News

Her şeyi robotların yaptığı bir dünya nasıl olurdu?

Bir robot gelecek ve işinizi elinizden alacak – Webrazzi

Webrazzi internet girişimleri, sosyal medya, dijital pazarlama ve mobil konularına odaklı MENA bölgesinin en popüler teknoloji blogudur.

Bir robot gelecek ve işinizi elinizden alacak - Webrazzi

Oğlum Çınar’ın, henüz 5 yaşındayken o meşhur tekerlemeyi “Bir robot bir robota gel beraber robotistanda bir robot dükkanı açalım demiş” şeklinde söylediğini duyunca küçük bir irkilme yaşamıştım. Robotlar gümbür gümbür geliyorlar ve biz buna gerçekten hazır mıyız?

Patronunuz bir gün sizi odasına çağırıp yerinize bir robotu işe aldığını söylediğinde şimdiki kadar robotsever olacak mısınız? R2-D2’si olsun, Asimo’su olsun, Wall-e’si Chappie’si olsun; tüm iyi niyetli ve sevimlilik muskası robotlara sinkaflı küfürler savuracak mısınız? Daha fenası, sevgilinizin sizi bir robot için terk ettiğini (olmaz demeyin) düşünün. Tamam, böyle dedim diye lütfen kesme tahtasıyla mutfak robotunu dövmeyi düşünmeyin.

Geçmişte çoğunlukla korkunç ve tehditkâr bir surette tasvir edilmişti robotlar. Galiba son korkunç robot Terminatör idi. Robocop bize belki de ilk defa “robotlar da sever” diye düşündürttü. Daha pek çok kötü ve iyi robot geldi geçti yazı, çizgi ve sinema dünyamızdan. Hayali değil de, gerçek robotlar hayatımıza ufak ufak sokuldukça ne denli sevimli ve dünyalar tatlısı olabileceğini görmeye başladık. Kim derdi ki şarj etmesek toz içinde kenarda duracak bu robotlar gün gelecek işimizi elimizden alacak. Bakmayın makara yapıyor göründüğüme. Durum ciddi. Birkaç 10 yıl sonra bunun gibi satırları size benim yerime bir robot arkadaş yazıyor olabilir.

İnsan yapımı robotlar, insanların iyi ve kötü özelliklerini taşıyacak bunda hemfikiriz sanırım. Günümüz bilim-kurgu eserlerinde de büyük etkisi olan ve robot fikrini var eden Isaac Asimov’un o ünlü “3 Robot Yasası” çiğneneli epey oldu. Ne demişti Asimov?

Robotların, faaliyetleriyle bir kesimi mutlu ederken, başka insanları mutsuz ettiğini kavrayabilecek bir kapasiteye ulaşmalarını beklemek günümüz koşullarında fazla safça olur. Robot Yasası, insanlığın terk etmek üzere olduğu pek çok romantik kuralların küçücük bir parçası. Son 10 yıldır savaşlarda kullanılan ve giderek görevleri artırılan “asker robotlar” bir başka yazının konusu. Başlıktan da anlaşılacağı üzere, işimizi elimizden almak için gün sayan hain robotlardan bahsediyoruz bu yazıda. Vahşi kapitalizmin yılmaz neferlerine dönüşecek robot arkadaşlar hangimizin papucunu dama attıracak, meslek değiştirmeye ne zaman başlamalıyız, ileri robot dövme teknikleri nelerdir gibi konulara bu yazımızda değineceğiz. (Sonuncusu elbette şaka, şiddeti sevmiyoruz!)

Geçtiğimiz hafta Davos’un buz gibi sularından gelen haberlerden biri, “2020’de 5 milyon iş kolunda çalışanların yapay zeka, biyoteknoloji ve robotlar yüzünden işsiz kalacağı” oldu. Dünya Ekonomik Forumu’nda duyurulan bu rapor, özellikle beyaz yakalı çalışanların “dördüncü sanayi devrimi”nin tehdidi aldında olduğunu bildiriyordu. Robotların uzun süredir otomasyon alanında ciddi görevler üstlendiğini, şirketlere önemli avantajlar sağlarken, milyonlarca insanı işsiz bıraktığını biliyoruz. En azından bir defa televizyonda otomobil fabrikasında robotların nasıl üretim yaptığını görmüşsünüzdür. Bu gelişmenini hem robot donanımları hem de yapay zeka alanında katlandığını hesap edersek, yakın zamanda sizlerin de işini tehlikeye atabileceğini söyleyebiliriz. Davos’ta, uzun vadede istihdam sorununun ortaya çıkmaması için alınması gereken tedbirler üzerine de konuşuldu.

Bugün ilkokula giden çocukların %65’i, henüz var olmayan işlerde çalışacak. Yani çocuklara “büyüyünce ne olacaksın” diye sorduğunuzda cevap verememesini anlayışla karşılamalısınız.

“Benim yaptığım işi bir robot nasıl yapacak Allah’ını seversen” dediğinizi duyar gibiyim. Gelecekte çok daha vasıflı robot nesilleri gelecek. Hızlı öğrenecekler, şikayet etmeyecekler, pazartesi sendromu yaşamayacaklar, sıkılmayacaklar ve sizi sinirlendirmek istemediğim için buraya yazmadığım pek çok şeyi daha yapmayacaklar. Yani patronlar için ideal çalışan. Fotokopi makinesi gibi çalışanlar da demirbaş olacak yani.

Şimdiye kadar robotlar çoğunlukla el emeği göz nuru gerektiren işler yerine rutin, tekrara dayalı ve temel işleri yaptılar. Akıllı makineler işin rengini değiştirmek üzere. Teknoloji devleri robot işine önemli yatırımlar yapıyor. Google, dünyanın en hızlı robotunu geliştiren Boston Dynamics’i Aralık 2013’te satın almıştı. Sonrasında şaşırtıcı ve muhteşem videolar yayımlamaya başladılar. Cheetah adlı robot, adının hakkını vererek Usain Bolt’tan daha hızlı koşabiliyor. Google’ın zamanı ve parası bol. 10 yıllık bir robot stratejisi belirlediler. Drone’larla paket dağıtımı yapmayı planlayan Amazon örneğinde olduğu gibi Google’ın amacı da bir internet şirketi olmaktan çıkıp teknoloji şirketine dönüşmek. Ev ve ofislerde asistan robotlar ve temizlikçi robotlar da uzak olmayan gelecek planları arasında yer alıyor. Elindeki milyarlarca dolar birikimle bolca deneme yapma lüksüne sahip. Günümüzde pratik olmayan bir uygulama, gelecekte son derece kârlı bir seçeneğe dönüşebilir.

Bank of America tarafından yaptırılan bir araştırmaya göre, robotların üretimde bugün üstlendiği %10’luk görev oranı, 2025 yılında % 45’e ulaşacak. Risk sıralamasında ilk sırayı veri analistleri ve bankacılar alıyor. İşinin ehli robotların ticarileşmeye başlamasından sonra, yaygınlık kazanmalarını sağlayacak ses süreç, fiyatlarının düşmesi olacak. Yani istihdam konusunda tehdit ilk küçük dalgadan sonra dev bir tsunamiye dönüşecek.

Günümüzün işçi robotlarının fiyatlarında son 10 yıl içinde %22 oranında düşüş yaşandığı da raporda yer alan bilgiler arasında yer alıyor. Robotların öğrenme, ses ve yüz tanıma, konuşma yeteneklerinin artması, kullanım alanının çok hızlı biçimde artmasını sağlayacak. Düşük işgücü maliyeti ve yüksek verimlilik için şirketler pozisyon alırken, benzer bir durum ülke ekonomileri için de geçerli. Günümüzün üretim devi ülkeleri (evet Çin) robot faktörü karşısında nasıl refleks geliştirecek, bunu göreceğiz.

Robotların iş gücü olarak kullanımı, pek çok olumlu ve olumsuz gelişmeyi tetikleyecek ve kuvvetle muhtemel ki, insanlar arasındaki eşitsizliği dramatik biçimde artıracak. Düşük ve orta beceriler gerektiren işler robotların ilk hedefi olacak. Benzer bir durum Sanayi Devrimi sırasında da yaşandı. Makinelerin üretimde kullanılmaya başlanması, pek çok el işçisini zor durumda bıraktı. Onlar da kendilerini farklı beceriler konusunda geliştirmek durumunda kaldılar. Bu defa da benzer bir çıkış ve yeni beceriler için itekleyici olur mu bilemiyorum.

İşçi katili robot!

Geçtiğimiz yaz Volkswagen’in, Almanya’nın Baunatal kentindeki fabrikasında bir işçi, üretim robotu tarafından öldürüldü. Volkswagen’den yapılan açıklamada, “hayatını kaybeden işçinin üretim robotunun montajı için tesise geldiğini, montaj sırasında robot kolunun işçiyi yakalayıp metal levhaya çarptığını” belirtti.

Şirket yönetimi her ne kadar bu kazanın insan hatası sebebiyle meydana geldiğini söylese de bu olayı bir kenara not edelim derim.

Gelelim yazının en civcivli kısmına. Raporda yer alan bilgilere göre, risk grubundaki iş kolları farklı yüzdelerle gruplandırılmış. İdari personel, spor hakemleri, modeller (oyuncu olurlar), el işçileri (zanaatkarlar), tamirciler, bilgi işlemciler ve emlakçılar (ay inşallah!) %90’lık risk grubunda yer alıyor. Yine bu yüksek dilimde yer alan iş kolları arasında rehberler, kasiyerler, sigorta satış acenteleri, perakende satış elemanları, vergi denetimcileri, tele marketçiler, muhasebeciler ve katipler yer alıyor.

Bir süre daha idare edebilecek meslek grupları ise %80’lik riskle taksi şoförleri, fırıncılar, kasaplar, eczacılar, garsonlar ve bunlara yakın hizmet sektörü çalışanları yer alıyor.

Yelpazenin diğer ucunda, yani risk oranı en düşük meslek ise doktorlar, psikologlar ve din adamları. Empati, sezgi ve sosyal beceri gerektiren işler teknolojik tehditten en uzak olanlar. Listede psikolog/psikiyatrlar, güvenlik görevlileri, öğretmenler ve sanatçılar da yer alıyor fakat ben bu ikinci kısım konusunda emin değilim. Yani uzun lafın kısası, robotlar hepimizi döver.

Yapay Zekaların dünyasında bizim geleceğimiz ne olacak?

Cambridge Üniversitesi’ndeki yeni merkez, hızla gelişen yapay zekanın heyecan verici imkanlarını ve tehlikelerini keşfederken yapay zekanın ne olduğuna dair peşin hükümlerimizi de sorguluyor

Yapay Zekaların dünyasında bizim geleceğimiz ne olacak?

Mary Shelley’nin 1818’de yayınlanan Frankenstein romanından tutun, 1979 yapımı “Alien” filminde ekibe ihanet eden Ash ismindeki insansı robot karakterine ve 2015’te vizyona giren Ex Machina’daki robot Ava’ya kadar, yerleşik kültür daima, bilimsel ve teknolojik gelişmelere ve özellikle insan benzeri zekalar yaratmaya dair sosyal endişeleri açığa çıkarmakta etkili olmuştur. Yapay Zeka ve robot biliminin “news feed”lerimizde giderek daha fazla yer almaya başladığı bugünler, yakın geçmişte kurulan “Leverhulme Centre for the Future of Intelligence” için harika bir zaman. Bu merkez Oxford Üniversitesi Oxford Martin School, Imperial College London, ve Berkeley’deki California Üniversitesi’nden bağlantılarla birlikte Cambridge Üniversitesi tarafından yürütülen ve Cambridge Sanat, Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırmaları Merkezi tarafından desteklenen bir ortak girişim. 

Farklı alanlardan birçok düşünürü bir araya getiren bu Merkezin amacı, yapay zeka alanındaki gelişim hızlandıkça karşılaşılacak imkan ve zorlukların neler olduğunu araştırmak, öngörmek ve de yapay zeka üzerine daha ölçülebilen ve kullanışlı bir bakış açısı sağlamak. Yeni Merkez önerisinin geliştirilmesine yardımcı olan Varoluşsal Risk Araştırması Merkezi (CSER) Yöneticisi Dr. Seán Ó hÉigeartaigh yapay zekanın CSER gündeminde geniş yer tuttuğunu belirtiyor: “Bunun sebebi, kısmen, son yıllarda çok fazla gelişme yaşanması; birtakım alt sınırlar aşıldı ve bu da araştırmaların muazzam bir etki yarattığını ve çok hızlı ilerlediğini gösteriyor.”

Öte yandan, “Yalnızca felaket riskine odaklanmak, yapay zeka konusunda ele alınması gereken çok şey olduğunu düşünürsek, bu alanın kapsamı açısından bizi kısıtladı,” sözleriyle, farkında oldukları bu noktanın da altını çiziyor. Merkez,, yapay zekayı ele alan benzer disiplinlerden gelen uzmanları barındıracak ve yalnızca uzun vadeli değil, kısa ve orta vadeli etkilerini inceleyecek, sadece riskleri değil, aynı zamanda fırsatları ve zorlukları da hesaba katacak  bir merkez olarak öngörülmüş

DAHA DAR BİR ZEKA

Yapay zeka her ne kadar manşetlere taşınsa veya bazı kaygılarımızı kurcalayan filmlere konu olsa da yeni Merkezin çalışmaları daha farklı bir üslup ve daha uygulanabilir bakış açıları sunuyor. Yapay Zekayla ilgili korkutucu hikayeler hoşumuza giden bir ürperti verse de mevcut kullanımı nispeten kısıtlıdır. Dr. Ó hÉigeartaigh şöyle açıklıyor: “Açıkçası, dünyada gördüğümüz yapay zekaların, şehirde gezinmek, satranç oynamak veya bir arama motorunu çalıştırmak gibi yalnızca belirli görevleri yerine getirmek konusunda olağanüstü iyi uygulamalar olmaları itibarıyla aslında kısıtlı zekaya sahip olduklarını söyleyebiliriz. Şu an elimizde, genel problemleri çözebilen veya insanı bir kenara bırakın bir köpeğin bile bilişsel becerilerine sahip bir zeka yoktur.

Bu ölçümlenen ve çok yönlü yaklaşım, Merkezin bir yandan yeni teknolojinin gündeme getirdiği ciddi sorunların farkına varırken, aynı zamanda sunduğu imkanlara karşı açık ve istekli olmasını sağlamıştır. Dr. Ó hÉigeartaigh, dünyada bir şeyler öğrenmek, uyum sağlamak, düşünmek ve daha pek çok farklı şeyi yapmak gibi eylemleri yerine getirebilen şeylerin hala yalnızca biyolojik varlıklar olduğunu söylüyor. “Fakat zekanın yalnızca biyolojide ortaya çıktığı görüşünü savunmak, bir noktada zekayı, onu yeniden yaratabilecek kadar kavramış olacağımız tezinin de kanıtıdır.” Dr. Ó hÉigeartaigh’ın asıl çalışma alanı bilişimsel biyoloji olsa da, uzun yıllar disiplinlerarası programlar yürütmüştür. Bu sayede, Varoluşsal Risk Merkezini yönetirken, araştırılan konuları çok çeşitli bakış açılarıyla ele alan multidisipliner düşünceden yararlanmaktadır. Dr. Ó hÉigeartaigh, geleceğe yönelik bu büyük soruların “cevabının yalnızca bilgisayar biliminde veya bilişimsel biyolojide olmadığını” belirtiyor ve “bu uzun vadeli ve resmin tamamını ilgilendiren soruların üzerine düşünmek için politik, ekonomik, yasal, sosyolojik, ve hatta felsefi alanda uzmanlığa ihtiyaç var,” diyor.

YAPAY ZEKA UYGULAMALARI

Gerçekten de, farklı bakış açısı ihtiyacı orijinal düşünce ve görüş üreten entelektüel kimyanın bir parçası olmakla kalmıyor, aynı zamanda yeni teknolojinin nasıl bilgi birikimi oluşturduğu ve ne şekilde farklı uzmanlıkları kendisine çektiği sorusunun da kısmi bir yanıtı niteliğinde. “Bir bilim insanı gözüyle bakacak olursak, karşılaştığımız zorlukların büyük kısmı, çok çeşitli kaynaklardan devasa miktarda veriyi analiz etmek ve birbiriyle bağlantılı inanılmaz karmaşık sistemleri anlamlandırmak zorunda olmamızdandır. Bu, birden fazla ekip için bile çok zor bir şey. Şu anda geliştirdiğimiz sistemler büyük verileri anlamlandırmak üzere özel olarak tasarlanıyor. Örneğin, kanserin kökenini bulmak için milyonlarca genomun analizine yardımcı olmak, iklim değişikliğinin birçok yönünü analiz etmek veya güneş enerjisini, enerji şebekemizi veya akıllı evleri daha verimli hale getirmeye çalışmak gibi. Yapay zekayı yüzleştiğimiz sorunlara nasıl uygulamamız gerektiğini keşfedersek bu sorunların çözümüne de katkı sağlayabileceğiz.”

Bilimsel meselelerin derinlerinde, hızlanan teknolojik değişimin toplumsal, siyasi ve kültürel yönleri yer alıyor. Dr. Ó hÉigeartaigh, bu anlamda sürücüsüz araçlar yüzünden işinden olan taksi veya uzun yol şoförlerini örnek vererek kısa vadeli endişelere değiniyor. Ancak bu durumun aynı zamanda insanlara başka şeyler yapmaları için zaman kazandırabileceğini, tam da bu yüzden farklı alanların bu tartışmalara katkı sağlaması gerektiğini söylüyor. Yapay zekanın yakın zamanda çok yönlü drone’ların geliştirilmesine olanak sağlayacağı gerçeği gibi ele alınması gereken tehlikeler olsa da, Dr. Ó hÉigeartaigh insan zekasının yapay bir eşdeğeri olmadığını belirtiyor. 

Şu anda birçok teknolojide kullanılan daha kısıtlı zekadan ziyade, geçmişte uzun süre daha genel yapay zekaya yönelik birçok başarısız öngörü yapılmıştır. Dr. Ó hÉigeartaigh, “Bazıları, şu anki coşkunun da yanlış olduğunu iddia edebilir,” diyor. “Bu alana daha önce emsali görülmemiş miktarlarda yatırımlar yapıldığını ve yapay zekaya yönelik daha genel yaklaşımlara odaklanan heyecan verici projeler de görüyoruz. Bunların bu yüzyılda gerçekleşme ihtimali sadece yüzde elli ihtimal olsa da, bu konu üzerine kafa yoran ve çalışan insanlar bulunmalıdır.” Bir o kadar önemli bir başka noktaya daha değiniyor: Eğer tüm bir Yapay Zeka başarısız olsa bile, bu alanda kaydedilen teknolojik gelişmeler yine de çok önemli olacak ve bu gelişmelerin toplumsal, kültürel ve siyasi etkilerinin dikkate alınması, tartışılması ve derinlemesine şekilde düşünülmesi gerekecek..   

ZEKANIN FARKLI TÜRLERİ

Yapay Zekayla ilgili popüler söylem ve tartışmaların barındırdığı bir diğer mesele ise bu konuyu çok insan merkezci şekilde ele almamız; oysa dünyada farklı zeka türlerinin olduğunu da hesaba katmamız gerekiyor. Dr. Ó hÉigeartaigh insan zekasından kargagiller ailesinden gelen kuzgunların zekasına kadar, hem insanı hem de dünya gezegenini merkeze koyan bir yaklaşımımız olduğunu öne sürüyor: “Kendimizi insan merkezli zekayla sınırlandırmamalıyız. Başlangıç safhasında tanımladığımız ilk projelerimizden biri de “Zekanın Türleri”dir ki, bununla ilgili ön toplantılar yapmaya şimdiden başladık.” Bu kişilerin arasında bonobo zekası, matematiksel mantık ve makine öğrenmesi uzmanı olan, Imperial College’dan Nöroloji Profesörü Murray Shanahan da var. “Bu insanların hepsi, zeka becerilerinin farklı türlerine yönelik nispeten daha yeni fikirler bulmaya yoğunlaşıyor. Zekanın tam olarak ne olduğunu söylemek çok zor olsa da zekanın ne işe yaradığını söylemek ve buradan yola çıkmak belki işimizi kolaylaştırabilir.”

GELİŞEN ZEKA

Bir başka mesele ise bu tip bir Yapay Zekanın nasıl evrimleşeceğidir. Evrimsel biyoloji, deneme yanılma yöntemiyle zaman içerisinde gelişmiştir ve Dr Ó hÉigeartaigh’ın anlattığına göre bu sayede, hata oranı daha yüksek olan bazı organizmalar hata toleransı düşük olan diğer organizmalara kıyasla daha hızlı gelişmiştir. “Algoritmalarımızı ve yapay zekamızı tasarlarken, biz programcıların bunu ne şekilde yapmak istediğimizi seçme şansımız vardır. Deneme yanılma yöntemini kullanmaya bir ölçüde olanak tanıyan evrimsel algoritmalar adını verdiğimiz bir yapay zeka öğrenme sınıfı da vardır.” Ortaya çıkan değişimlere açık olmak istemenizin sebepleri olduğu gibi, buna istek duymayışımızın da nedenleri de var diyor kendisi, “çünkü, sonunda kayda değer bir şey elde edemeyebiliriz veya istenmeyen sonuçlarla karşılaşabiliriz”. 

Bu noktada rol oynayan birçok farklı evrimsel faktör de mevcut. Bilimsel alanlardaki devrimler, yapay zeka alanına daha fazla beyin gücü, daha çok doktora desteği gelmesine ve daha büyük kaynakların ayrılmasına yol açarak, bu konudaki gelişimi adeta patlama düzeyinde hızlandırıyor. “Buna örnek olarak Derin Öğrenmenin ilk zamanlarındaki yüksek başarısını gösterebiliriz. Bu sayede daha fazla kaynak elde edilmiş ve bu yöntemi pek çok üstün başarılı kişi kullanmıştır,” diyor. 

GELECEK

Benzer bir şekilde Yapay Zeka konusunda yapılacak kavramsal atılımlar olduğunu söylemek makuldür, fakat bu atılımları yapmanın ne kadar zaman alacağını veya bunların alandaki gelişmeleri ne kadar hızlandıracağını öngörmek mümkün değildir. “Öngöremediğimiz şeyler büyük bir belirsizlik yaratıyor; dolayısıyla bu kadar ilerleme katettik diye 2070’te genel yapay zekaya sahip olacağımızın kesin olduğunu söylemek saçmadır,” yorumunu yapıyor. Fakat eninde sonunda devrimsel atılımlar yapılacaktır ve bu bağlamda, insanların büyük sosyal etki yaratacak şeyler üzerine özgün ve yaratıcı bir yaklaşımla düşünmesini destekleyen Leverhulme gibi yerlere ihtiyaç vardır.  

Merkez aynı zamanda akademi ve sektörden ziyaretçilerin ağırlandığı, okul atölyeleri ve konferansların düzenleneceği bir üs görevi de görüyor. “Bu vesileyle, uzun vadede geleceğin kanaat önderlerini ve araştırma liderlerini hepimizi etkileyen sorunları ele almaya teşvik etmeye odaklanan bir topluluk oluşturmayı hedefliyoruz. Yaz okullarımıza ve atölyelerimize gelen harikulade gençlerin bu alanda geleceğin endüstri ve siyasi liderlerinin oluşmasında büyük bir rol oynayacağına eminim.”

referans :
webrazzi.com
www.britishcouncil.org.tr

Bir cavab yazın

Sizin e-poçt ünvanınız dərc edilməyəcəkdir.

Back to top button