede, evlatları için mukaddes bir hayat kurmaya çalışan, sadece dünya için değil ahiret için de hazırlık yapan bir manevi büyük olarak bu hatıralarda yer alıyor. Aslında birbirini tamamlayan Müşahedat ve Güneşin Altında, ortaya sanatı ve hayatı hakkında sağlam fikirler edineceğimiz bir yazar ve çizer portresi sunuyor. Müşahedat ta kendi kalemi ile kendi hayatı hakkında çok önemli ayrıntılar sunan Aycın, Güneşin Altında kitabı ile de çizer kimliğini ortaya çıkaran söyleşileri bir araya topluyor. Bugüne kadar Hasan Aycın ın çizgilerini takip edenler veya bu çizgiler hakkında az çok bir fikir sahibi olanlar ortada pürüzsüz bir bütünlüğün olduğunu fark edeceklerdir. O bütünlük aynı zamanda sanatçı olmanın ve böyle kalmanın en önemli anahtarıdır. Hasan Aycın, hüzünlerini, dertlerini, acılarını, fikrini, sorumluluğunu hiçbir zaman şahsîleştirmemiş ve üstelik sanatı ile hayatı arasında zıtlık tesis etmemiş bir sanatçıdır. İlk çizgisi 3 Şubat 1978 tarihinde Yeni Devir gazetesinde yayınlanan Aycın ın aradan geçen bunca zamana rağmen karikatürist unvanını almamış/kullanmamış olması pek çoğumuza tuhaf gelebilir. Aycın, ısrarla çizgi sanatında eser veren bir sanatçı olarak öne çıkmış, karikatür çizmeyerek de kendi sınırlarını ve alanını doğru ve sağlam bir zemine oturtmuştur. Sanırım, karikatür ve karikatürist kelimelerinin anlamlarına bakmak ve bunları bilmek, Hasan Aycın ın çizgisinin önemini bir kat daha arttıracaktır gözümüzde. Karikatür için sözlük; İnsan ve toplumla ilgili her tür olayı konu alarak abartılı bir biçimde veren, düşündürücü ve güldürücü resim. Mecazen, Beceriksizce yapılmış şey, taslak, anlamlarını veriyor. Aycın ın çizgilerinde yaklaşık otuz yıldır, güldürücülük değil, düşünce, fikir, sorumluluk ve bir yük görüyoruz. Bir eğlence olarak değil, adeta bir dua ve tefekkür aracı olarak çiziyor Aycın ve bizler de o gözlerle bakıyoruz bu çizgilere. Aycın ın çizgilerini yakından takip edenler, onun kudretli bir şair ve maharetli bir hikâyeci gibi düzenli olarak “edebiyat” dergilerinde çizgi yayınladığını fark edeceklerdir. Mavera, Yönelişler, Aylık Dergi, Yedi İklim, İslâm, Kardelen, Hece, Hece Öykü gibi dergiler Aycın ın sanatında ve biyografisinde önemli kilometre taşları olarak yazılmaya devam edecektir. Onun tercihini karikatür dergilerinden yana değil de edebiyat dergilerinden yana kullanmış olması çizgileri ile dile getirdiği mesajın değerini şüphesiz arttırmıştır. Düşünce Sayfamızda onun çizgileri ile sunulan ortak fikir, düşünce ve duygu dünyası hepimiz için büyük değer taşıyor. Burada yer alan yazılar, çizgiler ile desteklendikçe ve bir bütünlük oluşturdukça doğru bir zeminde olduğumuza dair inancımız daha da kuvvetlenecektir.

27 Tem 2007 – 08:14Gündem

Yorumunuz yarım kaldı, devam etmek için üstteki yoruma, silmek için buraya tıklayın

Kırmızı alanlar eksik veya hatalı girildi. Lütfen bu alanları düzeltip tekrar gönderelim

Yorumunuz için teşekkürler, en kısa sürede gözden geçirilip yayınlanacaktır

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

Şimdi oturum açın, her yorumda isim ve e.posta yazma zahmetinden kurtulun. Oturum açmak için bir hesabınız yoksa, oluşturmak için buraya tıklayın.

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın…

+90 (212) 697 10 00 Reklam bilgi

Referans :
www.dunyabizim.com
www.milligazete.com.tr

Bir cavab yazın

Sizin e-poçt ünvanınız dərc edilməyəcəkdir.

Back to top button