News

Klasik Jaguarlar Geri Döndü

Loading the player...

Evinizin İyileştirici Gücü

Evinizin İyileştirici Gücü

Dekoratör Lucie McCullough öyle düşünüyor. Massachusetts’teki evini bir deney laboratuvarına dönüştürerek doğal, toksik olmayan materyallerin sağlık sorunları üzerindeki etkilerini test etti. Ama tarzından da ödün vermedi.

McCullough ailesinin dünyevi eşyalarıyla dolu hâlde Hong Kong’dan direkt gelen 12 metre uzunluğundaki konteyner eve ulaşalı henüz birkaç saat olmuştu ki aksırıp tıksırmalar geri döndü. Dolayısıyla kıtalar arası taşınmanın tam ortasındaki bir dekoratörün yapacağı gibi keyifle paketleri açmak ve her şeyi gönlünce yerleştirmek yerine Lucie McCullough, neden vücudunun çevresiyle anlaşmazlığa düştüğü sorusunun cevaplarını aramaya girişti. McCullough aylardır Hong Kong’da kendisini iyi hissetmiyordu ve burada, Birleşik Devletler’de onu hasta eden şeyin mobilyaları olduğuna iyice inandı.

Britanyalı eski moda tasarımcısı Lucie ve finansçı kocası Ronan, 10 yıl Asya’da yaşadıktan sonra Boston’un banliyö mahallesi Concord’da bir ev satın alıp ABD’ye taşınmaya karar verdi. “Ahşap çerçeveleriyle saltbox dedikleri türden geleneksel bir New England evi bulacağımızdan emindim” diyor McCullough. Ama hiç de öyle olmadı, doğrudan Kent’ten ışınlanmışı andıran 1940’lardan sıva kaplı, stükko bir eve görür görmez vuruldular. “Bölgedeki en İngiliz evdi” diye tarif ediyor McCullough; özellikle de iki açık şöminenin gürül gürül yanışını seyrederken. “Ayrıca önünde klasik bir bordo Jaguar duruyordu –gerçekten de bizim için oraya koymuşlardı!” Ancak sonunda sandıklar dolusu eşyayı ardiyeye kaldırmak zorunda kaldılar: Yaptırdıkları küf testleri pozitif çıkınca pitoresk rüyaları henüz kestiremedikleri bir geleceğe ertelenmişti.

Yaklaşık 18 ay sonra McCullough üçüncü çocuğuna hamileydi (şu anda dört tane var) ve evde tadilat yaptırmaya hazırlanıyordu. Eşiyle birlikte uğradıkları yerel restoranda, yakınlardaki kasabada doğal ev eşyaları satan mağazadan söz eden biriyle tanıştılar. “Ertesi sabah hemen oraya gittim ve dükkân sahibi doğal inşaat uygulamalarını detaylıca anlattı” diyor McCullough. “Ertesi Pazartesi bu kez Santa Fe uçağındaydım!”

McCullough’ın New Mexico eyaletine geçmesinin sebebi Baubiologie adıyla Almanya’da temelleri atılan Yapı Biyolojisi, yani toksik olmayan inşaat uygulamalarını derinlemesine araştırmaktı. Bu standartlar ve uygulamalar hem çevreyi hem de binada yaşayanların sağlığını ön planda tutuyordu. O yüzden bir çeşit damar hastalığıyla dünyaya gelen ve Hong Kong’ta aşırı alerjik tepkiler geliştiren McCullough’ın derdine derman olurdu belki de.

Yapı Biyolojisi herkesin hayatına katkıda bulunmak amacıyla tasarlansa da bu uygulamalar kimyasallar, küf ve sentetik kokular gibi tetikleyicilerden ortalama bir insana oranla çok daha fazla etkilenerek çeşitli rahatsızlıklar yaşayan hassas insanlar için özellikle yararlı. McCullough da kendini o gruptan sayıyor.

Son yıllarda kapalı mekânların hava kalitesi daha sık ölçülerek sanıklar tek tek tespit ediliyor: Halı, boya, kompozit ahşap ve temizlik maddeleri içeriğinde uçucu organik bileşikler (VOC) taşıyan bileşenlerden sadece birkaçı. ABD Çevre Koruma Ajansı’na göre bazı kirletici maddeler kapalı mekânlarda açık havaya oranla iki ila beş kat daha fazla bulunuyor. Yenileme ve yıkım işlemleri eski toksinlerin havaya salınmasına (sökülen alçı paneller, yalıtım malzemeleri, vs.) yol açarak durumu daha da kötüleştirebilir. O yüzden McCullough’ın araştırdığı Yapı Biyoloji uygulamalarının giderek daha fazla ilgi çekmesi şaşırtıcı değil.

“İnsanlara çevreye duyarlı ev inşaatından bahsettiğinizde genellikle esnemeye başlarlar” diyor McCullough. “Ama onların ve çocuklarının sağlığını nasıl etkilediğini, nasıl hissettirdiğini anlattığınızda kulak kesilirler.”

McCullough New England’a dönüp sağlığı önceleyen bir tadilat sürecine girmeye azmettiğinde garip bir estetik çıkmazın içine düştü: Bir tarafta ömrü boyunca tutkuyla bağlı kaldığı küresel stil, diğer tarafta en iyimser ifadeyle organik brandadan yapılmış şık bir çadırı andıran tasarım dili… Ama özgeçmişine Meksika’daki bir yılın ardından Roma (kolejde Valentino için çalıştı), Milano (Ralph Lauren) ve Londra’nın (Vogue) yanı sıra İtalya (kadın ayakkabı ve lüks bir otel) ve Hong Kong’u (dekorasyon) ekleyen birini şahane bir ev tasarlamaktan ne alıkoyabilirdi ki?

Görünüşe göre hiçbir şey. Dekoratörün Asya’da geçirdiği 10 yıl, China Club’ın loş atmosferinin hüküm sürdüğü en gösterişli odalarda aşikâr. McCullough’ın sarsılmaz İngiliz tarzı da dramı yumuşatmak için her yerde hazır ve de nazır. Sonuçta burası bir aile evi. Parçaların çoğu çevreye ya da insan sağlığına yararlarını asla tahmin edemeyeceğiniz kökenlere ya da özelliklere sahip. McCullough geometrik altınbaşak desenli ipek halıyı Taj Mahal’deki bir detaydan esinlenerek tasarladı. Halının arka dolgusunda, tutkalında, boyasında ve kimyasal yıkama işleminde toksin madde yok; ipek liflerinden normalde mağazada satılan halılarda bulunan formaldehit de ayrıştırıldı. Ve öncesinde ardiyeye kaldırılan bir dolu mobilya, iskeletine kadar soyulup yeniden yapılarak eve geri döndü.

“Evi üçüncü cildimiz gibi algılamayı öğrendim” diyor McCullough, “ve tıpkı cildimiz ve giysilerimizde olduğu gibi doğal malzemelerle çevrelendiğimizde kendimizi daha iyi hissediyoruz. Ne kadar iyi hissettiğinizi fark edince de geri dönmüyorsunuz.” Yakınlardaki Lincoln kasabasından tedarik edilen havalı Platner yemek masası sandalyeleri –o kadar rahatlar ki misafirler kalkmak bilmeyince akşam yemeği partileri geç saatlere kadar uzuyor – yüzyıl ortası mimarileriyle ünlü, klasik parçalar. Ama daha önemlisi deri ve metalden yapılmış olmaları McCullough ve ailesinin rahat nefes almasını sağlıyor.

Üst kattaki ebeveyn yatak odasında 18. yüzyıl Shanxi hanedanlığı döneminden bir çift paravan, banyo kısmını yatak odasından ayırıyor. Ahşap oyma paravanlar yerlerine yerleştirilmeden önce kapsamlı bir tedaviden geçti: Hong Kong’da üzerlerindeki vernik tabakası soyuldu ve kekik yağı (küflenmeyi engelliyor) içeren doğal bir karışım sürüldü; kutulandı, nakledildi ve nihayet burada toksik olmayan bir lakeyle cilalandılar. Görünüşe göre bir konteynerde aylarca kalmak gerçekten de küf sporlarına davetiye çıkarmak anlamına geliyormuş.

İnsan boyutlarındaki ahşap oyma Endonezya Buda’sının havuz locasında inzivaya çekilmesinin nedeni de bu.

Uslanmaz bir renk âşığı olarak McCullough için potansiyel toksik ticari boyaların yerine alternatifler bulmak çok önemliydi. Sağlık ve sürdürebilirliği önceleyen bir zihniyetle yenilenen evlerin çoğunda beton, sıva ve ahşap doğal hâllerinde bırakılmasına rağmen McCullough renk tutkusundan taviz vermedi. Mutfak, zemin kat ve koridorlar BioShield’in hava kalitesi bakımından en iyi senaryoyu üreten çünkü “duvarların nefes almasına müsaade eden” kil ve kireç bazlı formülleri ile boyandı. Daha neşeli renklere bürünen alanlarda da Ecos Paints’in geniş bir yelpazeye yayılan çevre dostu boyalarının yanı sıra sıfır emisyonlu AFM Safecoat ve Benjamin Moore Natura’yı tercih etti. “Odaların farklı ihtiyaçları var, o yüzden her alana kendi karakterini vermek, böylece anlam kazanmasını sağlamak istedim” diyor. Evin tasarım detaylarına Moğolistan, Butan ve hatta nakışlı kumaşlar ve halılar aradığı Tibet platosundaki Shangri-La dâhil Kuzey Asya’nın dağlık bölgelerine gerçekleştirdiği seyahatler damga vuruyor.

Öte yandan restorasyon sürecinde önlerine çıkan engellerden bazılarının sağlıkla bir ilgisi yok. “Amerikalıların vestiyer takıntılarıyla hakikaten mücadele etmek zorunda kaldım” diyor McCullough. Çin saraylarından aldığı ilhamla çözümü metal çiviler ve kocaman kulplarla donatılmış aşırı büyük sarı kapılardan oluşan bir duvarla dolabı gizlemekte bulmuş. Bu tona Middle Kingdom Yellow (Orta Krallık Sarısı) deniyor. “Çin esintili kapılar dendiğinde aklınıza kırmızı gelir, ama Ronan sarı dediğinde hemen Yasak Şehir’le bağlantı kurdum.”

Ve kaderin bir oyunu olsa gerek, McCullough, ailesi taşındığında iki oda zaten Çin’in geleneksel renklerindeydi; hâlâ da öyle: Yemek odasındaki kabartmalı kadife desenli, gece yarısı mavisi orijinal duvar kâğıdı ve Negroni Odası adını verdikleri kırmızı boyalı ve şömineli oturma odası. “İnsanlar sıcak bir atmosfere sahip, neşeli alanlara doğru çekilir” diyor. “Şömineyi yakar yakmaz çocuklar ‘Anne lütfen Negroni Odası’na gidebilir miyiz!’ demeye başlıyor. Küçücükken bile buna bayılıyorsunuz.” Ama elbette evin en iyi tarafları aslında göze görünmeyenler. “Hemen kendimi daha iyi hissetmeye başladım” diyor McCullough. “İnflamasyon düştü yani vücut ağrılarım azaldı, aralıksız aksırmıyorum. Artık ailemle oturup birlikte yaptığımız eve bakıyoruz. Hayatımı anlatan bir fotoğraf albümünün sayfalarını çevirmek gibi.”

Hazırlayan: Sophie Donelson

Fotoğraflar: Monica Spezia

Goodyear, Le Mans 24 Saat yarışına geri döndü

Goodyear, Le Mans’a uzun zamandır beklenen geri dönüşünü yaptı. 24 saatlik Le Mans maratonu için beş takım, Goodyear lastiklerini tercih etti. 19 Eylül Cumartesi günü Fransa’da, Türkiye saatiyle 15:30’da başlayacak olan Le Mans yarışı, 20 Eylül’de aynı saatte sona erecek. LMP2 sınıfında Goodyear lastikleri kullanan beş takım; Jota Sport, Jackie Chan DC Racing, Algarve Pro Racing, G-Drive Racing by Algarve ve Panis Racing olacak. WEC ve Avrupa Le Mans Serisinde önümüzdeki sezondan itibaren tüm LMP2 araçları Goodyear lastikleri kullanacak.

Goodyear, Le Mans 24 Saat yarışına geri döndü

Dünyanın en prestijli dayanıklılık yarışına bu yıl geri dönüş yapan Goodyear, Le Mans 24 Saat yarışında sahip olduğu 14 galibiyet rekoruna bir geri dönüş zaferi eklemeyi hedefliyor. 2006’dan bu yana Goodyear lastiklerinin sahne alacağı ilk Le Mans olan bu yılki mücadelenin, Fransa’da düzenlenen dayanıklılık yarışları klasiğinin son yıllardaki en hızlı yarış olacağı öngörülüyor.

COVID-19 pandemisi nedeniyle Haziran’dan 19-20 Eylül tarihine ertelenen 88’inci Le Mans yarışı, aynı zamanda FIA Dünya Dayanıklılık Şampiyonası’nda (WEC) bu sezonun sondan bir önceki turu. 14 Kasım’da 8 Saatlik Bahreyn turuyla sona erecek şampiyonluk mücadelesi öncesinde Le Mans’ın “iki kat puanlı” bir yarış olması, onu daha da önemli bir hale getiriyor.

Havanın daha serin olması nedeniyle son yılların en hızlı 24 Saatlik yarışlarından birine tanıklık edileceğini öngören Goodyear Dayanıklılık Programı Yöneticisi Mike McGregor, şunları söyledi: “Hava ve pist sıcaklığı, Haziran’a kıyasla kayda değer ölçüde düşük olacak. Havanın daha serin olması, aerodinamik sürtünmede azalma ve motor performansında artış ile daha fazla verimlilik sağlayacak. Lastik tarafında, yeni Goodyear ürün grubu ile bu sezon geçtiğimiz yıllara kıyasla daha yüksek bir tempo yakaladık. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda, Le Mans’da yeni bir performans rekoru görmememiz için hiçbir sebep yok.”

Le Mans’da lastik üreticilerinin karşılaştığı zorluklardan biri, WEC düzenlemelerinin tüm sezon için yalnızca üç kuru hava lastiği türüne izin vermesi. Bu durum Goodyear’ı, çok çeşitli pist sıcaklıklarına uyum sağlayabilecek bir ürün grubu geliştirmeye zorladı. Örneğin, Spa’da koşulan son turda Belçika’da alışılmadık düzeyde tropik hava koşulları nedeniyle pist sıcaklığı 42ºC’ye çıktı. Bir önceki sezon Spa’da pist sıcaklığı 7ºC olarak ölçülmüştü. Goodyear, Le Mans’da yumuşak “A” veya en yeni orta “B” lastiklere odaklanırken, Eylül ayında bir sıcaklık dalgası ihtimaline karşı üst-orta düzey “C” lastiklerini de hazır tutmayı planlıyor.”

McGregor sözlerine şunları ekledi: “Hedefimiz, takımlarımız için dayanıklılık performansı sağlamak, lastik değişikliği sayısını sınırlamak ve yakıt düzeylerinin düşük olduğu son anlarda maksimum performansı korumak. Le Mans’da iki Formula 1 yarışına eşdeğer bir mesafe kat ettikten sonra lastik değiştiriyoruz. O noktada, aracın yakıt yükü azaldığında, sürücü maksimum performansa ihtiyaç duyuyor. Spa’da yarışın bu bölümünün en hızlı araçları, Goodyear kullanan araçlar oldu.”

Bu yılın sıkışık takvimi nedeniyle, geleneksel Le Mans test günü, ancak yarıştan iki hafta öncesine planlanabildi. Yine de, Goodyear mühendisleri, pistlere geri dönüş için kapsamlı araştırmalar yürütüyor. McGregor, Goodyear mühendislerinin WEC pistleri konusunda nasıl yeni bilgiler edindiğini şöyle açıklıyor: “Her yarıştan aylar önce pisti ziyaret edip zemini inceleriz. Paul Ricard pisti gibi yakın tarihte yüzeyi yenilenmiş pistlerin zemini “mikro pürüzlü” olurken, Spa gibi eski pistlerde çok daha açık “makro pürüzlü” asfalt kullanılıyor. Son ziyaretimizin ardından zeminin nasıl değiştiğini görmek için zemini mutlaka yeniden tararız. Le Mans, pistin bir bölümünün kalıcı olarak yarış pisti, bir kısmının da halka açık karayolu olması nedeniyle, pist zemini yıl içerisinde önemli ölçüde aşınmaya maruz kalıyor. “

Eylül yağmuruna hazırız

Goodyear son yılların en hızlı Le Mans yarışına hazırlanırken, Goodyear mühendislerinin de sonbahar koşullarına hazırlandığını ifade eden McGregor“Geçen yıl Ağustos ayındaki geri dönüşümüzün ardından, geçen ay koşulan Spa yarışına kadar Goodyear tam ıslak zemin lastiklerini kullanmamız gerekmemişti. Takımlarımız ıslak zemin lastiklerinin oldukça dayanıklı olduğunu düşünürken, Spa’da geçirdiğimiz yağışlı dönem, Goodyear’ın çok yönlü ara koşul lastiği ile tam ıslak zemin lastiği arasındaki geçiş noktasının nerede olduğunu hesaplamamız için bol miktarda bilgi sağladı” diye konuştu.

Yeni normal, yeni prosedürler

Ülkelerin ve organizasyonların yapıldığı ülkelerdeki spor makamlarının her birinin uyguladığı düzenlemelere uymak, güvenli bir organizasyon geçirmek için büyük öneme sahip. Pandemi süreci nedeniyle, Goodyear, ekibini gruplara ayırarak ve sağlık ve güvenlik ekipmanlarına yatırım yaparak yarış organizasyonlarında izlediği süreçleri değiştirdi. Goodyear, Le Mans ekibi sekiz ülkeden uzmanlardan oluşuyor.

Goodyear Motor Sporları EMEA Direktörü Ben Crawley, konuyla ilgili olarak; “Bu, motor sporlarında rol alan herkesin, üreticilerin ve organizatörlerin zor zamanlarda uluslararası düzeyde çalışırken sporun devam etmesini ve herkesin güvende kalmasını nasıl sağladıklarının kanıtı” diye konuştu.

referans :
www.robbreport.com.tr
tr.motorsport.com

Bir cavab yazın

Sizin e-poçt ünvanınız dərc edilməyəcəkdir.

Back to top button