News

Bilim insanları psikolojik sorunları tespit edebilen kan testi geliştirdi!

Türk bilim insanları, gebelikte kan uyuşmazlığını 10 dakikada saptayan test kiti geliştirdi

Türk bilim insanları, gebelikte kan uyuşmazlığını 10 dakikada saptayan test kiti geliştirdi. Girne Üniversitesi Tıp Fakültesinden Prof. Dr. Levent Kayrın ve Yrd. Doç. Dr.

Türk bilim insanları, gebelikte kan uyuşmazlığını 10 dakikada saptayan test kiti geliştirdi

Girne Üniversitesi Tıp Fakültesinden Prof. Dr. Levent Kayrın ve Yrd. Doç. Dr. Umut Kökbaş bebekte sarılık, anemi, beyin hasarı, kalp yetersizliği ve hatta tedavi edilmezse ölüme yol açabilen Rh kan uyuşmazlığının tespit edilmesine yönelik hızlı ve güvenilir bir test yöntemi geliştirerek patent aldı.

Rh uyumsuzluğu, annenin kan grubunun Rh negatif, bebeğin ise Rh pozitif olması halinde karşılaşılan riskli bir durum. Gebelik sırasında anne kanına geçen bebeğe ait Rh pozitif kan hücrelerinin annenin bağışıklık sistemini uyardığını ve annenin vücudunun bu hücreleri tehdit olarak görerek antikor ürettiğini ifade eden Prof. Dr. Levent Kayrın, bu antikorların da bebeğe ait kan hücrelerini parçalayarak ciddi bir tehlike yarattığını söyledi. 

Bu nedenle anne adayının kan grubunun Rh negatif, babanın ise Rh pozitif olması halinde bebek ile anne arasında kan uyuşmazlığı olup olmadığının saptanması çok büyük önem taşıyor. Prof. Dr. Kayrın, günümüzde Rh tayininin zaman alıcı ve pahalı bir yöntem olması sebebiyle Rh uyumsuzluğu riski olan gebeliklerde önlem olarak anne adaylarına gebeliğin 28’inci haftasında ve doğumdan sonra 72 saat içinde kan uyuşmazlığı iğnesi yapıldığını söyledi. Kan uyuşmazlığı riskinin anne üzerinde yarattığı endişe ve stres, gebeliği olumsuz etkileyebiliyor.

Prof. Dr. Levent Kayrın ve Yrd. Doç. Dr. Umut Kökbaş’ın geliştirdikleri test yöntemi ise gebeliğin 8’inci haftasında kan uyuşmazlığı olup olmadığını tespit edebiliyor.

Girne Üniversiteli bilim insanları, nanopolimer tabanlı bir biyosensör sistemi uygulayarak, Rh uyuşmazlığı riski bulunan anneden alınan 5 mL kandan 10 dakika içerisinde bebeğin Rh değerini belirleyebiliyor. Böylece patenti de alınan yeni nesil test kiti ile bebekte kan uyuşmazlığının olup olmadığı hızlı bir şekilde anlaşılabiliyor. Prof. Dr. Levent Kayrın, test sonucunda bebeğin kan grubunun Rh negatif olarak belirlenmesi halinde anne ile bebek arasında kan uyuşmazlığı olmadığını gösterdiğini söyledi. Prof. Dr. Kayrın, gebelik açısından risk taşımayan bu durumda anneye, kan uyuşmazlığı iğnesi yapılmasına, herhangi bir ek tedaviye gerek kalmadığını ve normal takibe devam edildiğini belirtti. 

Prof. Dr. Levent Kayrın, şu ifadelere yer verdi:

“Bebeğin kan grubu Rh pozitif olarak tespit edilirse anne ve bebek arasında kan uyuşmazlığı riski vardır ve bebeğin korunması için kan uyuşmazlığı iğnesinin mutlaka yapılması gereklidir. Gebelik çok daha yakından takip edilir ve bebekte kan uyuşmazlığının neden olabileceği ultrason bulguları aranır.”

Yrd. Doç. Dr. Umut Kökbaş ise bebeğinde kan uyuşmazlığı olup olmadığını önceden öğrenebilmenin, anneleri psikolojik olarak rahatlatarak daha sağlıklı bir gebelik geçirmelerini sağlayacağına vurgu yaptı. Dr. Umut Kökbaş, geliştirdikleri testle kan uyuşmazlığı riskini önceden belirleyerek anneye gereksiz bir enjeksiyon yapılmasının da önüne geçmiş olacaklarını söyledi. 

Prof. Dr. Levent Kayrın ve Dr. Umut Kökbaş’ın geliştirerek patent aldığı test yönteminin yaygın olarak kullanılması, kan uyuşmazlığı riski bulunan gebelikler için büyük bir kolaylık sağlayacağı öngörülüyor. Patenti alınan test kitinin üretimi içinse çalışmalar sürüyor. Test kitinin yakın zamanda üretilerek kullanıma sunulması planlanıyor. 

Down sendromu için yeni test

ABD’de, ekim ayından beri uygulanan yeni bir kan testi, anne karnındaki bebeğin down sendromu olup olmadığına yönelik daha güvenilir sonuçlar sağlıyor.

Down sendromu için yeni test

Almanya’da 100 bin kadar Down sendromlu insan bulunduğu tahmin ediliyor. 21’inci kromozom çiftinde bir tane kromozomun fazla olmasıyla ortaya çıkan down sendromu, çocuklarda zihin hasarına neden oluyor ve neredeyse bir ömür boyu özel bakım ve ilgi gerektiriyor.

Hamile bir kadın, karnındaki bebeğin down sendromu olmadığından emin olmak istiyorsa, doktor anne rahminden sıvı alınmasını içeren bir uygulama olan amniyosentez yapabiliyor. Ancak bu işlem hamilelik için küçük bir risk demek ve çoğu kadın bu uygulama konusunda pek istekli değil. Almanya’da her yıl sadece 70 bin kadın amniyosentez yaptırıyor.

Berlin’deki Doğum Öncesi Tanı ve İnsan Genetiği Merkezi’nden Dr. Michael Entezami, “Amniyosentez, yüzde 0,3 ile yüzde 1 arasında değişen bir risk taşıyor. Uygulama, düşüğü tetikleyebiliyor” şeklinde konuşuyor.

Ancak bu yıl Down sendromu olasılığını tespit eden yeni bir test Almanya’da uygulanmaya başlanacak.

ABD’de uygulanıyor

Geçtiğimiz mart ayında Down sendromu kan testine ilişkin Kıbrıs’ta yapılan bir araştırmanın sonuçları Nature Medicine dergisinde yayınlanmıştı. Test 2011 yılı ekim ayından beri ABD’de uygulanıyor.

Bilim adamları mart ayında yazdıkları makalede, “Müdahale gerektirmeyen bu yöntem, şu anda normal hamileliklerde daha müdahaleci bir işlem gerektiren testlerin yol açtığı düşük riskini ortadan kaldırıyor” ifadelerine yer vermişti.

‘Diğer testlerle birlikte yaptırılmalı’

Hamile bir kadının kanı sadece kendi genetik kodlarını değil aynı zamanda bebeğin genetik kodlarının yüzde 5’ini de içeriyor. Genelde plasentanın dokusu çocuğun dokularıyla genetik benzerlik içeriyor. Dolayısıyla doktorlar genetik bir hasarın varlığını gözlemleyebilir.

Doktorlar, bu genetik maddeyi inceleyerek, Down sendromuna yol açabilecek genetik tekrarların var olup olmadığını hesaplayabilir. Dr. Entezami, testin yüzde 98 oranında doğru sonuçlar verdiğini söylüyor ancak aynı zamanda anne adaylarına kan testini diğer testlerle birlikte yaptırmalarını öneriyor.

© Deutsche Welle Türkçe

Marieke Degen / Çeviren: Başak Sezen

Editör: Ercan Coşkun

Meme kanserini tespit eden kan testi geliştirildi – Sputnik Türkiye

Meme kanseri ile mücadelede erken teşhis hayat kurtarıyor. Alman biliminsanları, meme kanserini tespit eden kan testi geliştirdiğini açıkladı. Araştırmalar testin yüzde…

Meme kanserini tespit eden kan testi geliştirildi - Sputnik Türkiye

Meme kanseri ile mücadelede erken teşhis hayat kurtarıyor. Alman biliminsanları, meme kanserini tespit eden kan testi geliştirdiğini açıkladı. Araştırmalar testin yüzde 75 başarılı olduğunu gösteriyor.

DW’nin haberine göre, kan testi hakkında 500 meme kanseri hastası üzerinde yapılan denemeler, testin yüzde 75 başarılı olduğunu ortaya koydu. Meme kanserine yönelik kan testinin gelecek yıl kullanıma sokulması hedefleniyor.

Ancak teste şüpheyle yaklaşanlar da var. Alman Kanser Araştırmaları Merkezi’nden yapılan açıklamada araştırma sonucu hakkında köklü bir bilim dergisinde yayınlanmadan yorum yapmanın spekülatif olacağı vurgulandı.

Düsseldorf Üniversitesi’nin Kadın Hastalıkları Kliniği’ni yöneten Tanja Fehm de haberin heyecan verici olduğunu ancak kan testinin rutin kullanıma alınması için daha fazla zamana ihtiyaç olduğunu söyledi.

Erken teşhis meme kanserinde hayat kurtan öneme sahip. Erken teşhis sayesinde hastaların yaklaşık yüzde 95’i sağlığına kavuşabiliyor.

2018 yılında 627 bin kadın meme kanseri nedeniyle hayatını kaybetti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre bu oran geçtiğimiz yılki kanser ölümlerinin yüzde 15’ine tekabul ediyor.

Kan testi ile kanseri 4 yıl öncesinden teşhis etmek mümkün olacak mı?

PanSeer testi ile kanserin erken teşhisi. Likit / kandan biyopsi ve kanser teşhisindeki önemi.

Kan testi ile kanseri 4 yıl öncesinden teşhis etmek mümkün olacak mı?

Kanser tedavisi ileri evrelerde halen istenildiği kadar yüz güldürücü değildir. Bu nedenle kanseri erken evrede yakalamak, bu hastalığın sonuçlarını iyileştirmek için en temel strateji olmaya devam etmektedir. Erken teşhisin mümkün olduğu durumlarda, hayatta kalma oranları cerrahi müdahale ile tümör vücuttan uzaklaştırılarak veya ilaç ile tedavi sağlanarak artış göstermektedir. Yapılan araştırmalar, 5 yıllık sağ kalım oranının erken teşhis edilen kanser hastaları için %91 iken, ileri evrede teşhis edilmesi durumunda ise 5 yıllık sağ kalım oranı genel olarak %26’ya kadar düşmektedir. Bu sonuçlar, kanserin olabildiğince erken teşhis edilmesinin son derece önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

Şu anda, kolonoskopi, prostat spesifik antijen, mamografi ve servikal sitoloji dahil olmak üzere birkaç kanser türü için sınırlı sayıda tarama testi bulunmaktadır (bakınız tüm kanser tarama testleri). Ancak, bazı testlerin etkinliğine dair soru işaretleri bulunmaktadır. Pek çok kanser türü etkili girişimsel olmayan (vücut bütünlüğünü bozmayan, non-invaziv) erken tarama seçeneğinden yoksundur.

Son zamanlarda, kanda dolaşan tümör DNA’sı (ctDNA) umut verici bir kanser biyo-belirteci haline geldi. Likit biyopsi, yani kan testi ile ctDNA saptanmasının, kanserin saptanmasında girişimsel olmayan bir yöntem olmakla birlikte, ileri evre kanserlerde kişiye özel tedavi yöntemlerinin belirlenmesi ve tedavi sonrasında vücutta varsa kalan kanserin belirlenmesinde yararlı olduğu saptandı. Ancak, kullanılan tanı testlerinin pek çoğu daha önceden kanser teşhisi konulan hastalarda kanseri tespit etmeye odaklanmaktadır. Bunun yanında az sayıda çalışma sınırlı sayıda kanser tipinde teşhis konulmadan önce, kanserin varlığını tespit etmeyi başardı. ctDNA’nın erken tanıda sağladığı avantajlarının yanında, sahip olduğu bazı sınırlamalar kullanımını zorlaştırmaktadır. Özellikle erken evre kanserlerde plazmada bulunan kanser DNA miktarının az olması, yöntemin etkinliğini azaltmaktadır. Tipik ctDNA mutasyon taraması için kullanılan testler hataya yatkın olabilmekte ve bu durum testin güvenilirliğini azaltmaktadır. Aynı zamanda tümör hücrelerinin evrimsel doğası çok fazla miktarda mutasyonun oluşmasına ve bu da sonuca ulaşmak için taranması gereken mutasyonların artmasına neden olmakta ve işleri zorlaştırmaktadır.

Tüm bu eksiklikler, bilim insanlarını olabildiğince yüksek doğrulukta ve erken dönemde kanserin farklı bölgelere sıçramadan teşhis edilmesi ve tedaviden en iyi yanıtın alınması için kullanılacak tanı yöntemini araştırmaya yönlendirmektedir. Nature Communications adlı dergide 21 Temmuz’da yayımlanan bir çalışma kan testi ile herhangi bir semptom göstermeden önce kanserin teşhis edilmesini sağlayarak büyük umut oldu.

Çalışmada yer alan Kun Zhang, sonuçların önemini şu sözlerle özetliyor; ”Yaptığımız çalışma ile, kişilerden toplanan ve analiz edilen kan örnekleri ile yaklaşık olarak 4 yıl öncesinden kanseri teşhis etmeyi başardık. Bu daha önce yapılmamış bir çalışmaydı”. Kanser için kan testlerini geliştirme çabaları, tipik olarak hastalık teşhisi konan kişilerden kan örneklerinin toplanmasını içermekteydi. Sonraki basamak olarak, genellikle genetik mutasyonlar, DNA metilasyonu (DNA’da meydana gelen epigenetik değişiklikler) veya belli kan proteinlerinin analizi yapılarak, kanser hücrelerinin toplanan kan örneklerinde doğru bir şekilde tespit edilip edilmediği araştırılmaktaydı.

Geçmişte sürdürülen bu yöntemin aksine yeni çalışmada Zhang ve çalışma arkadaşları herhangi bir kanser teşhisi almadan önce kişilerden kan örnekleri toplamaya başladı. 2007 yılında başlayan çalışmada, 123 binden fazla sağlıklı bireyden örnekler alındı ve ilerleyen 10 yıl içerisinde yaklaşık 1.000 kişide kanser tespit edildi. Araştırmacılar mide, özofagus (yemek borusu), kolorektal (kalın bağırsak), akciğer ve karaciğer gibi en yaygın gözlenen kanser türleri için test geliştirmeye odaklandı. PanSeer isimli geliştirilen testte, genetik aktivitenin değişmesine yol açan epigenetik bir grubun DNA’ya eklenmesi (DNA metilasyonu) tespit edilmektedir. Bu tespit yönteminin seçilme nedeni, geçmişte yapılan pek çok çalışmada anormal DNA metilasyonunun pankreas ve kolon kanseri de dahil olmak üzere çeşitli kanser türlerine işaret edebileceğinin gösterilmiş olmasıdır.

Bu testte temel prensip, kan örneğinden DNA’yı izole ederek öncelikle kanser varlığını gösterme şansının en yüksek olduğu 500 gen bölgesinde DNA metilasyonu ölçümü yapmaktır. Bir algoritmaya dayalı bu yöntemde, bulgular sonucunda kişinin kanser olma olasılığını gösteren tek bir puan gösterilmektedir. Araştırmacılar, kanser geliştiren 191 katılımcının ve aynı sayıdaki sağlıklı bireyin kan örneklerini test etti. Çalışma sonucunda, kabaca %90 doğruluk ve %5 yanlış pozitif oranla belirtiler ortaya çıkmadan 4 yıl öncesinden kanser tespit edebildi.

Araştırmada yer almayan bilim insanları tarafından önemli bir çalışma olduğu bildiren PanSeer testinin klinik olarak da kullanılabilmesi için, farklı araştırmacılar tarafından bağımsız olarak test edilmesi ve benzer sonuçların alınması durumunda klinik uygulamaya geçilmesinin kanser teşhisi ve tedavisinde önemli gelişmeler sağlayacağı belirtildi. Önemli avantajlar sağlamakla birlikte yanlış pozitif sonuçlar verme riski olduğu için, testin öncelikle yüksek risk gurubundaki kişilere uygulanmasının daha iyi olacağını belirten Prof. Usha Menon, doktorların belli bir kanser türünü belirleyebilmek ve yanlış pozitif durumları ortadan kaldırabilmek için ikinci bir test panelinin tasarlaması gerektiğini vurgulamaktadır. Yeni çalışmaların yapılması gerektiği düşüncesine katılan Zhang, testin yaşam kaybı oranı çok yüksek olan kanser türlerinde büyük farklılıklar yaratılabileceğini ve özellikle pankreas kanserine ilişkin çalışmalarının devam ettiğini belirtmektedir. Moleküler patolog Colin Pritchard’ın çalışma için yorumları ise şu şekildedir; “Geliştirilen bu kan testleri ulaşılabilir olduğunda dahi ,muhtemelen tüm kanserler belirti verir hale gelmeden önce tespit edilemeyecek. Her kanser farklı büyüme özelliği göstermektedir. Çok hızlı büyüyen kanserlerde, yılda bir kez tarama yapılıyor olsa bile erken dönemde tespit edilemeyebilir. Diğer yandan, kan plazmasında ölçülebilir bir sinyal üretmedikleri için bazı tip kanserlerin kan testi ile tespit edilmesi mümkün değildir. Şu an için doğru kan bazlı tarama testi olmasa da bu konuda ki çalışmalar hızla devam etmekte. Bu başarması imkansız olmayan bir süreçtir.”

Yapılan çalışmanın sonuçları son derece heyecan vericidir. Özellikle yaşam kaybı oranının yüksek olduğu kanserler için erken tanı son derece önemlidir. Bu çalışmanın sonuçlarının öne sürdüğü gibi birkaç yıl gibi uzun bir süre öncesinde kanserin tespit edilmesi, kişinin doğru bir tedavi planı izlemesi ile yaşam kalitesini arttıracağı kesindir. Burada unutulmaması gereken nokta %5 oranında verilen yanlış pozitif sonuçlardır. Klasik kanser tarama yöntemlerinde belli oranda yanlış pozitiflik kabul edilebilir bir durumdur. Ancak henüz radyolojik olarak kanser ortaya çıkmadan önce likit biyopsi ile “yanlışlıkla” bir kişiye gelecekte yüksek ihtimalle kanser olacağı söylemenin hem tıbbi hem hukuki hem de etik bazı sorunları olacaktır. Likit biyopsilerin kanserin erken tanısında rutin olarak kullanılması için hem doğrulayıcı çalışmalara hem de hukiki altyapıya ihtiyaç vardır.

referans :
www.medimagazin.com.tr
www.dw.com
tr.sputniknews.com
www.drozdogan.com

Bir cavab yazın

Sizin e-poçt ünvanınız dərc edilməyəcəkdir.

Back to top button