News

Mehmet Ali Güller Bahçeli’nin on altı sabıkası

2004 yılında 313 muvazzaf generalden AK Parti’yi uyarmasını isteyen Bahçeli! – Elif Çakır

 103 emekli amiralin gündemdeki Montrö tartışması ve ‘cüppeli takkeli komutanla’ ilgili görüşlerini açıkladıkları bildiriye hem iktidar…

2004 yılında 313 muvazzaf generalden AK Parti’yi uyarmasını isteyen Bahçeli! - Elif Çakır

 103 emekli amiralin gündemdeki Montrö tartışması ve ‘cüppeli takkeli komutanla’ ilgili görüşlerini açıkladıkları bildiriye hem iktidar hem muhalefet tepki gösterdi. Aslında şöyle demek daha doğru; muhalefet partileri emekli amirallere gerekli cevabı verdiler.

Sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Bu sahte gündemler tutmaz. Halkımızın tek gerçek gündemi sofrasıdır” diyen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, bir anlamda bu bildirinin konuşmaya dahi değmeyeceği mesajını verdi.

Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu şu mesajı yayımladı: “Bildiri ülkenin tarihsel hafızasını ve içinden geçtiği hassas süreci göz önüne almayan kötü niyetli bir sorumsuzluk örneği.”

Evet, bu bildiri yayınladıkları saatle, metinde kullandıkları dille olsa olsa bir sorumsuzluk örneğidir. 103 emekli amiral sadece Montrö sözleşmesini savunan, önemini anlatan bir bildiri yayınlasaydı kimsenin bir şey söylemeye hakkı olmazdı. Kendi fikirlerini anlatsalardı, ne düşündüklerini söyleselerdi, endişelerini anlatsalardı bir sorun olmazdı. Fikir özgürlüğü denir geçilirdi. Hatta gördükleri riskli durumları muhataplarına rapor halinde yazsalardı, denizci sıfatlarıyla iyi bir iş yapmış bile olurlardı.

Ancak birincisi gündüz torbaya mı girmişti? İkincisi geçmişte bütün darbelerin, askeri müdahale ve muhtıraların dilini kullanan bir bildiri yayınlayarak neyi amaçladılar?!

Emekli amirallerin bildirideki “Türkiye Cumhuriyeti, tarihte örnekleri olan, bunalımlı ve bekası için en tehlikeli olayları yaşama risk ve tehdidi ile karşılaşabilecektir” sözleri, Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu’nun söylediği gibi “toplumsal hafızadaki travmaları” hatırlatmıyor mu? Ne gerek vardı bunlara?

Ancak şunu söylemeliyim ki emekli amirallerin bildirisine cevap İYİ Parti lideri Meral Akşener’den geldi:

Canı sıkılan emekli amiraller bildiri yayınlamış. Bu bir zevzekliktir.”

Keşke iktidar da bildiriyi tiye alsaydı, üzerinde konuşmaya değmez deyip geçselerdi.

Evet, Cumhur İttifakı’nın bu bildiriyi ciddiye almaması da gerekiyordu.

Neden?

E, çünkü, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni tam da bu sebeple getirmediler mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Artık bu ülkede darbeler devri kapanmıştır. Artık bu ülkede kimse darbe falan yapamaz.” demedi mi? (26 Mayıs 2019)

Dönemin TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve CB sisteminin mimarlarından olan Mustafa Şentop’un sözleri: “Yeni anayasa değişikliği Türkiye açısından çok önemli. Bu değişiklik ile Türkiye darbeler dönemini artık bir daha açmamak üzere geride bırakmış olacak.” (11 Mart 2017)

Sayın Şentop TBMM başkanı olduktan sonra da defalarca “Türkiye’de darbeler dönemi kapanmıştır” açıklamaları yaptı.

Peki, nasıl oluyor da darbeler döneminin kapandığı bir ülkede iki de bir “darbe tehdidi” baş gösteriyor?

Bu durumda iktidar cenahından beklenen panik havası mıdır, özgüvenli bir yaklaşım mıdır?

İktidar yetkilileri 103 emekli amiralin yayınladığı metne gösterdikleri hassasiyeti keşke bu ülkenin gerçek sorunları için gösterselerdi!

10 milyon işsiz, cezaevlerindeki adalet mağdurları, KHK mağdurları, çıplak aramalar, cezaevlerindeki işkenceler için keşke aynı hassasiyeti gösterselerdi.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un CB kararnameleriyle ilgili “Cumhurbaşkanı kararnameyle Montrö’yü de feshedebilir mi?” sorusuna verdiği “Teknik olarak evet” yanıtı sonrasında başlayan tartışmalar nerelere geldi?

Bildiri yayınlayan emekli amiraller hakkında soruşturmalar, gözaltılar başlatıldı.

Üniversiteler “vesayete karşı hükümetimizin yayındayız” açıklamaları yapıyorlar.

Yargı tarihinde bir ilktir.. Emekli amiraller hakkında soruşturmaların başlatıldığı saatlerde Yargıtay Başkanlığı 103 emekli amirali kınayan bir açıklama yaptı.

Ne demişti görevinden ayrılırken eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak “Cenabı Hak sonumuzu hayır eylesin!”

Dünyanın neresinde olunursa olsun böyle bir bildiri tepki çeker. Tepki gösterilmesi normaldir. Demokratik bir hukuk devletinde soruşturma da yapılabilir.

Ancak 103 emekli amiralin lojman ve koruma hakları iptal edilmesi normal değildir.

Hele de bu MHP lideri Devlet Bahçeli’nin önerisinden sonra gerçekleşiyorsa!

Ayrıca bugün 103 emekli amiral için “rütbeleri sökülsün, maaşları kesilsin” diyen MHP lideri Devlet Bahçeli 2004 yılında hiç de böyle düşünmüyormuş!

Karar Tv’de Yıldıray Oğur ile birlikte yaptığımız “Bi’KARAR ver” programımızda dün anlattım buradan da anlatayım.

MHP lideri Devlet Bahçeli 13 Haziran 2004’te dönemin Genelkurmay Başkanı’na, kuvvet komutanlarına, ordu komutanlarına ve tüm generallerin yanı sıra bütün devlet protokolüne 17 sayfalık bir mektup göndermiş ve AK Parti’yi uyarmalarını istemiş. Dikkatinizi çekerim Sayın Bahçeli emekli askerlerden AK Parti’yi uyarmalarını istemiyor, muvazzaf askerlerden. Yani ellerinde silahları, tankları, topları, ayaklarında postalları olan generallerden “AKP’yi uyarmalarını, ikaz etmelerini” istiyor.

Bugün bildiride imzası olan 103 emekli amiralin “rütbelerinin sökülmesini, maaşlarının kesilmesini” isteyen Sayın Bahçeli, o zaman 313 muvazzaf generale, komutana “Tarihi Görev Çağrısı” başlıklı bir mektup yazmış!

Hürriyet gazetesi Bahçeli’nin bu mektubundan 2 Ağustos 2004 tarihinde haberdar oluyor. Doğru olup olmadığını dönemin Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır’a soruyor. Çünkü Bahçeli’nin “Tarihi Görev Çağrısı” başlıklı mektubunu generallere gönderen isim Mehmet Şandır.

Sayın Şandır Hürriyet’in sorusunu şu sözlerle cevaplandırıyor: “AKP Hükümetinin içine düştüğü teslimiyet ve ve aczden güç ve cesaret alan bu iç ve dış tahriklerin iç bünyemizi kemirmesine ve Türkiye’nin ufkunun karartılmasına asla izin verilmemelidir… 

AKP iktidarı kendisiyle birlikte Türkiye’yi de bir felakete sürükleyecek bu tehlikeli yolda ısrar ederse bu durumun çok ağır olacak vebalini tarih önünde taşımak durumunda kalacak ve mahşeri vicdanına mahkum olacaktır. Bu mektubu Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları, ordu komutanları ve tüm generallerin yanı sıra devlet protokolüne gönderdik.”

Gördünüz mü? Bugün elindeki kartı emekli amirallerin rütbeleri sökülsün, maaşları kesilsin, lojmanları ellerinden alınsın sözleriyle açan MHP lideri Devlet Bahçeli, 313 generalden AK Parti hükümetini uyarmalarını istemiş o zaman, isteyebilmiş!

Bu isteğine de “Tarihi Görev Çağrısı” adını koymuş! 

&#187 ERGENEKON SORUŞTURMASININ İKİNCİ İDDİANAMESİ

(26 Mart 2009)
– Anadolu Ajansı

&#187 ERGENEKON SORUŞTURMASININ İKİNCİ İDDİANAMESİ

(1) -İDDİANAMEDE, SANIKLARDAN EMEKLİ ORGENERALLER ŞENER ERUYGUR VE HURŞİT TOLON, DANIŞTAY SALDIRISI VE CUMHURİYET GAZETESİNE BOMBA ATILMASI EYLEMLERİNDEN DE SORUMLU TUTULDU

İSTANBUL (A.A) – 25.03.2009 – ”Ergenekon” soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamedeki sanıklar arasında yer alan emekli orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon, Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine bomba atılması eylemlerinden de sorumlu tutuldu.  İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca 56 sanık hakkında hazırlanan 1913 sayfalık yeni iddianamede, Tolon ve Eruygur ”örgütün üst düzey yöneticileri olmak”la suçlanıyor. İddianamede, bu nedenle Tolon ve Eruygur, Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet Gazetesine bomba atılması eylemlerinden de sorumlu tutuluyor.

(2) -İDDİANAMEDE, EMEKLİ ORGENERALLER MEHMET ŞENER ERUYGUR İLE AHMET HURŞİT TOLON’UN 3’ER KEZ AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS CEZASINA ÇARPTIRILMASI İSTENDİ -BU SANIKLARIN AYRICA ÇEŞİTLİ SUÇLARDAN DA 142 YILDAN 246’ŞAR YILA KADAR HAPİSLE CEZALANDIRILMASI TALEP EDİLDİ

İSTANBUL (A.A) – 25.03.2009 – ”Ergenekon” soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamede, emekli orgeneraller Mehmet Şener Eruygur ile Ahmet Hurşit Tolon’un 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması istendi. Zekeriya Öz’ün de aralarında bulunduğu 6 Cumhuriyet Savcısı tarafından hazırlanan iddianamede, tutuksuz sanıklar emekli orgeneralleler Mehmet Şener Eruygur ve Ahmet Hurşit Tolon hakkında ”Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs etmek”, ”Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek” ve ”Tasarlayarak, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme” suçlarından 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edildi.  İddianamede ayrıca, bu sanıkların TCK’nın 314/1’inci maddesi uyarınca ”Silahlı örgüt kurmak ve yönetmek”, ”Halkı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı bir isyana tahrik etmek” ”Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek”, ”Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaları kısmen veya tamamen yok etmek”, ”Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri temin etmek”, ”Patlayıcı madde bulundurmak”, ”Kişilerin hayatı, sağlığı veya mal varlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etmek veya patlayıcı madde kullanmak”, ”Mala zarar vermek” suçlarından 142 yıldan 246’şar yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.  Eruygur ve Tolon’un memuriyetten men edilmeleri ve belli haklardan yoksun bırakılmaları da talep edildi.

(3) -İDDİANAMEDE, DANIŞTAY SALDIRISININ ”ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ TARAFINDAN YÜRÜTME ORGANINI DEVİRMEYE KALKIŞMA EYLEMİ OLARAK PLANLANDIĞI” ÖNE SÜRÜLDÜ -ARALARINDA ŞENER ERUYGUR, SİNAN AYGÜN, HURŞİT TOLON VE LEVENT ERSÖZ’ÜN DE BULUNDUĞU ŞÜPHELİLERDE ”AYIŞIĞI”, ”YAKAMOZ”, ”ELDİVEN” İSİMLİ DARBE GİRİŞİMİNE YÖNELİK HAZIRLANAN SLAYTLAR ELE GEÇİRİLDİĞİ BELİRTİLDİ -ŞÜPHELİ İBRAHİM ŞAHİN’İN LİDERLİĞİNDEKİ HÜCRE YAPILANMASININ TÜRKİYE’DE YAŞAYAN ERMENİ ASILLI VATANDAŞLARA YÖNELİK EYLEM HAZIRLIĞI İÇERİSİNDE OLDUĞU İDDİA EDİLDİ -ESKİ MGK GENEL SEKRETERİ EMEKLİ ORGENERAL TUNCER KILINÇ VE ESKİ ÖZEL HAREKAT DAİRESİ BAŞKAN VEKİLİ İBRAHİM ŞAHİN İLE ESKİ YÖK BAŞKANI KEMAL GÜRÜZ’ÜN DE YER ALDIĞI 33 KİŞİNİN DOSYALARININAYRILDIĞI BİLDİRİLDİ

İSTANBUL (A.A) – 25.03.2009 – ”Ergenekon” soruşturmasının ikinci iddianamesinde, Danıştay saldırısının ”Ergenekon terör örgütü tarafından yürütme organını devirmeye kalkışma eylemi olarak planlandığı” ileri sürüldü.  İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamenin birinci bölümünde ”Ergenekon” soruşturması kapsamında 86 şüpheli hakkında açılan ilk davaya ilişkin bilgilere yer verildi.  İddinamenin ”soruşturmanın diğer aşamaları” başlıklı ikinci bölümünde ise, Trabzon İl Jandarma Komutanlığı’nın 156 hattını gizli numaradan arayan, isim ve kimliğini belirtmeyen bir şahsın, ”Ümraniye Çakmak Mahallesi Muhtarlığı’nın karşısındaki tek katlı binanın çatısında elektrik direğinin yanında el bombası ve C-4 patlayıcı madde bulunduğu, patlayıcı maddeyi Mehmet Demirtaş isimli şahsın sakladığı, bu patlayıcıları bir astsubayın temin ettiği” şeklinde ihbarda bulunduğu ve bu ihbarın önce İstanbul İl jandarma Komutanlığına, sonrasında da İstanbul Emniyet Müdürlüğüne bildirildiği anlatıldı. Soruşturmada, Emniyet Genel Müdürlüğünün her yıl güncellenen terör örgütleri listesinde yer almayan, örgütlenme biçimi, amacı ve faaliyetleri açısından bilinen terör örgütlerinden önemli farklılıklar gösteren, daha önce bir ceza davasına konu olmamış ”Ergenekon” isimli terör örgütüne ulaşıldığı ifade edilen iddianamede, soruşturma sürecinde elde edilen örgütsel nitelikli doküman, gizli tanık ifadeleri ve adli teknik takip çalışmalarının, hiyerarşik ve farklı toplumsal katmanlara nüfuz etmeye odaklı örgütlenmenin göstergelerini oluşturduğu vurgulandı. İddianamede, şüpheliler Barbaros Hayrettin Altıntaş, Hasan Atilla Uğur, Birol Başaran, Ali Özoğlu, Kemal Aydın, Osman Gürbüz, İbrahim Özcan, Şener Eruygur, Sinan Aydın Aygün, Ahmet Hurşit Tolon, Levent Ersöz, Tunç Akkoç, Ercüment Ovalı, Hamza Demir, Muhammet Murat Avar, Siyami Yalçın, Ufuk Büyükçelebi, İlker Güven Adnan Türkkan, Erol Mütercimler ve Hatice Bahtiyar’a ait iş yeri ve ikametlerinde yapılan aramalarda, çok sayıda yazılı doküman, elektronik malzeme, 11 tabanca, 2 av tüfeği, 1 baston tüfek, çeşitli çap ve ebatta 1036 fişek, 28 kovan, 18 şarjör 2747 CD/DVD, 300 disket, 95 bilgisayar, 27 flash disk, 22 hafıza kartı, 260 videokaseti, 46 teyp kaseti, 99 ajanda, 27 telefon fihristi ve çok sayıda devletin güvenliği, iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken gizli belgeler ele geçirildiği belirtildi. Şüpheli şahıslardan ”Ayışığı”, ”Yakamoz”, ”Eldiven” isimli darbe girişimine yönelik hazırlanan slaytlar ele geçirildiği ve ayrıca ”Cumhuriyet Çalışma Grubu” adı altında illegal bir yapılanma kurduklarının anlaşıldığı ifade edilen iddianamede, şöyle devam edildi: ”Ergenekon terör örgütüne yönelik yürütülen soruşturma devam etmekteyken, yapılan aramada, 2 kalaşnikof marka tüfek, 8 uçaksavar mermisi, 2 tabanca, 3 av tüfeği, bahse konu silahlara ve çeşitli ebatlara haiz 1218 fişek, 1034 kovan, 9 şarjör, 4 el telsizi, 1 dürbün, 1 ses kayıt cihazı, 52 VHS, beta, mikro ve ses kaseti, çok sayıda yazılı doküman ve 1367 gram esrar elde edilmiştir. Elde edilen malzemeler neticesinde iş yeri sahipleri Muzaffer Öztürk ve ihbarda adı geçen Arif Doğan’ın tutuklandıktan sonra, şüpheli Şener Eruygur’un ADD Genel Merkezindeki ofisi ve şüpheli Hurşit Tolon’un Ankara’daki ikametinden elde edilen CD’lerin içeriğinde, ‘Cumhuriyet Çalışma Grubu’ adıyla faaliyet yürüten bir yapılanmanın kuruluş, teşkilatlanma ve çalışmalarına dair çok sayıda doküman bulunmuştur.” İddianamede, adı geçen grubun, Aralık 2003’te dönemin Jandarma İstihbarat Başkanı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz’ün talimatıyla İstihbarat Başkanlığı bünyesinde ”İstihbarat Yönetim Şube Müdürlüğü” adıyla kurulduğu belirtilerek, ”Cumhuriyet Çalışma Grubu Teşkilat ve Faaliyetleri” adlı sunumda, ”Vakit Gazetesinin Saldırılarına Karşı Alınacak Tedbirler” başlığı altında yer alan ”İllegal Faaliyetler” bölümünde, ”silahlı eylem, sabotaj, adam kaçırma gibi yollara başvurulması gerektiği” yönündeki ifadelerin bulunduğu kaydedildi. ”Devletin en temel kurumlarından biri olan ve sorumlu olduğu bölgede illegal faaliyetlerle mücadele ile görevli olan Jandarma Teşkilatı içinde yer alan bir grubun, suç teşkil eden illegal eylemleri bir yöntem olarak benimsemesi ve bunu resmi bir sunumda açıkça ifade etmesinin ortaya koyduğu tehdit ve tehlikenin büyüklüğü, kurumlar içerisinde örgütlenmiş illegal yapılarla mücadelenin aciliyet ve önemini kaçınılmaz bir şekilde ortaya koymaktadır” denilen iddianamede, soruşturma kapsamında şüpheliler Mehmet Ali Çelebi, Yaşar Tozkoparan, Noyan Çalıkuşu, Eren Mumcu, Hasan Hüseyin Uçar, Hamza Demir, Rıfat Demir, Rıfat Yıldırım, Mahmut Oğuz, Kurtça Bektaş ve Süleyman Solmaz, Doğukan Yorulmaz, Mahmut Oğuz Kazancı ve Levent Temiz’e ait iş yeri ve ikametlerinde yapılan aramalarda, çok sayıda yazılı doküman ve elektronik malzeme, 4 tabanca, 2 şarjör, 63 fişek, 26 kovan, 5 renkli torba içerisinde kimyasal madde (uyuşturucu), 1839 CD/DVD, 144 disket, 23 bilgisayar, 6 flash disk, 9 hafıza kartı, 156 videokaseti, 40 teyp kaseti, 5 ajanda, 130 dergi (Aydınlık, Köklü Değişim, Türkeli, Kuvvai Milliye) ele geçirildiği bildirildi.

-DANIŞTAY SALDIRISI-

Şüpheli Levent Temiz’in, 17 Mayıs 2006’da ”Ergenekon terör örgütü tarafından yürütme organını devirmeye kalkışma eylemi olarak planlanan” Danıştay saldırısından 3 gün önce 14 Mayıs 2006 gecesi saat 03.45 sıralarında şüpheli Mehmet Zekeriya Öztürk, Veli Küçük, Sevgi Erenerol, Fikri Karadağ ve Kemal Kerinçsiz’e, ”Bugün Türk tarihinde görülmediği kadar aşağılanmaktadır. Avrupa’nın ve ABD’nin saldırganlığı tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. İşbirlikçi komprador sistem görülmedik derecede aşağılıktır. Bu durumda Türkçü-devrimci gençlere ihtiyaç vardır. Ben TC’nin sadece tam bağımsızlığını istedim. Bu nedenle ben ve ülküdaşlarım emperyalizme ve işbirlikçilere karşı savaştık bundan dolayı ölümden korkmuyoruz. Ben genç yaşta ülkemin bağımsızlığına kendimi armağan etmekten onur duyuyorum. Türklüğün tek kurtuluş çaresi kalmıştır, oda silahlı mücadeledir” şeklinde mesaj gönderdiği kaydedildi.  İddianamede, Adil Serdar Saçan, Emcet Olcayto, Hüseyin Nazlıkul, Tanju Güvendiren, Gürbüz Çapan, Mahir Akkar, Tuncay Özkan, Adnan Kılıçaslan, Selim Utku Gümrükçü, Mesut Özcan, Murat Ağırel ve Evrim Baykara’nın ikametinden elde edilen CD içerisinde bulunan ve daha önceki aramalarda da elde edilmeyen ”Ergenekon” terör örgütüne ait örgütsel içerikli, ”Batı Dünyasından Demokratik Hukuk Örnekleri İstanbul/11 Nisan 2000”, ”Batı ve İşbirlikçilerinin Kronolojik Söylem ve Amaçlarına Atatürk’ün Yanıtları İstanbul/11 Nisan 2000”, ”Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları ve 10. Cumhurbaşkanı Adayları Operasyon İstanbul/30 Nisan 2000”, ”Birleşik Komün Girişim İstanbul/27 Haziran 2000-06 Operasyon” adlı doküman ele geçirildiği anlatıldı. İddianamede, aramalar çok sayıda yazılı doküman ve elektronik malzeme, 10 tabanca, 9 şarjör, 730 fişek, 3 el bombası, 2 kelepçe, 4193 CD/DVD, 334 disket, 204 bilgisayar, 22 flash disk, 16 hafıza kartı, 722 videokaseti, 48 teyp kaseti, 56 ajanda, 7 telefon fihristi ve çok sayıda gizli ibareli doküman elde edildiği kaydedildi. Merdan Yanardağ, Şener Öztürk, Anet Sahakyan, Fuat Karip ve Cengiz Balta isimli şüphelilere ait iş yeri ve ikametlerinde yapılan aramalarda çok sayıda yazılı doküman 3 tabanca, 3 şarjör, 227 fişek, 262 CD/DVD, 56 disket, 15 bilgisayar, 3 flash disk, 5 hafıza kartı, 43 videokaseti, 25 teyp kaseti, 4 ajanda, 8 telefon fihristi elde edildiği dile getirilen iddianamede, şöyle denildi: ”Ergenekon terör örgütünün, kitleler üzerinde sonuç alıcı bir etkiyi gerçekleştirmek üzere hareket etmesinin gerektiği, bu açıdan da örgütlenme modeline özel bir önem verildiği görülmektedir. Bu açıdan, örgütle ilgili yürütülen soruşturmada farklı meslek ve gelir gruplarından kişiler bir araya gelmiştir. Ayrıca örgütün yapılanmasına ilişkin örgüt dokümanlarında ortaya konulan fikri ve ideolojik modeller, örgütlenmenin toplumun değişik katmanlarına yayıldığını göstermektedir. Örgütün, toplumda infial uyandıracak eylemlerin gerçekleştirilmesiyle, ülkede kaos ortamının oluşturularak ülke yönetimini ele geçirmek amacı ile askeri müdahaleye zemin hazırladıkları tespit edilmiştir.”

-İBRAHİM ŞAHİN VE ”S-1” YAPILANMASI- 

Şüpheli İbrahim Şahin ve çevresindeki şahıslara yönelik yapılan teknik takip çalışmalarda da, ”S-1” adı altında bir yapılanmadan bahsettiği, bu yapı içerisinde görevlendireceği emniyet mensubu ve askeri görevliler temin etmeye çalıştığının tespit edildiği anlatılan iddianamede, bu kapsamda dosyaları ayrılan Hasan Ataman Yıldırım, Mustafa Levent Göktaş, Mustafa Koç, Hüdayi Ünlüer, Mehmet Koral, İbrahim Şahin, Engin Aydın, Yalçın Küçük, Fahri Cengiz, Fatma Kepek, Yaşar Oğuz Şahin, Oğuzhan Sağıroğlu, Taylan Özgür Kırmızı, Cengiz Köylü, Muhammed Sarıkaya, Ersin Gönenci, Oğuz Bulut, Mustafa Dönmez Erdal Şenel, Hüseyin Vural, İlyas Çınar, Hüseyin Buzoğlu ve Tuncer Kılınç, Bekir Çelik, Engin Erkılınçoğlu, Erdal Şahin, Kemal Yavuz, Erbay Çolakoğlu, Cihandar Hasanhanoğlu, Kemal Gürüz, Coşkun Umur, Ümit Handan, Özkan Bektaş ve Barış Dalan’a ait iş yeri ve ikametlerinde arama yapıldığı belirtildi.  Aramalarda, çok sayıda yazılı doküman, bomba imalatında kullanılan malzemeler, kesici-delici alet, elektronik malzeme, 27 el bombası, 10 el bombası gövdesi, 10 el bombası ateşleme mekanizması, 18 dilim el bombası gövdesi, 12 bubi tuzaklı bomba, 12 bubi tuzaklı bomba ateşleme mekanizması, 10 el bombası fünye grubu, 8 gösteri el bombası, 21 sis bombası, 13 tüfek bombası, 4 hakem bombası, 13 göz yaşartıcı bomba, 2 lav silahı, 3 uzun namlulu silah, 29 tabanca, 1 kalem tabanca, 820 gram plastik patlayıcı, 17.132 mermi, 10 av tüfeği, 7 dürbün, 4 el telsizi, 2259 CD/DVD, 464 disket, 72 bilgisayar, 30 flash disk, 46 hafıza kartı, 398 videokaseti, 53 teyp kaseti, 42 ajanda, 16 telefon fihristi ve çok sayıda gizli ibareli doküman ele geçirildiği kaydedildi. Şüpheli Muvazzaf Yarbay Mustafa Dönmez’in Sakarya’daki ikametinde 22 el bombası, 6 tabanca, 2100 kaleşnikof mermisi, 8 kaleşnikof şarjörü, 2 av tüfeği, 1 Mısır yapımı makineli tüfek, 3 el dürbünü, bol miktarda çeşitli çaplarda mermi, 1 Somtel marka elektronik kalaylı taşıt tesisat kablosu (bomba imalatında kullanılabilen yaklaşık 15 metre civarında), yaklaşık 30 santimetre çapında bomba imalatında kullanılabilen alüminyum alaşımlı madeni tel, Ankara’daki ikametinden de 2 kaleşnikof marka uzun namlulu silah, 4 tabanca ele geçirildiği belirtildi. Dönmez’in ajandasında yapılan incelemede tespit edilen krokiye istinaden Ankara Yenikent’te 12 Ocakta yapılan kazıda ise 2 taarruz tipi el bombası, 10 el bombası gövdesi, 10 el bombası ateşleme mekanizması, 12 tüfek bombası, 18 parça dilim el bombası gövdesi, 12 bubi tuzaklı bomba, 12 bubi tuzaklı bombaya ait ateşleme mekanizması, 9 göz yaşartıcı bomba, 6 gösteri bombası, 800 G3 mermisi elde edildiği bildirildi. İbrahim Şahin’in İstanbul’daki ikametinde 8 ruhsatsız tabanca ve 1 Glock marka ruhsatsız tabanca bulunduğu ifade edilen iddianamede, Şahin’in evinden elde edilen bir krokiye istinaden Ankara Gölbaşı ilçesinde 9 Ocakta yapılan kazılarda ise 2 lav silahı, 10 el bombası fünye grubu, 820 gram plastik patlayıcı, 210 santimetre saniyeli fitil, 8 metre infilaklı fitil, 1 dolu el bombası gövdesi, 4 hakem bombası, 1 antipersonel tüfek bombası, 21 sis bombası ve kutusu, 2  gösteri el bombası elde edildiği kaydedildi.  Şahin’in ikametinde yapılan aramalarında suikast, eylem ve tedhiş planları çıktığı bildirilen iddianamede, şöyle devam edildi: ”Bu bağlamda, Ermeni Patriği Mesrob Mutafyan’a yönelik ayrıntılı fotoğraf, kroki ve açıklamaların yer aldığı ‘Tedhiş Planı’ adı altında silahlı eylem planı, Alevi-Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız’a yönelik ayrıntılı açıklamaların yer aldığı ‘Tedhiş Planı’ adı altında silahlı eylem planı, Alevi-Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Kazım Genç’e yönelik ayrıntılı açıklamaların yer aldığı ‘Tedhiş Planı’ adı altında silahlı eylem planı, Ankara ili Eryaman Ayaş yolu No:93 adresinde bulunan Optimum Alışveriş Merkezine yönelik hazırlanmış olan ayrıntılı fotoğraf kroki ve açıklamaların yer aldığı bombalı eylem planı ele geçirilmiştir.”

-”EYLEMLER HAZIRLIK AŞAMASINA GELMİŞTİ”-

Şahin’den elde edilen dokümanın, bu şüpheliye bağlı hücre yapılanmasının, eylemler serisi düzenleme hazırlığında olduğunu ve bu eylemlerin hazırlık aşamasının bitip uygulama aşamasına geldiğini gösterdiği belirtilen iddianamede, şunlar kaydedildi: ”Bu çerçevede, Ergenekon Terör Örgütüne yönelik yapılan çalışmalarda, İbrahim Şahin’in liderliğindeki hücre yapılanmasının ülkemizde yaşayan Ermeni asıllı vatandaşlarımıza yönelik eylem hazırlığı içerisinde olduğu ve özellikle Sivas’ta yaşayan ve o bölgedeki Ermeni asıllı vatandaşlarımızın ruhani lideri konumunda bulunan Minas Durmaz Güler’e yönelik suikast hazırlıkları yaptıklarının anlaşılması üzerine olayı gerçekleştirecek şüpheliler, el bombaları ve silahlarla birlikte yakalanmışlardır.” İbrahim Şahin’in Ankara’daki evinde yapılan aramalarda ”S-1” başlığı altında 7 emniyet görevlisi ve 8 askeri görevlinin isimlerinin, rütbelerinin, görev yerlerinin, doğum yeri ve doğum tarihlerinin, T.C kimlik numaralarının, sicillerinin ve kan gruplarının yazıldığının görüldüğü anlatılan iddianamede, ”Bu çerçevede emniyet görevlilerinden, Emniyet Amiri Servet Kaynak, polis memurları Fahri Süslü, Kemalettin Bakı, Bülent Güngördü, Zenar Atik, Murat Çavdar, Mehmet Dalagan ile askeri görevlilerden Üsteğmen Taylan Özgür Kırmızı, Teğmen Emre Baltacı, Teğmen Melih Yüksel, Teğmen Onur Özdemir, Teğmen Cihan Arık, Üst Çavuş İlhan Bolayır, Üst Çavuş Murat Eke ve Üst Çavuş Ali Oktay Şahbaz ile ilgili bilgilerin mevcut olduğu anlaşılmıştır” denildi. Gerek mahkemeye intikal eden dosya içeriği, gerekse savcılık nezdinde devam eden soruşturma sürecinin, örgütün yapılanması ve eylemselliğine ilişkin yeni bulgular ortaya çıkardığı vurgulanan iddianamede, şüpheliler Mustafa Özbek, Ayhan Atabek, Servet Kaynak, Fahri Süslü, Bülenk Güngördü, Zerrar Atik, Kenan Temur, Murat Çavdar, Kemalettin Balcı, Mehmet Dalagan, Muhterem Bağcı, Onur Özdemir, Cihan Arık, Emre Baltacı, Melih Yüksel, Murat Eke, İlhan Bolayır, Oktay Şahbaz, Erhan Göksel, Hüseyin Çoban, Fatih Kağan Ulu, Süleyman Erdinç, Muharrem Aslıyüce, Mecit Hazır, Pevrul Kavlak ve Ünal İnanç’a ait iş yeri ve ikametlerinde yapılan aramalarda, çok sayıda yazılı doküman ve elektronik malzeme, 4 tabanca, 3 tüfek, 3 şarjör, 5 av tüfeği, 884 fişek, 12 kovan, 3168 CD/DVD, 173 disket, 172 bilgisayar, 24 flash disk, 35 hafıza kartı, 343 videokaseti, 15 teyp kaseti, 57 ajanda, 5 telefon fihristi ve çok sayıda gizli ibareli doküman elde edildiği anlatıldı. İddianamede, bu şüpheliler hakkındaki soruşturma evrakının ayrıldığı belirtildi.

(4) -İDDİANAMEDEN:  -”ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ, TERÖRLE MÜCADELE KANUNU VE TCK HÜKÜMLERİNE GÖRE SİLAHLI BİR TERÖR ÖRGÜTÜDÜR” -”BUNUN DOĞAL SONUCU OLARAK DA BU ÖRGÜTÜN MENSUPLARI HEM MENSUBİYETLERİ BAKIMINDAN HEM DE MENSUBU BULUNDUKLARI ÖRGÜTÜN İŞLEMEYİ AMAÇLADIĞI SUÇLAR BAKIMINDAN TERÖR SUÇLUSUDURLAR” -”ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ HEM AMAÇLARI DOĞRULTUSUNDA DOĞRUDAN YA DA PARAVAN VE TAŞERON YAPILARLA FAALİYETLERİNE DEVAM ETMİŞ, HEM DE BİLİNEN TERÖR ÖRGÜTÜ KALIPLARI İÇERİSİNE GİRMEKTEN KAÇINMIŞTIR” -”BÖYLECE DEVLETİN TERÖRLE MÜCADELEDEKİ SARSILMAZ KARARLILIĞINI İCRA EDEN GÜVENLİK GÖREVLİLERİYLE KARŞILAŞMAKTAN FEVKALADE SAKINARAK, VARLIĞININ FARK EDİLDİĞİ DURUMLARDA DA HER TÜRLÜ DEZENFORMASYON YÖNTEMLERİNİ KULLANARAK GİZLENMESİNİ BİLMİŞTİR” -”ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÜLKEMİZDE BU GÜNE KADAR ORTAYA ÇIKARILMIŞ TERÖR ÖRGÜTLERİNE BAKARAK DEĞERLENDİRMEYE ÇALIŞMAK, SIĞ VE SONUÇSUZ BİR ÇABADAN ÖTEYE GEÇEMEYECEKTİR”

İSTANBUL (A.A) – 25.03.2009 – ”Ergenekon” soruşturmasının ikinci iddianamesinde, Ergenekon terör örgütünün, Terörle Mücadele Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) hükümlerine göre ”silahlı bir terör örgütü olduğu” ifade edilerek, ”Bunun doğal sonucu olarak da bu örgütün mensupları, hem mensubiyetleri bakımından hem de mensubu bulundukları örgütün işlemeyi amaçladığı suçlar bakımından terör suçlusudurlar” denildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, ”Ergenekon yapılanması neden bir terör örgütüdür” sorusuna da yanıt arandı. Bir örgütlenmenin Türk Ceza Hukuku uygulaması bakımından terör örgütü ve bir kimsenin de terör suçlusu sayılabilmesi için, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda, Türk Ceza Kanunu’nda ve yargısal içtihatlarda gösterilen unsurların bu örgütlenmede ve kişilerde bulunmasının gerekli ve zorunlu olduğu ifade edilen iddianamede, ”bir örgütlenmenin terör örgütü olabilmesi için en az 3 kişiden oluşması, cebir ve şiddet kullanarak, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden birini kullanmayı benimsemesi, hiyerarşik bir yapı, süreklilik arz eden bir sistem bulunması ve örgütlenmenin amaçladığı suçu işlemek için araç gereç bakımından elverişli vasıtalara sahip olması” gerektiği belirtildi.  İddianamede şu ifadelere yer verildi: ”Soruşturma kapsamında ele geçirilen temel ve tali örgütsel dokümanlar, tanık beyanları, aramalarda elde edilen ipuçlarından yola çıkılarak ele geçirilen silah, mühimmat, eylem planları, devletin ve uluslararası kuruluşların en iyi korunan mahallerinden çıkarıldığı anlaşılan ve gizli kalması gereken belgeler diğer delillerle birlikte bir bütün olarak incelenip ‘Ergenekon Terör Örgütü’nün değerlendirilmesi isabetli olacaktır. Soruşturma kapsamında ortaya çıkarılabilen şekliyle bir örgütlenmenin mevcut olduğu tartışılamaz açıklıkta bir olgudur. Vahamet arz eden eylemleri bir yana bırakılsa görmezden gelinse bile ele geçirilen temel dokümanlarına göre örgüt, hedeflerine ulaşmak için cebir ve şiddet kullanarak, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinin sadece birini değil, hepsini benimsemektedir.”

-”SİLAHLAR EYLEMLER İÇİN YETERLİ”-

İddianamade, ”Silahlı bir örgüt olduğunda kuşku bulunmayan bu örgüt, çok sayıda, vahim nitelikte, illegal yollardan örgüte sağlanmış bulunan ve tabancadan uzun namlulu tüfeğe, el bombasına kadar her türlü silah ve mühimmatı örgütün amaçları doğrultusunda kullanmakta, gelecekte eylemlerinde kullanılmak üzere saklamaktadır” denildi. Silahların çeşitliliği, miktarları ve arz ettiği vahamet ile sağlanma şekillerinin, örgütün yasama organını ve yürütme organını cebren ortadan kaldırarak veya çalışamaz duruma getirerek Terörle Mücadele Kanununun 1. maddesinde belirtilen ”Devlet otoritesini zaafa uğratmayı veya yıkmak veya ele geçirmek” hedefini gerçekleştirmek bakımından ne kadar kararlı ve yeterli olduğunu gösterdiği savunuldu.  Örgütün, oluşturulan hiyerarşik yapı, iş bölümüne ve uzmanlığa dayalı olarak süreklilik gösteren bir sisteme kavuşturulduğu kaydedilen iddianamede, şöyle devam edildi:  ”Türkiye Cumhuriyeti, bölünmez ülkesi ve yıkılmaz devleti ile ‘bölücü ve yıkıcı terör’ diye adlandırılan iki ana terör koluna karşı kararlı ve başarılı bir mücadele vermektedir. Mücadele sürecinde terörün ortaya çıkış şekline göre beliren terör örgütü kalıplarının sınırları belirginleşmiş ve bunlarla mücadelede eşsiz bir uzmanlık sağlanmıştır. Ancak Ergenekon terör örgütü, hem amaçları doğrultusunda doğrudan ya da paravan ve taşeron yapılarla faaliyetlerine devam etmiş hem de bilinen terör örgütü kalıpları içerisine girmekten kaçınmıştır. Böylece devletin terörle mücadeledeki sarsılmaz kararlılığını icra eden güvenlik görevlileriyle karşılaşmaktan fevkalade sakınarak, varlığının fark edildiği durumlarda da her türlü dezenformasyon yöntemlerini kullanarak gizlenmesini bilmiştir.”

-”FARKLI BİR YAPI”-

”Ergenekon” terör örgütünün anlaşılıp kavranabilmesi için ”bölücü” ve ”yıkıcı” diye adlandırılan terör örgütlerinden farklı olarak ele alınması ve değerlendirilmesi gerektiği kaydedilen iddianamede, örgütün bilinen dini motifli veya Marksist Leninist metotları benimseyen terör örgütlerinden ideolojik olarak farklı bir yapı olarak ortaya çıktığı vurgulandı.  İddianamede, bu yapının temelde, Cumhuriyet’in temel niteliklerinin örgütün amaçları doğrultusunda istismarına, örgütün amaçları doğrultusunda netice vermeyen demokratik tercihlerin gayrimeşru sayılmasına ve sonuçlarına karşı açık veya örtülü cebri mücadele verilmesine dayalı olduğu kaydedildi.  Örgütün üye profilinin çeşitliliğinin ancak örgütün amaçları dikkate alındığında anlaşılabildiği ifade edilen iddianamede, şöyle denildi: ”Amaç yasama ve yürütme organlarının cebren ortadan kaldırılması veya çalışamaz duruma getirilmesi olduğunda, ihtiyati suçluları, esrar kullanıcılarının, mafya mensuplarının, gazetecilerin, devletin emekli ya da halen görevde olan memurlarının, benzemez, benzetilemez ve normal koşullarda bir araya gelmez kimlikteki başka kişilerin, örgütün amaçları doğrultusunda iş bölümü ve hiyerarşi içerisinde bir örgüt yapısı etrafında bir arada tutulmaları zorunlu olmaktadır.  Bu bağlamda Cumhuriyet gazetesine bomba atılması ya da Danıştay’a yapılan menfur saldırı örnekleri ele alındığında, soruşturma kapsamında ortaya çıkan verilerden hareketle bu eylemlerin yapılması, kamuoyunun örgütün amaçları doğrultusunda yönlendirilmesi, eylemden hemen sonra yapılan ve yaptırılan acil ve olgusal gerçekliğe uygun olmayan açıklamalar ve benzeri tüm faaliyetler örgütün amacına ulaşabilmek için sahip olması gereken üye profilinin bilinen terör örgütlerinin üye profilinden farklı olması gerektiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca bir kısım örgüt mensuplarının kılık ve kıyafetlerini değiştirerek İstanbul’daki bazı dini gruplara örgütün amaçları doğrultusunda sızmaları, bir kısım örgüt mensuplarının da Ankara’da Hizb-ut Tahrir örgütüne sızmaları bilinen terör yöntemleriyle açıklanamayacaktır. Bu nedenlerle Ergenekon terör örgütünü ülkemizde bugüne kadar ortaya çıkarılmış terör örgütlerine bakarak değerlendirmeye çalışmak, sığ ve sonuçsuz bir çabadan öteye geçemeyecektir. Soruşturma sonucunda bir kısmı ortaya çıkarılan Ergenekon terör örgütünün, gerçekleştirdiği bir eylemden sonra ankesörlü telefondan gazeteleri arayıp eylemi üstlenmesi ya da elinde kaleşnikofla kırlardan kentlere yürümek isteyen duygusal devrimcilerden oluşan kadrolara sahip olmasını beklemek, devletimizin karşı karşıya olduğu tehlikeyi algılayamamış olmakla eş değerdedir.” İddianamede, Ergenekon terör örgütünün, Terörle Mücadele Kanunu ve 5237 sayılı TCK hükümlerine göre silahlı bir terör örgütü olduğu iddia edilerek, ”Bunun doğal sonucu olarak da bu örgütün mensupları hem mensubiyetleri bakımından hem de mensubu bulundukları örgütün işlemeyi amaçladığı suçlar bakımından terör suçlusudurlar” denildi.

(5) -İDDİANAMENİN ”ASKERİ MÜDAHALEYE ZEMİN HAZIRLAMA VE GERÇEKLEŞTİRME YÖNÜNDEKİ PLANLAR” BÖLÜMÜNDE, ”ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN 2003-2004 VE SONRASINDA MEVCUT HÜKÜMETİ SİLAHI ZORU İLE DEVİRİP ANTİDEMOKRATİK YOLLARLA DEVLET İDARESİNİ ELE GEÇİRMEYİ PLANLADIĞININ ANLAŞILDIĞI” ÖNE SÜRÜLDÜ

İSTANBUL (A.A) – 25.03.2009 – ”Ergenekon” soruşturmasının ikinci iddianamesinde, ”Şüphelilerden ele geçirilen dokümanlardaki bilgilerden Ergenekon terör örgütünün, 2003-2004 ve sonrasında mevcut hükümeti silahı zoru ile devirip antidemokratik yollarla devlet idaresini ele geçirmeyi planladığının anlaşıldığı” ileri sürüldü. İddianamenin, ”Askeri müdahaleye zemin hazırlama ve gerçekleştirme yönündeki planlar” bölümünde, ”Sarıkız”, ”Ayışığı”, ”Yakamoz” ve ”Eldiven” kod adları ile 4 ayrı darbe planı hazırlığı yapıldığı öne sürüldü. ”Sarıkız” kod adlı darbe planının emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek tarafından kaleme alındığı, plan çerçevesinde basının ele geçirilmesi, üniversite öğrencilerinin sokağa dökülmesi, sendikalarla birlikte hareket edilmesi, sokaklara afiş asılması, derneklerin hükümet aleyhine teşvik edilmesinin hedeflendiği ileri sürülen iddianamede, bu planın Şener Eruygur, Aytaç Yalman, Özden Örnek ve Halil İbrahim Fırtına tarafından hazırlanmış olabileceğinin değerlendirildiği kaydedildi. ”Ayışığı” adlı darbe planının Mehmet Şener Eruygur’dan CD’ler içerisinde sunum olarak ele geçirildiği ifade edilen iddianamede, ”Ayışığı” planında, ”Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün emekliye ayrılması ya da etkisiz hale getirilmesi, azami sayıda milletvekilinin Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ı terk etmesinin sağlanması, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in görevini sürdürmesi için yapılması gerekenlerin planlandığı” ileri sürüldü. Bu planının, dönemin Jandarma Genel Komutanı Mehmet Şener Eruygur ve ekibi tarafından hazırlandığı iddia edildi. ”Yakamoz” adlı planın ise darbenin ikinci aşamasını oluşturduğu ve bu çerçevede, TSK’nın sivil idarenin ve dış dünyayla ilişkilerin yeniden düzenlenmesi ile darbenin nasıl ve ne şekilde yapılacağı yönünde ayrıntılı planların yer aldığı belirtilen iddianamede, bu planın da yine Mehmet Şener Eruygur ve ekibi tarafından hazırlandığı öne sürüldü. İddianamede ”Eldiven” kod adlı darbe planının, Mehmet Şener Eruygur’dan CD’ler içerisinde powerpoint sunumu olarak ele geçirildiği, bu planın darbe gerçekleştirildikten sonra yapılacak hususları içerdiği ve yine dönemin Jandarma Genel Komutanı Mehmet Şener Eruygur ve ekibi tarafından hazırlandığı savunuldu.  İddianamede, emekli Oramiral Özden Örnek’in medya patronlarından Aydın Doğan ile görüştüğü, diğer taraftan o dönemde Karamehmet grubundan ayrılan Tuncay Özkan’a İstanbul TV’yi alması konusunda gerekli desteği verdiği, bunların yanı sıra Rahmi Koç ile görüştüğü ileri sürüldü. Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün emekliye ayrılması, etkisiz ve yetkisiz hale getirilmesi için 1. Ordu Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve 2. Ordu Komutanı Orgeneral Fevzi Türker’in altında sağlam adamlar bulunması, kuvvet komutanlarının arka arkaya sert açıklamalar yapması, emekli generaller, diğer subaylar ve darbe ile koordineli hareket eden sivillerin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Hilmi Özkök’ün hedef alan açıklamalar yapmalarının planlandığı ileri sürülen iddianamede, medyanın TSK’nın birliğinin bozulduğu şeklinde spekülatif yorumlar yaparak kamuoyunu tahrik etmesinin de planlar arasında yer aldığı bildirildi. İddianamede, ”Darbe planlarını hazırlayan ve uygulayacak olan kadronun deşifre olması durumunda planın aynen devam ettirilmesi için ikinci bir yapılanmanın oluşturulması ve bu yapının çok gizli tutulmaya çalışılması, şüphelilerin darbe teşebbüsü konusunda ne kadar ciddi ve kararlı olduklarını göstermektedir” ifadelerine yer verildi. 

-ÖRNEK’İN GÜNLÜĞÜNDEKİ NOTLAR-

Dönemin Jandarma Genel Komutanı Mehmet Şener Eruygur’un darbeyi daha sağlıklı gerçekleştirebilmek amacıyla Kara Kuvvetleri Komutanı olmak için normal hiyerarşi içerisinde Kara Kuvvetleri Komutanlığına gelecek olan Mehmet Yaşar Büyükanıt’ın önünü kesmek için yıpratmaya ve sindirmeye yönelik ciddi çalışmalar yaptırdığının belirlendiği ileri sürülen iddianamede, Özden Örnek’e ait günlüklerde ”10 Ekim 2004” tarihli yazıda ”Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur’un bir şeyler karıştırıp durduğunu anlatan Aytaç Paşanın neler söylemek istediğini şimdi daha iyi anladım. Yaşar’ı zehirlemeye kadar varan planlar hazırlanmış” ifadelerinin bulunduğu bildirildi.  İddianamade, yine Örnek’in günlüklerinden kuvvet komutanlarının sık sık açıklamalar yapmaları ve özellikle harp Okullarının açılış törenlerinde mesajlar verilmesinin planladığının görüldüğü kaydedildi. Özden Örnek’in günlüklerinde 22 Eylül 2003 tarihinde yazılmış ”1 Ekim Meclis açılışında eğer TBMM Başkanı kapıda bizleri türbanlı ve eşli olarak karşılarsa gitmeme kararı aldık. Sonra bizler (komutanlar) Jandarma Genel Komutanlığına geçip çok özel olarak konuştuk” şeklinde notlar bulunduğu, aynca yine bu günlüklerde yer aldığı gibi 2003 yılında harp okullarının açılış törenlerinde kuvvet komutanlarının sert açıklamalar yaptığı hatırlatılan iddianamede, soruşturma kapsamında dönemin Kültür ve Turizmi Bakanı Atilla Koç ile Cüneyd Zapsu, Egemen Bağış, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ile pek çok milletvekiline dair içinde kimlik bilgileri, dini ve siyasi görüşlerinin yüklendiği dosyalar ele geçirildiği vurgulandı.  İddianamade, ”AKP tarikatçı milletvekilleri” isimli dosyada milletvekillerinin kimlik bilgilerinin yanı sıra kişisel bilgilerinin de yer aldığı belirtildi.  365’in üzerinde milletvekili ile dönemin bakanlarına ait kişisel bilgilerin yer aldığı dosyaların da bulunduğu, ayrıca şüpheli Eruygur’dan ”İrticai Faaliyette Bulunan Kamu Görevlileri” isimli klasörde ”Süleymancı kamu personeli çizelgesi” başlıklı bir dosyanın daha ele geçirildiği kaydedilen iddianamede, şüpheli Ahmet Hurşit Tolon’dan ele geçirilen dijital verilerde, ”006 YÖK ve Üniversiteler” isimli klasörde, bazı rektör ve öğretim görevlileri hakkında bilgilerin bulunduğu, ”İRTBLR”” adlı klasörde Dışişleri Bakanlığı’nda çalışan 105 kişi ile ilgili bilgilerin not edildiği, bu klasörde ayrıca ”emekli sandığı ve maliye” isimli bir dosya daha bulunduğu kaydedildi. İddianamede, ”Şüphelilerden ele geçirilen dokümanlardaki bilgilerden Ergenekon terör örgütünün, 2003-2004 ve sonrasında mevcut hükümeti silahı zoru ile devirip antidemokratik yollarla devlet idaresini ele geçirmeyi planladığının anlaşıldığı” öne sürüldü.

(6) -İDDİANAMEDEN: -”MEHMET ŞENER ERUYGUR’UN JANDARMA GENEL KOMUTANI SIFATIYLA GÖREV YAPTIĞI, BU GÖREVİ SIRASINDA ASKERİ GÖREV VE AMAÇLARIN TAMAMEN DIŞINDA VE ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN AMAÇLARI DOĞRULTUSUNDA KURULDUĞU AÇIKÇA ANLAŞILAN CUMHURİYET ÇALIŞMA GRUBU ADI ALTINDA İLLEGAL ÖRGÜTLENMEYE GİTTİKLERİ, BU GRUBUN TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN HİYERARŞİK YAPISINA UYMAYACAK BİÇİMDE VE TAMAMEN ÖRGÜTÜN HİYERARŞİK YAPISINA UYGUN OLARAK KURULDUĞU VE YASA DIŞI İSTİHBARAT FAALİYETLERİ, FİŞLEMELER, ARŞİVLEMELER, MEDYA YÖNLENDİRMELERİ GİBİ YOLLARLA SİLAHLI ÖRGÜTÜN AMAÇLARI DOĞRULTUSUNDA FAALİYETLERDE BULUNDUKLARI ANLAŞILMIŞTIR” -”(DARBE) BAZI ÜYELERİNİN BU KONULARDA OLDUKÇA DENEYİMLİ OLDUKLARI, ÖRNEĞİN İLHAN SELÇUK’UN 1970 YILINDA AYNI SUÇLAMALARLA TUTUKLANDIĞI, DOĞU PERİNÇEK’İN BİRÇOK DEFA AYNI TÜR SUÇLARDAN YARGILANDIĞI KENDİ BEYANLARINDAN ANLAŞILMAKTADIR”

İSTANBUL (A.A) – 25.03.2009 – ”Ergenekon” soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamede, sanıkların, Ergenekon silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda kurulan ‘Cumhuriyet Çalışma Grubu’ adı altında illegal örgütlenmeye gittikleri ileri sürüldü. İddianamede, ”Ergenekon Silahlı Terör Örgütü”nün hem askeri hem sivil alanda faaliyetlerde bulunduğu, Şener Eruygur’un örgüt içerisinde başlangıçta askeri görevi döneminde ve akabinde emekli olduktan sonraki dönemde yer aldığı, süren nitelikteki bu suçu askerlikle ilişiğinin kesildiği tarihten sonra da işlemeye devam ettiğinin anlaşıldığı savunuldu.  Eruygur’un, ”görev yaptığı dönemde örgütün amaç ve faaliyetleri doğrultusunda, kendi mesleki görev ve yetki alanına girmeyen, konusu Anayasa ve yasalarla yasaklanmış ve suç teşkil eden fiilleri, sivil şahıslarla iş birliği içerisinde işleyerek darbe yoluyla halkı Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etmek ve cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs fiillerin içinde bulunduğu” savunulan iddianamede, şu ifadelere yer verildi: ”Mehmet Şener Eruygur’un Jandarma Genel Komutanı sıfatıyla görev yaptığı, bu görevi sırasında askeri görev ve amaçların tamamen dışında ve Ergenekon silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda kurulduğu açıkça anlaşılan ‘Cumhuriyet Çalışma Grubu’ adı altında illegal örgütlenmeye gittikleri, bu grubun Türk Silahlı Kuvvetlerinin hiyerarşik yapısına uymayacak biçimde ve tamamen Ergenekon silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına uygun olarak kurulduğu ve yasa dışı istihbarat faaliyetleri, fişlemeler, arşivlemeler, medya yönlendirmeleri gibi yollarla silahlı örgütün amaçları doğrultusunda faaliyetlerde bulundukları anlaşılmıştır.” Bu grubun faaliyetleri sırasında, ”dönemin Genelkurmay Başkanını örgütün amaçları doğrultusunda hareket etmemesi nedeniyle istifaya zorlanmasından, yapılacak darbe sonucu tüm kişilerin görevleri ve hapis tutulacakları yerlerden, ABD’nin bu konudaki tepkilerine kadar ayrıntılı planlar yapıldığı, darbe yapılabilmesi için, gerekli toplum desteğinin sağlanması konusunda şüphelinin emrinde çalışan Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli kendisine bağlı alt birimin geniş kapsamlı olarak çalışması yanında, Ergenekon Silahlı Terör Örgütünün sivil unsurlarında görevli bireyler ve üst düzey yönetici kadrosunda bulunan sanıklar  İlhan Selçuk, Mustafa Ali Balbay, Sinan Aygün, (Bülent kod) İsmail Yıldız, Ergün Poyraz gibi örgüt üyeleriyle sürekli olarak bizzat görüştüğünün anlaşıldığı” ifade edildi. 

-ÖZEL İSTİHBARAT ARŞİVİ-

İddianamede, sanık Mustafa Ali Balbay’ın haftada 2-3 defa Eruygur ile görüştüğü ve İlhan Selçuk’un görüşlerini kendisine ilettiğinin Balbay’a ait dijital inceleme raporlarından anlaşıldığı belirtilen iddianamede, şunlar kaydedildi: ”Şüpheli Mehmet Şener Eruygur’un görev yaptığı dönemde cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs eylemlerinde başarılı olabilmek için Ergenekon emrinde bulunan sivil toplum kuruluşlarının da desteği ile kamuoyu ve halk desteğinin oluşturulması amacıyla Cumhuriyet Çalışma Grubunun, birçok faaliyetlerde bulunduğu, bu faaliyetlerle alakalı yapılan masraflardan eylemlere kadar kendisine sürekli raporlar ve brifingler verildiği, bu raporların bir kısmının Cumhuriyet Çalışma Grubu devre raporu ve yıllık çalışma raporları şeklinde kendisine ve Ergenekon üst düzey yöneticilerine yazılı olarak sunulduğu, devre raporlarında önceden Ergenekon Silahlı Terör Örgütünce alınan kararların uygulanması, yapılması planlanan ve yapılabilen konularla alakalı olarak değerlendirme toplantılarının sürdürüldüğü, örgüt tarafından bu konuda özel istihbarat arşivi adı altında illegal arşiv oluşturulduğu, bu konuda yapılan harcamalar ve tutarların, sanık Mehmet Şener Eruygur tarafından onay verilen ödemelere ilişkin belgelerin ele geçirilen belgeler içinde bulunduğu, örgütün amaçları doğrultusunda ve faaliyetleri kapsamında görüşülen birçok kişinin ses ve görüntü kayıtlarının gizlice-illegal olarak kaydedilip örgüt arşivine ulaştırıldığı, örgütün bu özel grubu dışındaki üyelerinin bile haberdar olmadıkları Özel İstihbarat Arşivi oluşturduğu, sanığın tüm bu eylemlerini kendi başına ya da askerlik görevi kapsamında yapmak gibi bir durumunun, yetkisinin, görevinin bulunamayacağı, şüphelinin askerlikle ilişiğinin kesilmesinden sonra da sürdürdüğü tüm eylemlerini Ergenekon Silahlı Terör Örgütünün amaç ve faaliyetleri doğrultusunda, örgütün diğer birimlerinin yardımları ile sivil unsurlar, medya ayağı, örgütün kontrolünde bulunan kuruluşlar ile birlikte gerçekleştirdikleri, Milli Kuvvetler olarak adlandırdıkları Halk Hareketi, Milli Güçbirliği, Meclisteki milli kuvvetler, ulusal medya (Ulusal Kanal vb) Türk Ordusu bileşkesini, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek şeklindeki eylemlerini gerçekleştirmek için kullandıkları, tamamen örgütsel kontrolde tuttukları kuruluşları, örgütsel organizasyonlarla gerçekleştirdikleri hareketleri, siyasi partilere ve medyaya dönük müdahalelerinin sonuçlarını, örgütsel amaçları doğrultusunda sevk ederek ve kendi konum ve imkanlarını da kullanıp TSK’yı aynı doğrultuda kışkırtarak, bu kadar farklı dinamiği aynı anda ve tek bir merkezden yönetmek suretiyle amaçlarına ulaşmaya çalıştıkları anlaşılmaktadır.”

-”GEÇMİŞ DÖNEMDE DE ÖRNEKLERİ GÖRÜLDÜ”-

İddianamede, söz konusu dinamiklerin benzer manipülasyonlarla aynı anda hareket ettirilmesi sonucu Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerinin daha önce de ortadan kaldırıldığı, görevlerini yapmasının kısmen veya tamamen engellendiği vurgulanarak, şöyle denildi: ”Bu çerçevede yapılan manipülasyonlar kapsamında, terör olaylarının artmasına göz yumulması, toplumsal kaos ve kargaşa ortamının körüklenmesi, halkın farklı kesimlerinin birbirlerine karşı acımasızca kışkırtılması ve bu doğrultuda medyanında kullanılması suretiyle psikolojik harekat uygulanması gibi faaliyetlerin bulunduğu bilinmektedir. Bu çerçevede Ergenekon Silahlı Terör Örgütü üyelerinde ele geçen belgeler, dokümanlar, planlar, dijital veriler ve benzeri belgeler, örgütün istihbarat ağının genişliğini, illegal amaçları doğrultusunda toplumsal kesimleri bölmek, birbirine karşı kışkırtmak, amaçları doğrultusunda özel hayat, hayatın mahrem alanları demeden her şeyi ve herkesi kontrol altına almak yönünde kararlılığını göstermektedir. Yine örgütün bazı üyelerinin bu konularda oldukça deneyimli oldukları, örneğin İlhan Selçuk’un 1970 yılında aynı suçlamalarla tutuklandığı, Doğu Perinçek’in birçok defa aynı tür suçlardan yargılandığı kendi beyanlarından anlaşılmaktadır.”

-”İCRA HAREKETLERİ…”-

İddianamede, sanık Eruygur’un, suça teşebbüs bakımından hazırlık hareketleri bir yana, icra hareketlerine bile başlamış bulunduğuna dair şüphe bulunmadığı kaydedilerek, şüpheli ve diğer örgüt üyelerinin, örgütün amacı doğrultusunda ”milli kuvvetler” diye adlandırdıkları güçleri organize ettikleri ve harekete geçirdikleri, 16 Mart 2004 tarihli günlük notlarında Özden Örnek’in, ”Genelkurmay Başkanını ziyarete gittiği, Jandarma Genel Komutanının darbe girişimlerinden haberdar olduğunu, bütün belgelerin elinde olduğunu, tarihi bir görev olarak da bu belgeleri devletin arşivine geçireceğini söylediği, şüphelinin jandarmaya ait tesislerde eski TBMM Başkanı ve rektörlerle toplantılar yaptıklarını ve bazı şahıslar hakkında fişleme çalışmaları yürüttüğünü ve bir derginin okunması için emir vermiş olduğunun belirtildiği, bu fiillerin tamamının icraata dönüştürüldüğünün kanıtlardan anlaşıldığı” vurgulandı.

-ULUSAL BİRLİK PLATFORMU-

Yapılan çalışmalar sonucunda sanık Mehmet Şener Eruygur’un 2005 yılında Ulusal Birlik Platformunu Ankara’da oluşturduğu, Semih Tufan Gülaltay’la İstanbul’da gizli toplantılar tertiplediği ve Gülaltay’ın kendisine brifing verdiği ifade edildi. Brifingin amacının bu platformun arkasında emekli orgenerallerin bulunduğunu ve legal bir oluşum niteliği taşıdığını anlatmaya yönelik olduğunun Gülaltay’ın telefon görüşmelerinden anlaşıldığı kaydedilen iddianamede, şöyle devam edildi: ”Milli İktidar Harekatı (MİH) adı altında oluşturulan yapılanma çerçevesinde toplantılar düzenlendiği ve bu toplantıya katılan kişilerin mesleklerine göre ayrıldığı, ‘Generaller’ başlığı altında ise, emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, Tümgeneral Armağan Kuloğlu, Orgeneral Hurşit Tolon, Orgeneral Şener Eruygur şeklinde isminin geçtiği, ayrıca örgüt üyelerinden Güler Kömürcü, Doğu Perinçek, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan’ın da isimlerinin geçtiği, Ankara’da Kamran İnan, Ufuk Söylemez ve Mehmet Haberal’ın yönettikleri 1-1,5 aylık sürelerle devam eden yaklaşık 30 civarında kişinin katıldığı, gizli toplantılara şüphelinin de iştirak ettiği, bu toplantılara Yaşar Okuyan, Doğu Perinçek, Yaşar Nuri Öztürk gibi siyasilerin katılmasının, Ergenekon Silahlı Terör Örgütünün ana dokümanında yer alan siyasi partilerin yönlendirilmesi amaçlarına uygun faaliyetlerden olduğu anlaşılmıştır.  Sanık Eruygur’un bir çok defa üniversitelerin üst düzey görevlileriyle görüşmeler yaptığı, üniversitelere seçilecek adaylara kadar çalışmalar yürüttüğü, düzenledikleri toplumsal eylemlere üniversitelerin de katılmasının sağlanması için bazı üniversite rektörleri ve üst düzey görevlileri ile gizli toplantılar yaptıkları görülmektedir.                                                    Eruygur’un emekliliğini müteakip kendi beyanıyla Encümeni Daniş adı altında toplanan kurulun çalışmalarına katıldığı, yine kendi beyanına göre, Encümeni Daniş diye bir oluşumun varlığını, Jandarma Genel Komutanı iken bilmediği, emekli olduktan sonra bu kurulun çalışmalarına davet edildiği anlaşılmaktadır.”

(7) -İDDİANAMEDEN: -”SANIK TURAN ÇÖMEZ, ERGENEKON’UN SİYASİ PARTİLERİ BÖLÜP, PARÇALAMA VEYA FARKLI PARTİLERİN TEK MERKEZDEN YÖNETİLMESİ AMACI KAPSAMINDA ÖZELLİKLE KAPATMA DAVASI SÜRECİNDE SANIK FERDA PAKSÜT İLE İRTİBATA GEÇMİŞ, PAKSÜT’TEN ALDIĞI GİZLİ VE STRATEJİK BİLGİLERİ ÖRGÜTÜN YÖNETİCİLERİNE ULAŞTIRMIŞTIR” -”SANIK EMİN ŞİRİN’İN ERGENEKON’UN SİYASİ PARTİLERİ BÖLÜP PARÇALAMA VEYA FARKLI PARTİLERİN TEK MERKEZDEN YÖNETİLMESİ FAALİYETLERİNE, MİLLETVEKİLİ OLDUĞU DÖNEMDE VE GÖREVİ SONA ERDİKTEN SONRADA DEVAM ETTİĞİ ANLAŞILMIŞTIR” -”NECİP HABLEMİTOĞLU’NUN BİR SENEYE KALMADAN ÖLDÜRÜLECEĞİ, TUTUKLU SANIK HABİP ÜMİT SAYIN’IN BİLGİSAYARLARINDA YAPILAN DİJİTAL İNCELEMELERDE BULUNAN E-MAİL YAZIŞMALARINDAN ANLAŞILMIŞTIR” -SANIKLARDAN ATO BAŞKANI SİNAN AYGÜN’ÜN, ”ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ İÇİNDE ÜST DÜZEY GÖREVLERDE FAALİYET GÖSTERDİĞİ, YÜRÜTME ORGANINI DEVİRMEYE TEŞEBBÜS EYLEMLERİNE İŞTİRAK ETTİĞİ, HALKI HÜKÜMETE KARŞI İSYANA TAHRİK ETTİĞİ, TERÖR SUÇLARININ İŞLENMESİNDE KULLANILMAK ÜZERE 2.5 MİLYON AVRO FON SAĞLADIĞI VE EVİNDE BU AMAÇLA SAKLADIĞI” ÖNE SÜRÜLDÜ

İSTANBUL (A.A) – 25.03.2009 – ”Ergenekon” soruşturmasının ikinci iddianamesinde, sanık Turan Çömez’in ”Ergenekon”un siyasi partileri bölüp, parçalama veya farklı partilerin tek merkezden yönetilmesi amacı kapsamında, özellikle kapatma davası sürecinde sanık Ferda Paksüt ile irtibata geçtiği, Paksüt’ten aldığı gizli ve stratejik bilgileri örgütün yöneticilerine ulaştırdığı öne sürüldü.  İddianamede, ordu ve kuvvet komutanlığı yapmış şüpheli Şener Eruygur’un emekli olduktan sonra geçmişte önemli suçlar işleyip mahkum olan hükümlü Semih Tufan Gülaltay ile toplantı yapmasının, ”Ergenekon” gizli yapılanmasının nasıl yönetildiğini, toplumsal olaylarda infiale neden olan basit gibi görünen fiillerin hangi makamlardaki görevliler tarafından yönlendirildiğini çok açık ortaya koyduğu vurgulandı.  Örgütün ülkede kaos ortamı yaratmak için eylemler düzenlediği ifade edilen iddianamede, Mersin ve diğer illerde meydana gelen ”bayrak yakma olayları” sonucu oluşan atmosfer ortamında İşçi Partisi tarafından organize edilen ”Bayrak Mitingi” yürüyüşlerinin Diyarbakır’da tertiplenmesinin de örgütün kaos ortamı oluşturmak için her yöntemi denediğini ortaya koyduğu kaydedildi.  Sanık Hurşit Tolon’un ifadesinde, hiçbir siyasi oluşum içinde olmadığını beyan etmesine rağmen birçok siyasi oluşumu doğrudan yönlendirip koordine ettiğinin belirlendiği ileri sürülen iddianamede, aynı konuda bu dosyada mevcut askeri şahısların örgütsel irtibatlarına bakıldığında hem görevli askeri şahısların hem de emekli olan askeri şahısların irtibatlarının hayatın olağan akışına uygun olmadığına dikkat çekildi. 

-NECİP HABLEMİTOĞLU’NUN ÖLDÜRÜLMESİ OLAYI-

Sanık Osman Gürbüz’ün, 2002 yılında Necip Hablemitoğlu’nun öldürülmesi işini Veli Küçük’ün huzurunda gizli tanık 9’a teklif ettiği, tanığın kabul etmemesi üzerine Küçük’ün Osman Gürbüz’e hitaben ”Bu iş yine sana kaldı” dediği anlatılan iddianamede, Hablemitoğlu’nun bir seneye kalmadan öldürüleceğinin, tutuklu sanık Habip Ümit Sayın’ın bilgisayarlarında yapılan dijital incelemelerde bulunan e-mail yazışmalarından anlaşıldığı kaydedildi. İddianamede, söz konusu yazışmalarda ”Hablemitoğlu’nun örgüt üyelerince çok sevilmediği, tehlikeli kişilerle ilişkilerde bulunduğu, MİT Müsteşarlığına adının geçtiği ve sakıncalı hareketler yaptığı” yönünde ifadeler yer aldığı belirtildi.  İddianamede ”Hablemitoğlu’nun bir seneye kalmadan öldürüleceği belirtilmiş ve öldürmüştür. Ancak failleri bugüne kadar bulunamadığı gibi fail olarak adı geçen İbrahim Çiftçi’nin de bu hususta şüpheli olarak ifadesi alındıktan sonra herhangi bir dava açılmadan 2 Ekim 2006’da iki el bombasıyla öldürülmesi ve bu bombaların tutuklu sanık Oktay Yıldırım’dan elde edilen bombalarla benzerlik göstermesi de örgütsel ilişkilerin boyutlarını göstermektedir” denildi.  ”Ergenekon” silahlı terör örgütü üyelerinin görevde iken Ergenekon’la bağlantıda oldukları, emekli olduklarında da örgütte ayrı görevlere getirildikleri öne sürülen iddianamede, örgütün ülkeyi istedikleri gibi yönetmek için ülkede kaos ortamı oluşturmaya çalıştığı, bu amaçla suikast dahil her türlü yasa dışı yola yöneldikleri, bu amaçla darbeye zemin hazırlamak ve yürütme organını ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar yaptıklarının anlaşıldığı bildirildi.  İddianamede, elde edilen resmi içerikli ve gizli belgelerde oluşuma ”Cumhuriyet Çalışma Grubu” adı verildiği, bu isimle oluşturulan grubun askeri müdahaleye zemin hazırlamak amacıyla yaptıkları planlara ”Sarı Kız”, ”Ay Işığı”, ”Yakamoz” ve ”Eldiven” gibi kod isimleri verdiklerinin belirlendiği ifade edildi. 

-”AYNI MERKEZDEN YÖNETİLİYOR”-

Sanık Şener Eruygur’un, emekli olmadan önce hükümeti devirmeye yönelik eylem ve fiilleri sırasında alınan örgütsel kararlar gereği, emekli olunca da aynı eylem ve fiillerini devam ettirmek için Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), aynı fiilere iştirak eden şüpheli Ahmet Hurşit Tolon’un Anadolu Uyanış Hareketi Platformunun başına geçirildiği anlatılan iddianamede, Ankara Ticaret Odası Başkanı olan sanık Sinan Aygün’ün odanın tüm imkanlarını Ergenekon terör örgütünün faaliyetlerinin kullanımına açtığı belirtildi.  İddianamede, Ergenekon terör örgütünün etkisi altında bulunan sivil ve askeri üyeler ile medya, sivil toplum ve siyasi partilerde bulunan örgüt üyelerinin hepsinin aynı merkezden yönetildiği, alınan kararların aynı anda uygulamaya konulduğu ve tüm birimlerin aynı anda harekete geçirildiği bildirildi.  İddianamede, ”Soruşturma aşamasında vefat eden Kuddusi Okkır’ın hazırladığı ‘Devletin Yeniden Yapılanması’ belgesinde, devlet kurumlarından mafyaya, tarikatlardan orduya ve istihbarata kadar sızılması gerektiği belirtildiği halde, terör örgütlerine sızılması diye bir amacın bulunmaması da aynı merkez tarafından oluşturulan planların uygulanması için oluşturulduğunu ortaya koymaktadır” denildi.

-”ÖRGÜTÜN AMAÇLARI TELEVİZYONDAN YAYINLANDI”- Harp okulu öğrencilerine yönelik olarak sanıklar Kemal ve Neriman Aydın’ın Türk Silahlı Kuvvetleri ve harp okullarına sızma, örgütlenme ve elaman kazanma faaliyetlerini yürüttükleri kaydedilen iddianamede, şöyle devam edildi:  ”Sanık Tuncay Özkan’ın, bir dönem Kanaltürk adlı televizyon kanalının görünüşte sahibi ve ‘Biz Kaç Kişiyiz’ isimli platformun kurucusu ve başkanı olduğu, Tanju Güvendiren’in legal olarak televizyon ve platformla alakasının bulunmamasına rağmen Tuncay Özkan ile Ergenekon terör örgütünün üst düzey görevlileri arasında irtibatları ve maddi olarak Tuncay Özkan’a finansman desteği sağladığı, ayrıca Tuncay Özkan’ı yönlendirdiği anlaşılmıştır.” Tuncay Özkan’ın, sanık Adil Serdar Saçan’ın hem emniyet müdürü olduğu dönemde hem de meslekten atıldığı dönemde görevi gereği elde ettiği bilgi ve belgeleri televizyon kanallarında yayınlamak suretiyle örgütün amaçlarına uygun faaliyetlerde bulunduğu anlatılan iddianamede, sanıklar Hüseyin Nazlıkul, Murat Ağırel, Selim Utku Gümrükçü, Evrim Baykara, Mahir Akkar, Merdan Yanardağ ve Mesut Özcan’ın, örgütün amaçları doğrultusunda kurulan televizyon kanalı ve sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerinde görevli oldukları, sanıklar Fatma Sibel Yüksek, Ufuk Mehmet Büyükçelebi’nin de medya yapılanması içinde yer aldıkları ifade edildi.  Sanık Emcet Olcaytu’nun, örgüt üyesi olduğu ve soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcıları hakkında istihbarı bilgiler topladığı anlatılan iddianamede, eski ülkü ocakları başkanı olan sanık Levent Temiz’in Sedat Peker’in organize ettiği ”Kızıl Elma” koalisyonu olarak adlandırılan örgütsel birlikteliğin oluşturulmasında görev aldığı belirtilerek, şöyle denildi:  ”Sanık Turan Çömez’in örgütün amacı doğrultusunda, Ergenekon’un siyasi partileri bölüp parçalama veya farklı partilerin tek merkezden yönetilmesi amacı kapsamında özellikle kapatma davası sürecinde şüpheli Ferda Paksüt ile irtibata geçerek ondan aldığı gizli ve stratejik bilgileri, örgütün yöneticilerine ulaştırarak kamuoyunu yönlendirmeye çalıştıkları, aynı zamanda örgütün stratejisine uygun olarak partiyi bölüp etkisiz ve yürütme yetkisini kullanamayacak hale getirmeye hedefledikleri belirlenmiştir. Sanık Emin Şirin’in Ergenekon’un siyasi partileri bölüp parçalama veya farklı partilerin tek merkezden yönetilmesi faaliyetlerine, milletvekili olduğu dönemde ve görevi sona erdikten sonrada devam ettiği anlaşılmıştır.”

-SİNAN AYGÜN-

İddianamede, sanık Sinan Aygün’ün evinde yapılan aramada, kendisine ait kasada 2.5 milyon avro bulunduğu, şahsi parası olduğunu beyan etmesi üzerine paraya savcılığın talimatıyla o an için el konulmadığı belirtildi. Aygün’ün kendisini, bir sivil toplum örgütü lideri olarak vasıflandırdığı dile getirilen iddianamede, MASAK tarafından yapılan incelemede, Aygün’ün vermiş olduğu gelir vergileri mukayese edildiğinde orantısızlık bulunduğunun görüldüğü kaydedildi. İddianamede, böylesine büyük meblağdaki paranın kasada bulundurulmasının ticaret mantığı açısından karlı bir iş olmadığı, bu sebeple bu paranın terörün finansmanında kullanılma şüphesi taşıdığının belirtilmesi üzerine, nöbetçi mahkemece paraya el konulması kararı verildiği anlatıldı. Daha sonra şüpheli tarafından verilen gayrimenkul teminatları karşılığında paranın kendisine iade edildiğinin mevcut tutanak ve mahkeme kararlarından anlaşıldığı belirtilen iddianamede, şüphelinin ticaret yaptığını beyan etmesine rağmen parasını bankaya koymayıp evinde kasada saklaması, arama kararından sonra da parayı eşinin üzerine bankaya yatırmasıyla, ”parayı, Ergenekon silahlı terör örgütünün faaliyetlerinin finansmanında kullanılmak üzere hazır bulundurduğu” sonucuna ulaşıldığı bildirildi.  İddianamede, el konulmasının ardından yatırıldığı bankaca aylık yaklaşık 10 bin Avro faiz verilmesinden de bu paranın evin kasasında saklanmasının ticaret yapan bir kişinin mantığıyla izahının mümkün bulunmadığının anlaşıldığı kaydedilerek, yapılan aramadan sonra paranın Sinan Aygün’ün eşi adına bankaya yatırılmasının da para hakkındaki şüphelerin artmasına sebep olduğu ifade edildi.  İddianamede, şu bilgilere yer verildi: ”Elde edilen belgelerde, şüphelinin örgütsel faaliyet içindeki derneklere yardım yaptığına ilişkin teşekkür mektupları ve yine yardım için Aygün’e gidileceğine dair mektuplardan, Sinan Aygün’ün Ergenekon silahlı terör örgütünün finansman işlerine yardımcı olduğu, yöneticisi olduğu ATO tesislerini örgütün propagandası için düzenlenen panel ve konuşmalarda kullandırdığı, birçoğunu tanımadığını iddia ettiği yargılaması devam eden örgüt üyelerinden İsmail Yıldız, Ayşe Asuman Özdemir, Hayrettin Ertekin, Muammer Karabulut, Kemal Kerinçsiz, Güler Kömürcü, Hüseyin Görüm, Sevgi Erenerol, Veli Küçük, Hayrullah Mahmut Özgür ve Bekir Öztürk ile örgütsel irtibatlarının tespit edildiği, Kuvvai Milliye Derneği bürosunun tutulmasından, dernek başkanı Bekir Öztürk’ün tayin işinin yapılmasına kadar ilgilenip Abdüllatif Şener ile görüşüp referans olduğu, önceki dosyamızda mevcut e-mail görüşmelerinden anlaşılmıştır. Yine devam eden soruşturma dosyasından şüpheliler Ahmet Hurşit Tolon, İbrahim Özcan, Durmuş Ali Özoğlu, Hasan Atilla Uğur, Mehmet Şener Eruygur, Levent Ersöz, Vedat Yenerer, Ufuk Büyükçelebi, Erol Mütercimler, Mustafa Ali Balbay, Turan Çömez ve Levent Temiz ile örgütsel irtibatlarının bulunduğu, bilgisayarında yapılan incelemelerde bu kişilerle MSN yoluyla birbirlerine mesajlar attıkları, e-posta iletileriyle tamamen Ergenekon silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda hazırlanmış yazıları kendi içlerinde birbirlerine gönderdikleri tespit edilmiştir.”

-EMEKLİ ORAMİRAL ÖRNEK’İN GÜNLÜĞÜNDEKİ İFADELER-

İddianamede, emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’in 2003-2005 yılları arasında yazdığı ”Anılar” adlı günlüğün incelenmesi sonucu, Aygün hakkında sarf edilen şu cümlelere de yer verildi: ”ATO Başkanı Sinan Aygün’ün Ziyareti: Sinan Aygün, ilginç kişiliği olan bir insan. Bizlere böyle devre devre gelir ve kendi görüşlerini anlatır. Bazen kendisinden iyi bilgiler alırız. Bu kez de biraz ileri giderek konuştu. Ülkenin her yönüyle elden gittiğini, TSK’nın ne zaman bir şeyler yapacağını ve sesini çıkaracağını sordu. ‘Bütün halk ümidini size bağlamış, ama sizden bir kıpırdanma gelmeyince herkesin morali bozuluyor’ dedi. Kendisine, ‘bizden önce kıpırdayacak olan sivil kuruluşlardır. Herkes bileti TSK’ya kesmiş, kimse bir eylem yapmak teşebbüsünde bulunmuyor. Eğer kanaat, ülkenin elden gittiği şeklinde ise önce sivil kuruluşlar kıpırdasınlar. Biz hiçbir şey yapamayız’ dedim. Bana, ‘bunlar iktidar olurken askerden çok korkuyorlardı, ama artık askerden korkuları kalmadı. İstediklerini yapıyorlar ve çekinmeden yapıyorlar’ dedi.” İddianamede, Aygün’ün, ”ülkenin her yönüyle elden gittiğini” söyleyerek, açıkça askerin darbe yaparak yönetime el koyması için tahrik ettiğinin anlaşıldığı kaydedildi. 

-YARARLANILABİLECEK KURULUŞLAR ARASINDA-

Ahmet Hurşit Tolon ve Mehmet Şener Eruygur’da ele geçen Cumhuriyetçi Çalışma Grubu raporlarından ”Eldiven” ve ”Demir Yumruk” başlıklı darbe çalışma slaytlarında Sinan Aygün’ün ve ATO’nun, yararlanılabilecek kişi ve kurumlar arasında sayıldığı kaydedilen iddianamede, şöyle denildi: ”Yine şüpheli Sinan Aygün’ün hem Kuvvai Milliye Derneği ile irtibatları, hem örgüt içi konuşmalarda örgütün A takımını oluşturan kişilerden olduğunun belirtilmesi, hem de 2004’te Cumhuriyetçi Çalışma Grubu darbe çalışması faaliyetleri içinde önemli yer tutan ve birçok kuvvet komutanı ve ordu komutanının resmi kıyafetlerle katıldığı 3 Mart 2004 tarihli ‘darbe öncesi gözdağı verme provası’ olarak değerlendirilen toplantıya ev sahipliği yapması, diğer delillerle ve özellikle de mevcut telefon görüşmelerinde ifade edildiği üzere sanığın, kendisinin başkanı bulunduğu kuruluşun üyeleri ile özellikle irtibat halinde bulunduğu kitlelere askeri müdahalenin gerekliliği hususunda telkin ve kışkırtmalarda bulunduğu, bu hususun Özden Örnek’e ait günlüklerde de yer aldığı, ayrıca ‘kriz ortamı oluşacak, parti kapatılacak ve yeni bir oluşuma gidilecek’ varsayımıyla hareket ederek halkı hükümete karşı isyana tahrik ettiği ve yürütme organı yetkisini kullanan partiyi bölmek için değişik kişilerle kulis faaliyetleri yapması ile birlikte ele alındığında, Sinan Aygün’ün Ergenekon silahlı terör örgütü içinde üst düzey görevlerde faaliyet gösteren örgüt üyesi olduğu, yürütme organını devirmeye teşebbüs eylemlerine iştirak ettiği, halkı hükümete karşı isyana tahrik ettiği, terör suçlarının işlenmesinde kullanılmak üzere 2.5 milyon Avro fon sağladığı ve evinde bu amaçla sakladığı, 3713 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince fon kullanılmamış olsa bile cezalandırılması ve gerekçe ile zor alımının gerektiği anlaşılmış olmakla, belirtilen eylemleri gereğince TCK’nın 311/1, 312/1 313/1 314/2, 3713 sayılı Kanunun 8/l (2. cümle), 5, TCK’nın 53, 55/1, 58/9, 63. maddeleri gereğince cezalandırılması talep edilmiştir.”

(8) -”ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN SİYASİ PARTİLERİ YÖNLENDİRME ÇALIŞMALARI” BAŞLIĞI ALTINDA, ÖRGÜTÜN BAZI SİYASİ PARTİLERE YÖN VERİLEBİLMESİ İÇİN SİYASİLERE SUİKAST PLANLANMASI YA DA DEZENFORMASYON YAPILMASI KONUSUNA DEĞİNİLDİĞİ BİLDİRİLDİ -”ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN” MHP GENEL BAŞKANI DEVLET BAHÇELİ’NİN YERİNE ÜMİT ÖZDAĞ’I, BAYKAL’IN YERİNE DE TUNCAY ÖZKAN’I GETİRMEYE ÇALIŞTIKLARININ TESPİT EDİLDİĞİ SAVUNULAN İDDİANAMEDE, ÖRGÜTÜN ÖNCELİKLİ OLARAK DARBE PLANLARI ÇERÇEVESİNDE AK PARTİ’Yİ BÖLÜP PARÇALAMAYI VE BÖYLELİKLE HÜKÜMETTEN DÜŞÜRMEYİ HEDEFLEDİKLERİ ÖNE SÜRÜLDÜ

İSTANBUL (A.A) – 25.03.2009 – ”Ergenekon” soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamede, ”Örgütün siyasi partileri yönlendirme çalışmaları” başlığı altında, örgütün bazı siyasi partilere yön verilebilmesi için siyasilere suikast planlanması ya da dezenformasyon yapılması konusuna değinildiği bildirildi. İddianamede, ”Ergenekon” dokümanının da ”3/c Politikalar” başlığı altında, 21. yüzyılda dünya politikacılarını ve siyasetçilerini istihbarat örgütlerinin biçimlendireceği, dünyada var olan tüm sistemlerin, ülke çıkarları ve mevcut rejim ilkelerine aykırı ideolojilere ait siyasileri engellediği, bunun ise ”suikast ve dezenformasyon yöntemleri” ile yapıldığının yer aldığı ifade edilerek, bunun devamında ”Türk insanının okumadığı, kültürel anlamda dünya görüşünün gelişmediği, bu nedenle kolayca kandırılabildiğinin” belirtildiği kaydedildi. Dolayısıyla dezenformasyonun olumsuz olduğu, ”kişisel çıkarlar adına siyasete yönelmiş ve hedefe ulaşabilmek adına her şeyi mubah sayabilen siyasilerin engellenebilmesi için geriye kalan tek yolun suikast olduğu, suikast operasyonlarına gerek duyulmaması için siyasi portrelerin çok ciddi biçimde analiz edilmesine yer verildiği” anlatıldı. İddianamede, ”Ergenekon Terör Örgütü”nün, kendisi gibi düşünmeyen ya da örgütünün amaç ve hedefleri doğrultusunda çalışmayan siyasilerin ortadan kaldırılması, bunun için de ”suikast ve dezenformasyon” yöntemlerinin kullanılması, suikast operasyonlarına gerek duyulmaması için de örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda çalışacak siyasilere her türlü desteği vererek parlamentoya girmelerinin sağlanması gerektiğini benimsediği ifade edildi. 

-SİYASİ LİDERLERE YÖNELİK GERÇEKLEŞTİRİLEN SUİKAST ÖRNEKLERİ-

Türkiye’nin yakın tarihine bakıldığında, siyasilere suikastlar düzenlendiği ya da bazı siyasilere yönelik yıpratma ve karalama kampanyalarının hazırlandığının görüldüğü anlatılan iddianamede, düzenlenen suikastların bir kısmı trafik kazası gibi lanse edilirken bir kısmının da silahlı ya da bıçaklı saldırı şeklinde olduğu hatırlatıldı. Bu olayların bir kısmı engellenirken bir kısmının önüne geçmenin mümkün olmadığı vurgulanan iddianamede, bu olaylarla ilgili şu örneklere yer verildi: ”29 Mayıs 1977’de dönemin CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’e Çiğli’de yaptığı seçim gezisinde, kimliği belirsiz kişilerce suikast girişiminde bulunulmuş, fakat Bülent Ecevit bu olaydan yara almadan kurtulmuştur. 19 Temmuz 1980’de eski başbakanlardan Nihat Erim İstanbul’da uğradığı saldırı sonucu öldürülmüştür. 18 Haziran 1988’de dönemin Başbakanı Turgut Özal, partisinin olağan genel kongresinde silahlı saldırıya uğramış ve hafif bir şekilde yaralanarak kurtulmuştur. Ergenekon Terör Örgütü soruşturması sırasında, örgütün siyasilere yönelik gerçekleştirdiği bir suikast ya da suikast girişimi olayı aydınlatılmış değildir, fakat Ergenekon dokümanındaki ifadelerden ülkemizde bu güne kadar meydana gelen bu olayların arkasında örgütün olduğu yönünde tereddütler oluşmuştur.” İddianamede, soruşturma kapsamında elde edilen delillerden, ”Ergenekon Terör Örgütü”nün siyaset dünyasına yön vermek için bir taraftan örgütün ideallerine aykırı hareket eden siyasi partileri bölmeye, parçalamaya, liderlerini devirmeye ve diğer taraftan da örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda hareket edecek kişileri siyasi parti başkanlıklarına getirmeye yönelik çalışma yaptıklarının tespit edildiği savunularak, şu ifadelere yer verildi: ”Ergenekon Terör Örgütünün TBMM’de grubu bulunan, MHP, CHP ve AKP’ye yönelik faaliyetlerinin olduğu, bu çerçevede MHP ve CHP liderlerini devirip yerlerine istedikleri kişileri getirmeye çalıştıkları, öte yandan Adalet ve Kalkınma Partisini de bölüp parçalamayı ve böylelikle hükümeti düşürmeyi hedefledikleri, sonrasında da örgütün idealin doğrultusunda hareket edecek siyasilerden TBMM de grup oluşturmayı ve hükümette söz sahibi olmayı hedefledikleri görülmüştür.”

-”BAHÇELİ’Yİ DEVİRME PLANI”-

İddianamede, soruşturma kapsamında elde edilen delillerden ”Ergenekon Terör Örgütü”nün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi devirip yerine Ümit Özdağ’ı getirmeye çalıştıklarının tespit edildiği kaydedilerek, 2004 yılında Sedat Peker liderliğindeki suç örgütüne yönelik yapılan teknik takip çalışmaları sırasında, Ümit Özdağ’ın MHP Genel Başkanlığına getirilmesi için 19 Kasım 2006’da yapılan olağan genel kongreden iki yıl önce bizzat Veli Küçük tarafından gerekli çalışmaların başlatıldığı ve bu amaca ulaşmak için defalarca toplantılar yapıldığının belirlendiği savunuldu. Ümit Özdağ’ın partiden ihraç edildiği ve genel başkan adayı olamayacağı halde, ”kongre salonuna gideceğini ve orada olacağını, kurultay salonuna gitmekten korkmadığı” şeklindeki ifadelerine yer verilen iddianamede, Özdağ’ın bu davranışının nedeninin Mehmet Zekeriya Öztürk’ten ele geçirilen belgeden anlaşıldığı kaydedildi. Buna göre ”Ergenekon Terör Örgütünün MHP’ye genel başkan yapamadığı Ümit Özdağ’ı bu kezde MHP’yi karıştırmak ve toplumda infial uyandıracak eylemler yapmak için kullanmayı planladığı” ileri sürülen iddianamede, ancak alınan yoğun güvenlik önlemleri sayesinde istenmeyen olayların engellendiği bildirildi. İddianamede, elde edilen delillerden tüm bu faaliyetlerin bizzat Veli Küçük tarafından yönlendirildiğinin açıkça anlaşıldığı ifade edildi. İddianamede, bugün gelinen noktada, ”Ergenekon Terör Örgütü”nün MHP’nin yönetimini ele geçirmekten vazgeçmediği, kendileri gibi düşünmeyen ve amaçları doğrultusunda yönlendiremedikleri MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yönelik her türlü faaliyetlerini sürdürdüğünün anlaşıldığı belirtilerek, Veli Küçük’e ait olduğu iddia edilen 2007 yılına ait telefon görüşmesindeki ”Bu Devlet Bahçeli’nin bu işten ayrılması lazım… Bu kaldığı sürece parti bitecek yani… Bu adamı pencereden aşağı atmadan bu parti kurtulamayacak bundan” şeklindeki ifadelerine yer verildi.  Mehmet Zekeriya Öztürk’ten ele geçirilen dijital belgelerden ”Ergenekon Terör Örgütü”nün Ümit Özdağ’ı MHP’nin başına geçmeyi başaramayınca partinin tabanını oluşturan gençleri sokağa çekerek, ülkede kaos ve kargaşa ortamı oluşturmayı amaçladıklarının görüldüğü ileri sürüldü.

-”CHP’YE YÖNELİK YÜRÜTÜLEN FAALİYETLER”-

İddianamede, sanıklardan ele geçirilen örgüt dokümanlarının, örgütün amaç ve hedeflerini gerçekleştirmek için hazırlanan dokümanlar olduğu ileri sürülerek, bu dokümanların genel olarak 1999 ve 2000 yılları içerisinde hazırlandığı bildirildi.  Dokümanlarda, CHP ile ilgili yazılan değerlendirme ve yaklaşımlara bakıldığında, örgütün 2000 yılından beri CHP ile ilgilendiğine yer verilen iddianamede, hatta aynı yıllarda hem ADD, hem de USİAD üyesi olan sanık Birol Başaran’ın 2001 yılında CHP Genel Başkanlığına aday olduğunun anlaşıldığı kaydedildi. İddianamede, soruşturma kapsamında şüphelilerden ele geçirilen dijital veriler, dokümanlar ve şüphelilerin telefon konuşmalarına bakıldığında, örgütün CHP ile ilgilenmekten vazgeçmediği, bir taraftan CHP’yi kontrol altına alıp yönlendirmek için faaliyetlerde bulunurken diğer taraftan da CHP yönetimini ele geçirmeye çalıştığı savunuldu. Bu kapsamda da örgütün, Ahmet Tuncay Özkan’ı CHP Genel Başkanlığına getirmek için girişimlerde bulunduğu ileri sürülerek, bunların yanı sıra CHP içerisindeki milletvekillerine yönelik istihbari çalışmaların yapıldığı ve elde ettikleri kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydedip arşivlediklerinin tespit edildiği bildirildi. 

-”AK PARTİ’YE YÖNELİK YÜRÜTÜLEN FAALİYETLER”-

İddianamede, soruşturma kapsamında elde edilen delillerden ”Ergenekon Terör Örgütü”nün 2002 yılı genel seçimlerinden sonra AK Parti’ye yönelik kapsamlı bir çalışma başlattığı ve öncelikli olarak ”darbe planları” çerçevesinde AK Parti’yi bölüp parçalamayı ve böylelikle hükümetten düşürmeyi hedefledikleri iddia edilerek, ”yaptıkları çalışmalarla bunu tamamen başaramamış olsalar da bir kısım AK Partili milletvekillerini koparmayı başardıklarının anlaşıldığı” ifade edildi.  AK Parti’yi bölme ve parçalama hedeflerini tam olarak gerçekleştiremeyince bu kez AK Parti’nin kapatılması amacıyla ”kapatma davası”nı etkilemek için davanın görüldüğü Anayasa Mahkemesi ile ilgili çalışmalar yaptıkları savunulan iddianamede, bu çerçevede mahkeme üyelerine yönelik karalama ve yıpratma amaçlı faaliyet yürüttükleri, bu faaliyetlerini yürütürken tüm AK Partili milletvekilleri ile ilgili kapsamlı çalışmalar yaptıkları anlatıldı.  İddianamede, AK Parti milletvekillerini, dini, siyasi görüşlerine ve kökenlerine göre ayrıştırarak kişisel verileri kaydettikleri, bazı AK Partili milletvekilleri ve belediye başkanlarını partiden koparmak için birebir görüşmeler ve yönlendirmeler yaptıklarının anlaşıldığı kaydedilerek, kapatma davası devam ederken AK Parti’nin kapatılacağını göz önünde bulundurarak partiyi bölme ve parçalama faaliyetlerini sürdürdükleri, bu kapsamda bir kısım partilileri AK Parti’den kopararak yeni bir siyasi parti kurdurmayı hedefledikleri ve örgütün yönetici kadrosunun yönlendirmeleri ile birçok şüphelinin siyasi çalışmalara başladığının görüldüğü ileri sürüldü.  Yapılan aramalarda sanıklar Ahmet Hurşit Tolon, Mehmet Şener Eruygur ve Hasan Atilla Uğur’dan ele geçirilen dijital verilerde yer alan ”Cumhuriyet Çalışma Grubu” isimli slaytlar incelendiğinde, Eruygur’un Jandarma Genel Komutanı olduğu dönemde komutanlık bünyesinde illegal olarak ”Cumhuriyet Çalışma Grubu” adı altında bir oluşum kurduğu ve bu çalışma grubu kapsamında birçok legal ve illegal faaliyetler planladığının anlaşıldığı ifade edildi. İddianamede ”Cumhuriyet Çalışma Grubunun geleceğe dönük perspektifleri” başlığı altında, ”Mahalli İdareler Genel Seçimleri”nde yurt genelinde AK Parti’nin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ise DEHAP’ın muhtemel başarılarını engellemek maksadıyla merkez sağda alternatif bir partinin güçlendirilmesi, AK Parti ve DEHAP’a karşı seçim ittifakı yapılması projeleri üzerinde çalışmalar planlandığı kaydedildi.  ”Cumhuriyet Çalışma Grubunun” devre raporlarına bakıldığında, bu planların uygulamaya konulduğu ve gerekli çalışmaların yapıldığının tespit edildiği ileri sürülen iddianamede, ayrıca partilerin son 10 yılda yapılan seçimlerde aldıkları sonuçların ayrıntıları ile incelendiği, DYP, ANAP ve MHP’nin parti yönetiminde görev alan kadroları ve il başkanı seviyesine kadar tespit edildiği ve partide söz sahibi kişilerin biyografik istihbaratlarının da yapıldığı bildirildi.  İddianamede, soruşturma kapsamında ele geçirilen diğer delillerden ”Cumhuriyet Çalışma Grubunun” planladığı faaliyetlerin aynen gerçekleştiği ve bu kapsamda bazı şüphelilerin zaman zaman toplantılar yaparak kararlar aldığı anlatılarak, AK Parti ve milletvekilleri ve belediye başkanları ile ilgili istihbari çalışmalar yaparak kişisel verileri hukuka aykırı bir şekilde kaydettikleri, bunların yanı sıra dini, siyasi görüşlerine ve ırki kökenlerine göre ayrıştırarak fişleme yaptıkları, diğer taraftan elde ettikleri bir takım bilgileri şantaj ve yıpratma amaçlı kullanmayı planladıklarının belirlendiği kaydedildi.  Tutuksuz sanıklardan emekli Orgeneral Mehmet Şener Eruygur’dan ele geçirilen dijital verilerde, şüpheliler Levent Ersöz ve Hasan Atilla Ugur’un Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat dairesinde görevli oldukları dönemde, ayrı ayrı ve değişik tarihlerde şüpheliler İsmail Yıldız, Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’la toplantı yaptıkları vurgulanarak, bu toplantılarda, AK Parti’nin bölünmesi ve parçalanması için planlar yaptıkları öne sürüldü.

-CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ-

İddianamede, şüphelilerin Cumhurbaşkanlığı seçim sürecine müdahale etmeye çalıştıkları da savunularak, bu kapsamda Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyelerini takip ettirip gazeteciler vasıtasıyla fotoğraflarını çektirdikleri ve bu fotoğrafları yıpratmak amaçlı kullanmayı planladıkları ifade edildi.  Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün eşi Ferda Paksüt’ün Anayasa Mahkemesi üyelerinin özel hayatları ile ilgili bir gazeteciye bilgiler vererek yönlendirici haberler yaptırmaya çalıştığı ve böylelikle Anayasa Mahkemesi üyelerini yargı sürecinde etkilemeyi amaçladıkları ileri sürülen iddianamede, kapatma davasının görüldüğü günlerde de Paksüt ile Turan Çömez’in sık sık görüşerek toplantılar yaparken, diğer taraftan da sanık Sinan Aygün ve Hurşit Tolon ile birlikte AK Parti’nin kapatılması durumunda ortaya koyacakları yeni bir siyasi oluşum kurmaya çalıştıklarının anlaşıldığı bildirildi. İddianamede, kapatma davasında karar aşamasına gelindiği gün Anayasa Mahkemesi’nde gizli bir şekilde yapılan duruşma ile ilgili sanık Ferda Paksüt’ün gizlice aldığı bilgileri bir gazeteci ile paylaştığı ve değerlendirmeler yaptığı savunuldu. Paksüt’ün değerlendirme yaparken Anayasa Mahkemesi başkan ve üyeleri hakkında gerçek dışı ve karalayıcı sözler sarf ettiği, gazetecinin ise konu ile ilgili somut bilgiler elde edemediklerini ifade ederek, Paksüt’ün söylediklerinin asılsız olduğunu söylemeye çalıştığının anlaşıldığı kaydedildi.

(9) -İDDİANAMEDEN: -”HURŞİT TOLON’UN ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN FAALİYETLERİNE AKTİF OLARAK KATILDIĞI, GÖREVİ DÖNEMİNDE VE DAHA SONRA EMEKLİLİĞİNDE ÖRGÜT ÜYELERİNDEN KEMAL YALÇIN ALEMDAROĞLU, DOĞU PERİNÇEK, İLHAN SELÇUK, VELİ KÜÇÜK, SEVGİ ERENEROL, HABİP ÜMİT SAYIN, SİNAN AYGÜN, MUSTAFA ALİ BALBAY, MEHMET UFUK BÜYÜKÇELEBİ VE GÜLER KÖMÜRCÜ İLE TANIŞIP YAKIN İLİŞKİ İÇİNDE OLDUĞU ANLAŞILDI” -”TOLON’UN GÖREVİ ZAMANIN DA YÜRÜTME ORGANINI DEVİRMEYE TEŞEBBÜS SUÇUNUN HAZIRLIK EYLEMLERİNDE FİİLİ OLARAK GÖREV ALDIĞI, CUMHURİYET ÇALIŞMA GRUBU OLARAK KENDİSİNE VERİLEN GÖREVLERİ YERİNE GETİRDİĞİ ANLAŞILMAKTADIR”

İSTANBUL (A.A) – 25.03.2009 – ”Ergenekon” soruşturmasının ikinci iddianamesinde, emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un askerlik görevi döneminde, sonra da emekliliğinde ”Ergenekon silahlı terör örgütü”nün faaliyetlerine aktif olarak katıldığı öne sürüldü.  İddianamenin ”Siyasi Partilerin Yönlendirilmesi” bölümünde, Hurşit Tolon’un emekli kuvvet komutanı olduğu, kendi beyanıyla hiçbir siyasi oluşum ve parti içinde olmadığı, olamayacağı, ancak hem sivil toplum kuruluşlarını yönettiği hem de birçok siyasi parti liderini bir araya getirerek ortak hareket etmelerini ve aralarındaki eş güdümü sağladığı ifadelerine yer verildi. Tolon’un ”Ergenekon silahlı terör örgütü”nün siyasi partileri ve siyasi kişilikleri kontrol altına almak hedefi doğrultusunda siyasi kişilikleri ”Ergenekon”un yapısına uygun olarak önceden belirleyip yönlendirmek istikametinde hareket ettiğinin anlaşıldığı ifade edilen iddianamede, Tolon’un Ankara’daki evinde yapılan aramalarda elde edilen dokümanlarda emniyet mensuplarıyla ilgili fişleme, evrak ve dokümana el konulduğu hatırlatıldı. ”Hurşit Tolon’un emekli ordu komutanı olmasına rağmen, önceleri askerlik görevi döneminde, sonra da emekliliği döneminde temadi eder şekilde ”Ergenekon silahlı terör örgütü”nün faaliyetlerine aktif olarak katıldığı, görevi döneminde ve daha sonra emekliliğinde örgüt üyelerinden Kemal Yalçın Alemdaroğlu, Doğu Perinçek, İlhan Selçuk, Veli Küçük, Sevgi Erenerol, Habip Ümit Sayın, Sinan Aygün, Mustafa Ali Balbay, Mehmet Ufuk Büyükçelebi, Güler Kömürcü ile tanışıp yakın ilişki içinde olduğu, ayrıca Habip Ümit Sayın’ın tarafından kendisine gönderilen bazı yazıların da şüphelide elde edildiği, emekliliği döneminde de Habip Ümit Sayın’ın ile örgütsel anlamda görüşmelerine devam ettiğinin anlaşıldığı” ifade edilen iddianamede, ”Tolon’un görevi zamanın da yürütme organını devirmeye teşebbüs suçunun hazırlık eylemlerinde fiili olarak görev aldığı, Cumhuriyet Çalışma Grubu olarak kendisine verilen görevleri yerine getirdiği” kaydedildi. İddianamede, şöyle denildi: ”Delil ve beyanlardan, şüphelinin Ergenekon silahlı terör örgütü adına eylem ve faaliyetlerde bulunduğu, bu eylem ve faaliyetleri sırasında birçok kişi, kurum ve sivil toplum kuruluşu yöneticileri ve siyasi parti yöneticileriyle örgütün amaçları doğrultusunda görüşmeler yaptığı, bu kişileri yönlendirici talimatlar verdiği, örgüt içinde ortaya çıkan anlaşmazlıklarda, örgüt üyelerine aynı amaç doğrultusunda birlikte hareket etmeleri yönünde telkin ve talimatlarda bulunarak örgütsel birlikteliğin bozulmasına engel olmaya çalıştığı, telefon görüşmelerinde, özellikle tarafımızca belirlenemeyen örgüt yöneticilerinin deşifre olmasını engellemek amacıyla telefonlarının dinleniyor olduğu ihtimalini dikkate aldığı halde ‘Bir numara, baş adam, iki numara, sizin bir numaranız, ikinci adam, değerli büyüğümüz, yukarıdan onay alındı’ şeklinde şifreli ifadeler kullandığı, yürütme organını devirmeye teşebbüs adına yapıldığı anlaşılan birçok toplantı ve mitingi tertip ettiği ve bu mitinglerde gizli koordinatör olarak kişileri ve kurumları gizlilik içerisinde organize ettiği anlaşıldığından şüpheli Ahmet Hurşit Tolon’un Ergenekon silahlı terör örgütünün üst yapılanması içinde bulunan yöneticisi konumunda olduğu sonucuna varılmıştır. Tolon’un Ergenekon silahlı terör örgütünün yöneticisi olduğu, şüpheli Mehmet Şener Eruygur ile birlikte Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarını Ergenekon silahlı terör örgütünün amaçlarına uygun olarak gizlice örgütleyip toplumsal eylem ve olayların içinde yönlendirmeye çalıştığı, devlete ait gizli bilgi ve belgeleri örgütsel amaçlar doğrultusunda kullanmak üzere elinde bulundurduğu, halkı yürütme organına karşı isyana tahrik suçu ile 2003-2006 yılları ve sonrasında yürütme organını ortadan kaldırmaya teşebbüs eylemlerinin içinde fiilen, aktif olarak yer aldığı ve yönetici olması sebebiyle örgüt üyelerinin işlediği diğer suçlardan da sorumlu tutulmasının gerektiği, hem şahsi fiilleri, hem de örgüt adına işlenen tüm suçlardan ötürü cezalandırılmasının zorunlu olduğu sonucuna varılmaktadır.”

-LEVENT ERSÖZ-

İddianamenin Levent Ersöz’le ilgili bölümünde ise Ersöz’ün, Şener Eruygur’la önceden tanıştığı ve Ankara’da ”Ergenekon silahlı terör örgütü”nün talimatları doğrultusunda yürütme organını devirmeye yönelik olarak faaliyete geçen ”Cumhuriyet Çalışma Grubu” adı altındaki oluşumu kurdukları, bu oluşumda alınan kararların uygulanması için emrinde görevli Hasan Atilla Uğur, Mustafa Koç, Cihandar Hasanhanoğlu ve diğer görevlilerle birlikte koordineli olarak çalıştıklarının anlaşıldığı dile getirildi. Şüphelinin ”Şener Eruygur çağırıyor” diye birçok medya yöneticisi ve gazeteciyi komutanlığa çağırıp Hasan Atilla Uğur’la birlikte görüştükleri, yaptıkları bütün görüşmeleri gizli kameraya kaydedip daha sonra gizli evrak gibi dökümlerini yapıp ”Cumhuriyet Çalışma Grubu” devre raporlarında anlattıkları, yapılan çekimlerin illegal olması sebebiyle resmi kayıtlara aktarılmayıp ”Cumhuriyet Çalışma Grubu” özel istihbarat adı altında ”Ergenekon silahlı terör örgütü”nün arşivine aktardıkları, şüphelinin emekliliği döneminde de örgütsel içerikli gizli toplantılara katıldığının tespit edildiği kaydedilen iddianamede, Ersöz’ün emekli olduktan sonra da örgütsel irtibatlarını devam ettirerek yapılan örgütsel içerikli gizli toplantılara katıldığı, emeklilikte de devam eden bu irtibatın İlhan Selçuk’un yakalanmasından sonra şüphelinin kızı tarafından örgütün yöneticilerinden olan Şener Eruygur’a telefonda ”Babamı rahat bırakın kalpten gidecek” şeklindeki ifadesinden de açıkça anlaşıldığı anlatıldı. İddianamede, ”Şüphelinin yürütme organını devirmeye teşebbüs eylemlerine fiilen iştirak ettiği, aynca yüzlerce kişinin siyasi felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine, hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydetme suçunu da işlediği anlaşılmaktadır” denildi. 

-HASAN ATİLLA UĞUR-

İddianamede, sanık Atilla Uğur’un görüşmelerinde, emekli olduğu halde TSK bünyesinde gerçekleşen atamalara örgütün amaçları doğrultusunda müdahale ettiği ve ”Bizim açımızdan iyi olur” şeklindeki beyanından da anlaşılacağı üzere ”Ergenekon silahlı terör örgütü”nün sızma stratejileri gereğince önemli mevkilere adam yerleştirmek için uğraştığı, atamalarla ilgili olarak ”Yörük” kod isimli şahısla irtibat kurduğu anlatıldı. Ele geçen dokümanlara bakıldığında, ”Ergenekon” isimli dokümanın örgütün temel belgesini oluşturduğu, ”Lobi” dokümanının sivil yapılanma faaliyetlerini anlattığı, ”Devletin yeniden yapılanması üzerine” ve ”Devletin yeniden yapılanması üzerine öneriler” dokümanlarının ise devlet kadroları içinde nasıl ve ne şekilde sızılması ve nasıl ele geçirilmesi gerektiğinin anlatıldığı savunuldu. İddianamede, bugüne kadar yakalanan şüphelilerden söz konusu dokümanların yanı sıra ”Ma/ifl”, ”Panzehir”, ”21. Yüzyılda Casusluk”, ”NBC Silahları Üretim Analizi”, ”Ulusal Medya 2001” ”Kanal 6 Analiz”, ”Televizyon Analiz”, ”Dergİ”, ”Securıty A.Ş”, ”Protokol A.Ş”, ”Birleşik KOMİN”, ”Özel Güvenlik Şirketi”, ”Gladyo Sanatçılar”, ”MİT Medya Ajan Gazeteciler”, ”Kemalist Hareket”, ”Dinamik Ulusal Güç Birliği”, ”Dinamik Anti/Tez” isimli dokümanlar da ele geçirildiği anımsatılan iddianamede, bu dokümanların yapılan incelemesinde, bunların da tamamen ”Ergenekon” ve ”Lobi” dokümanlarında belirtilen amaç ve hedefler doğrultusunda hazırlanan dokümanlar olduğunun anlaşıldığı ileri sürüldü. Sanık Hasan Atilla Uğur’un, savunmasında bu dokümanları önce inkar ettiği, daha sonra görevi gereği kendisine gelen dokümanlar olduğunu söylediği belirtilen iddianamede, bu dokümanların Genelkurmay Başkanlığı kayıtlarında bulunmadığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile alakasının olmadığının bildirildiği anlatıldı. Hasan Atilla Uğur’un hem örgütsel dokümanları bulundurduğu hem de dokümanlarda belirtilen hususlarda diğer sanıklarla birlikte illegal çalışmalar yaptıklarının anlaşıldığı dile getirilen iddianamede, şöyle denildi: ”Sanık Hasan Atilla Uğur’un, Mehmet Şener Eruygur ve Levent Ersöz’ün emri altında birçok illegal faaliyetlerde bulunduğu, sanıklar Ergün Poyraz ve İsmail Yıldız’la irtibatlarının olduğu, bu örgüt üyelerinden İsmail Yıldız’la yapılmış, görüntülü gizli çekim olduğu anlaşılan çekimlerin bulunduğu, bu sanığın firari şüpheli Bedrettin Dalan’ı getirdiği ve gizli kamerayla çekimlerinin yapıldığı, bu çekimlerin bir kısmının da şüpheli Hasan Atilla Uğur’da ele geçirildiği, bu çekimleri görev gereği yaptıklarını belirtmiş ise de Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı cevabi yazısında, bu kayıtların Türk Silahlı Kuvvetlerine ait olmadığı ve kayıtlarda yer almadığı şeklindeki bildirimde bulunmuştur. Bu cevabi yazı karşısında, bu tür gizlilik içeren bilgi, belge ve gizli çekimlerin görev gereği olmayıp Ergenekon silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda yapıldığı, örgütsel faaliyetler kapsamında bulunduğunu kabulde zorunluluk bulunmaktadır. Bu örgütsel kayıt tutma ve çekimlerin, o dönemin teknik istihbarat sorumlusu şüpheli Hasan Atilla Uğur ve Cumhuriyet Çalışma Grubu içinde faaliyet göstermek üzere kendisinin emrine verilmiş bulunan diğer şüpheliler Mustafa Koç ve Cihandar Hasanhanoğlu tarafından yapıldığı, eylemin işleniş şekli ve belgelerden anlaşılmaktadır. Ayrıca şüpheli Levent Ersöz, bu çekimleri komutanlarının emri ile yaptıkları sorgu sırasında ikrar etmiştir. Uğur’un görevli olduğu dönem ve sonrasında Ergenekon silahlı terör örgütü içerisinde, her türlü illegal faaliyetleri resmi görevinin verdiği her türlü imkan ve pozisyonu kullanarak yaptığı, şüpheli Levent Ersöz ve Mehmet Şener Eruygur’un emri altında birçok kişiyi yasa dışı dinlediği ve dinlettiği, yüzlerce kişiyi, siyasi felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydetmek suretiyle fişlediği ve fişlettiği, Cumhuriyet Çalışma Grubu içinde aktif olarak görev aldığı, Cumhuriyet Çalışma Grubu adına gazetecilerden büyük şirket patronlarına, meclis başkanından, özel üniversite sahiplerine kadar görüştükleri kişileri, örgütsel yöntemler gereği gizlice kamera kaydına alıp, Cumhuriyet Çalışma Grubu için kurulan örgütsel arşive attıkları, çalışmalarının tamamını resmi olarak kullandıkları formatta yapmalarına rağmen resmi kayıt arşivleri yerine Ergenekon silahlı terör örgütü arşivlerine geçirdikleri, yürütme organını devirmeye teşebbüs eylemlerinin içinde fiilen yer aldığı, kendi altında çalışan şüpheliler Mustafa Koç ve Cihandar Hasanhanoğlu’nu da Cumhuriyet Çalışma Grubu görevlendirdiği, Ergenekon silahlı terör örgütü üst yapılanması içinde yer alan istihbarat dairesi sözde komutanlığı içinde özel vazifeyi haiz görevli niteliğinde bulunduğu, konumu itibarıyla emekli olduktan sonra güvenlik şirketi ile ortak çalıştığı, şüpheli Hakan Şanlı ile örgütsel anlamda irtibatlarını devam ettirdiği, Emin Şirin’le birlikte amaçları arasında bulunan siyasi partileri yönlendirme ve siyasi portreleri önceden belirleme faaliyetleri çerçevesinde mecliste yeni bir grup oluşturmaya çalıştığı hususları oluş ve tüm soruşturma kapsamı ile birlikte anlaşılmaktadır.”

-MUSTAFA ALİ BALBAY-

İddianamenin gazeteci Mustafa Ali Balbay ile ilgili bölümünde, Balbay’ın gazeteci olmasına karşın özellikle 2003-2004 yıllan arasında şüpheliler Mehmet Şener Eruygur’la müteaddit defalar görüşmesine rağmen bu görüşmelerin hiçbirini gazetedeki köşesinde yayımlamadığı öne sürüldü.  İddianamede, ”Balbay’ın bu yıllarda yapılan darbe yoluyla yürütme organını devirmeye teşebbüs fiil ve eylemlerinin hazırlık hareketleri içinde aktif olarak yer aldığı, bu dönemde devletin üst kademesindeki görevlilerle gizli görüşmeler yaparak üst düzey yönetici konumunda olan İlhan Selçuk’un tüm mesajlarını bu görevlilere aktardığı, İlhan Selçuk’un yaptığı tüm gizli görüşmelerin sekreteryalığını yaptığı ve bu konuda yaptığı işlerin tamamını bilgisayarına şifreli olarak not ettiği, bu konudaki dijital inceleme raporunda belirtilen ayrıntılar göz önüne alındığında şüpheli Mustafa Ali Balbay’ın gazetecilik mesleğini sürdürmekte iken bir taraftan da aynı kimlikle ”Ergenekon silahlı terör örgütü”nün üst düzey sivil yöneticileri ile üst düzey askeri yöneticileri arasında irtibatı sağlamak suretiyle örgütün amaçlarına ulaşmasında aktif görev aldığı”, ”dışardan bakıldığında gazetecilik mesleğini icra ediyor gibi görünmesine rağmen aslında şüphelinin örgütsel içerikli toplantı ve eylemlerin her 2 tarafa da ulaşmasına aracılık ettiği” öne sürüldü.  Balbay’da ele geçirilen ve devletin güvenliğine, iç ve dış siyasal yararları gereğince gizli kalması gereken çok sayıda bilgi ve belgeyi temin ettiği, bu bilgi ve belgeleri örgütsel faaliyetlerde birlikte hareket ettikleri şüpheliler Mehmet Şener Eruygur, Ahmet Hurşit Tolon, Levent Ersöz ve Hasan Atilla Uğur’dan elde ettiği, yine birçok MGK toplantılarına ilişkin içinde devlete ait gizli bilgi ve belgeler bulunan evrakı elinde bulundurduğu, gazeteci sıfatıyla bu belgeleri bulundurduğunu iddia etmiş ise de örgütün temel amaçlarından biri olan bilginin paraya çevrilebilirliği ve istihbarat toplamanın örgütsel açıdan önemine binaen şüphelinin örgütsel çalışmalar gereği irtibat kurduğu kişilerden devlete ait gizli bilgi ve belgeleri elde ettiği aktarılan iddianamede, şöyle denildi: ”Şüphelide elde edilen devlete ait gizli bilgi ve belgelerin diğer örgüt üyeleri Fikret Emek, İsmail Yıldız ve Ergün Poyraz’da elde edilen bilgi ve belgelerle benzer nitelikte olduğu, Cumhuriyet Çalışma Grubu faaliyetleri çerçevesinde darbe zemini hazırlamak ve şartların olgunlaşmasını sağlamak için ‘genç subaylar rahatsız’ başlıklı haberi yüksek rütbeli Ergenekon silahlı terör örgütü üyelerinin talimatları ve Cumhuriyet Çalışma Grubu kararları sonrasında kendi gazetesinde yazdığı, böylece Cumhuriyet Çalışma Grubu tarafından planlanan Sarıkız ve Ayışığı darbe planlarına yönelik kaos ortamı için düşünülen psikolojik harekat planını başlattığı anlaşılmıştır. İlhan Selçuk, beyanıyla kendisine Ankara da kurumlar arasındaki koordinasyon vazifesinin verildiğini mevcut telefon görüşmelerinden anlaşılmaktadır. Belge içerik ve miktarları göz önüne alındığında çok sayıda ve farklı devlet birimlerine ait çoğunluğu devletin güvenliğine ait önemdeki belgeyi gazetecilik kimliğiyle elde etmesi mümkün bulunmadığından şüphelinin bu belgeleri Ergenekon silahlı terör örgütünün üyeleri ve üst düzey yöneticilerinden elde ettiği anlaşılmaktadır.”

(10) -İDDİANAMEDE, HURŞİT TOLON VE ŞENER ERUYGUR’UN DARBE PLANLADIKLARI VE DÖNEMİN GENELKURMAY BAŞKANI HİLMİ ÖZKÖK’Ü ”DEMOKRATİK TUTUM VE DAVRANIŞLARINDAN DOLAYI” KENDİLERİNE ”ÇOK CİDDİ ENGEL OLARAK GÖRDÜKLERİ” İLERİ SÜRÜLDÜ -İDDİANAMEDE, 4 AYRI DARBE PLANININ HAZIRLANDIĞI ÖNE SÜRÜLDÜ

İSTANBUL (A.A) – 25.03.2009 – ”Ergenekon” soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamede, emekli orgeneraller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur’un darbe planladıkları ve dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ü ”demokratik tutum ve davranışlarından dolayı” kendilerine ”çok ciddi engel olarak gördükleri” ileri sürüldü.  İddianamede, emekli Oramiral Özden Örnek ile tutuklu sanıklardan Mustafa Balbay’ın bilgisayarından çıkan notlara da yer verildi.  İddianamede, Şener Eruygur ve Hurşit Tolon’un darbe planları ve teşebbüslerine ilişkin ele geçirilen dokümanlarda Eruygur ve Tolon’un, kendilerine karşı çıkması halinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ü, buna karşı çıkması halinde istifa ederek ülkeyi kaosa sürüklemekle tehdit ettikleri ve istifa etmesi yönünde baskı yaptıklarının belirlendiği öne sürüldü.  Özellikle Şener Eruygur’un Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde, darbe çalışmaları için ekip oluşturulduğu, teknik dinlemelerin başına Albay Hasan Atilla Uğur ile İstihbarat Daire Başkanlığına Levent Ersöz’ün getirildiği belirtilen iddianemede, şu ifadelere yer verildi: ”Darbe öncesi bilgi toplama işlemlerini ve özellikle bakan, milletvekilleri ve üst düzey bürokrat ve yargı organı mensupları ile bazı kamu görevlileri ile ilgili kişisel bilgilerin bu örgüt üyeleri vasıtasıyla toplandığı belirlenmiştir. Sanıklar Şener Eruygur ve Hurşit Tolon’un, yöneticisi oldukları Ergenekon terör örgütünün amaç ve stratejisi doğrultusunda gerçekleştirmeyi planladıkları darbeyi TSK bünyesinde emir ve komuta zinciri altında yapabilmek için öncelikle dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek ile temasa geçtikleri, bu kişilerin hükümete muhtıra verilmesi ve darbe yapılması yönünde kendilerine yakın düşüncelerini değerlendirerek ve onları iktidarda bulunan AKP’nin ülkeyi geriye götürdüğünü, Cumhuriyet’in en önemli unsuru olan laikliği ortadan kaldıracak uygulamalara gittiklerini, bu amaçla kadrolaştıkları yönündeki örgütün belirlediği söylemleri kullanarak, ülkede darbe yapılmasından başka çare yok yönündeki düşünceye ikna ettikleri ve kendilerine engel olacağını bildikleri Genelkurmay Başkanı Hilmi Ozkök’e, kendilerinin belirledikleri yöntemleri uygulamaya karşı çıkması halinde Kuvvet Komutanları olarak istifa edeceklerini ve ülkeyi kaosa sürükleyeceklerini belirterek, istifa etmesi yönünde baskı yaptıkları belirlenmiştir.” Darbe çalışmalarının Jandarma Genel Komutanlığında ”Cumhuriyet Çalışma Grubu” adı altında sürdürüldüğü ve 4 ayrı darbe planı hazırlandığı anlatılan iddianemede, Eruygur’un ”askerlik mesleğinden emekli olduktan sonraki dönemde de örgüt yöneticisi sanık İlhan Selçuk’un koordinasyonundaki gizli toplantılara iştirak ettiği”, Hurşit Tolon’un ”planladıkları askeri müdahaleye karşı olduğunu düşündüğü Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın ailesi, akrabaları, özel hayatı, hatta hastalıklarını kişisel veri olarak kaydetmek suretiyle, bu kişiyi yıpratma yönünde kullanmayı planladığı” öne sürüldü.

-TERÖR ÖRGÜTLERİ İLE DÜŞÜNCELER

İddianamede, İlhan Selçuk’la Şener Eruygur ve diğer asker kökenli örgüt üyeleri arasındaki haberleşmeyi Mustafa Balbay’ın sağladığı öne sürülerek, şunlar kaydedildi: ”Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün stratejik yaklaşımları ve ellerinde olmayan nedenlerle şüphelilerin neticeyi gerçekleştiremedikleri, asker kökenli şüphelilerin emekli olmalarına  müteakip, özellikle askeri müdahaleye zemin hazırlamak amacıyla eylem ve faaliyetlerine devam ettikleri, bu kapsamda, özellikle örgütün ülkede kaos ve istikrarsızlık ortamı oluşturma amacına matuf olarak, sivil toplum kuruluşlarını yönlendirmek için daha önce irtibatta oldukları, dernek ve platformların yönetimlerinde yer aldıkları ve burada örgütün belirlediği amaçlara uygun gösteri ve eylemleri organize ettikleri, neticeden asker kökenli örgüt mensuplarının, askeri müdahaleye zemin hazırlamak amacıyla görevleri sırasında yaptıkları planları yakalandıkları tarihe kadar uygulamaya koydukları ve böylece eylemlerinin temadi ettiği sonucuna varılmıştır.” İddianamenin ”Örgütün Faaliyetleri” başlıklı bölümünde, PKK’yla bağlantıya işaret edilerek, 29 Ekim 1999 tarihli ”Ergenekon” dokümanında, örgütün ”Gerektiğinde naylon terör örgütü kurulmalı ve yabancı istihbarat örgütlerinin kurguladıkları oyunda mutlaka yer alınmalı” şeklindeki prensibinden hareketle terör örgütlerinin tasviyesini değil kontrol altına alınıp ”Ergenekon örgütü” adına kullanılması amacı taşıdığına dikkat çekiliyor.  PKK terör örgütü içinde uzun süre faaliyet gösteren gizli tanık ”Emek”in ifadesine yer verilen iddianemede, Musa Anter’in öldürülmesine ilişkin şu bilgiler aktarıldı: ”Tanık Emek alınan ifadesinde, ‘Alaattin Kanat ile yaptığı sohbette kendisine Ergenekon yapısı ile ilgili olarak, yapının çok büyük olduğunu, kimsenin dokunamadığını, örgüt içerisinde üst düzey insanların olduğunu, ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım, itirafçılar, bazı ünlü paşalar ve Veli Küçük gibi kişilerin bu yapı içerisinde yer aldığını, itirafçıların da içerisinde bulunduğu Yıldız Timi’nin Musa Anter’i öldürdüğünü, ayrıca Doğu ve Güneydoğu illeri içerisinde bu yapılanmaya karşı olan ve PKK örgütü ile bağlantılı şahısların öldürülmesi olayları ile vergilendirme adı altında Kürt iş adamlarından zorla para alınması eylemlerini bu yapı tarafından gerçekleştirildiğini beyan etmiştir.” İddianemede, örgütle bağlantılı Türk İntikam Tugayı’nın (TİT) ”Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın telkinleriyle PKK terör örgütüyle ilişkisi olduğu düşünüldüğü için Akın Birdal’a suikast girişiminde bulunulduğu öne sürüldü.  ”Ergenekon terör örgütünün” MLKP terör örgütüyle de bağlantılı bulunduğu anlatılan iddianamede, MLKP ve ”Ergenekon” bağlantısının Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün Gazi Mahallesi olaylarına ilişkin raporunda ayrıntılı olarak irdelendiği ifade edilerek, şunlar kaydedildi:  ”Yapılan çalışmalar sonucunda MLKP terör örgütü, Türk-Kürt, Alevi-Sünni çatışması vasıtasıyla devrimci durumun güçlenerek gelişeceği, Türkiye’de Kürt ulusal hareketinin zaten var olduğu, bu hareket ile işçi hareketlerinin ittifakının oluşturulmasının gerektiği, Aleviliği ise ezilen, baskı altında tutulan bir mezhep olarak ele alıp, Alevilerin her iki devrimci yükseliş boyunca ileri bir rol oynayacaklarını değerlendirip, güçlü bir devrimci dalganın bu güçleri mevzilere taşıyacağını savunmuştur. Bu nedenle örgüt, çalışmalarını, Alevi vatandaşlarımız üzerinde yoğunlaştırarak, bu kitleyi harekete geçirmeye, tahrik etmeye çalışmaktadır. 12-13 Mart 1995 yılında Gaziosmanpaşa ilçesi Gazi Mahallesinde yaşananlar, ülkemizde meydana gelmiş en büyük toplumsal olaylardan birisidir. Gazi olaylarında MLKP terör örgütü yukarıda izah edilen amaç doğrultusunda hareket ederek, tüm militan ve sempatizan kadrolarını silahlarıyla birlikte Gazi Mahallesine toplamış, halkın arasına sızarak olayların sebebinin devlet olduğu yönünde propaganda ve ajitasyon yürüterek, halkı polis karakoluna ve güvenlik güçlerine saldırtmış, silahlı militanları tarafından topluluk içerisinden hedef gözetilmeksizin ateş açılmıştır.”

(11) -İDDİANAMEDEN: -”DARBE PLANLARINI, BEDRETTİN DALAN, İLHAN SELÇUK, MUSTAFA BALBAY, ŞENER ERUYGUR, HURŞİT TOLON, TUNCER KILINÇ, LEVENT ERSÖZ, HASAN ATİLLA UĞUR, MUSTAFA KOÇ, KEMAL GÜRÜZ, KEMAL ALEMDAROĞLU, MUSTAFA ÖZBEK, SİNAN AYGÜN, TUNCAY ÖZKAN, HAYRULLAH ÖZGÜR VE İSMAİL YILDIZ YAPMIŞTIR” -”ÖRGÜT, 2003-2004 YILLARINDA GERÇEKLEŞTİRMEYE ÇALIŞTIĞI DARBE TEŞEBBÜSÜNÜ 3 AŞAMADA PLANLAMIŞTIR”

İSTANBUL (A.A) – 25.03.2009 – ”Ergenekon” soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamede, darbe planlarını Bedrettin Dalan, İlhan Selçuk, Mustafa Balbay, Şener Eruygur, Hurşit Tolon, Tuncer Kılınç, Levent Ersöz, Hasan Atilla Uğur, Mustafa Koç, Kemal Gürüz, Kemal Yalçın Alemdaroğlu, Mustafa Özbek, Sinan Aygün, Tuncay Özkan, Hayrullah Mahmut Özgür ve İsmail Yıldız’ın yaptığı öne sürüldü.  İddianamede, ”Ergenekon terör örgütü”nün 2003-2004 yılları ile daha sonraki yıllarda gerçekleştirilmesi planlanan askeri müdahaleye zemin hazırlama çalışmaları bulunduğu savunuldu.  İddianamede, ”sanıklar Şener Eruygur, Hurşit Tolon, Hasan Atilla Uğur ve Mustafa Balbay’dan ele geçirilen dijital verilerde, 2003-2004 yıllarında gerçekleştirilmesi planlanan darbe planları, darbe planı çerçevesinde yapılan çalışmaların ‘Cumhuriyet Çalışma Grubu’nun sunumundan ve dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek ve Mustafa Balbay tarafından tutulduğu sabit olan günlüklerden tespit edildiği” belirtildi.  ”Darbe planlarını, Ergenekon terör örgütü yönetici ve üyelerinden Bedrettin Dalan, İlhan Selçuk, Mustafa Balbay, dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur, dönemin 1. Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon, MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç, Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Dairesi Başkanı Tuğgeneral Levent Ersöz, Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Dairesinde görevli Albay Hasan Atilla Uğur, Jandarma Genel Komutanlığında İstihbarat Yönetim Şube Müdürü Binbaşı Mustafa Koç, dönemin YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Yalçın Alemdaroğlu, Metal-İş Başkanı Mustafa Özbek, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, gazeteci Tuncay Özkan, Hayrullah Mahmut Özgür ve İsmail Yıldız’ın yaptığı” öne sürülen iddianamede, sanıkların, yürütme ve yasama organını cebren ortadan kaldırıp, devlet idaresini anti demokratik yollarla ele geçirmeyi planladıkları, bu planlarını gerçekleştirmek için de aktif olarak eylemlere giriştikleri kaydedildi.  Soruşturma kapsamında elde edilen belgelerden ”Ergenekon terör örgütünün 2003-2004 yıllarında gerçekleştirmeye çalıştığı darbe teşebbüsünü 3 aşamada planladığı” ifade edilen iddianamede, şöyle devam edildi:  ”Birinci ve öncelikli olarak darbeye zemin hazırlamaya çalıştığı, bu faaliyetlerini Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde illegal olarak oluşturdukları Cumhuriyet Çalışma Grubu ile yaptıkları, ikinci olarak darbeyi gerçekleştirmek için önündeki engelleri kaldırmayı planladıkları, bu çerçevede de ‘Sarıkız’, ‘Ayışığı’, ‘Yakamoz’ kod adlı darbe planlarını hazırlayıp uygulamaya koydukları, üçüncü olarak da darbeyi gerçekleştirip darbe sonrası yapılacakları, ‘Eldiven’ kod adlı darbe planı ile belirledikleri görülmüştür.”

-ŞAŞIRTICI PARALELLİK-

İddianamede, Doğu Perinçek, Veli Küçük, Sevgi Erenerol, Tuncay Güney gibi şüphelilerde ele geçirildiği belirtilen ”örgütün temel dokümanları” ile ”Cumhuriyet Çalışma Gurubu”nun hazırladığı planların içeriklerinin şaşırtıcı paralelliği ve örgütün tüm faaliyetlerinde kullanılan isim ve argümanların söz konusu doküman ve planlara uygunluğunun, hem tüm dokümanların hem darbe planlarının hem de tüm örgütsel faaliyetlerin planlı, disiplinli, iş bölümüne dayalı olarak tek bir örgütsel iradeden çıktığını gösterdiği belirtildi.  İddianamede, darbe planları çerçevesinde, Aydınlık dergisi ve Cumhuriyet gazetesinin özellikle 2003 ve 2004 yıllarında darbe planları çerçevesinde üst seviyede psikolojik harekat ve propaganda yaptıkları ileri sürüldü.  Mustafa Balbay’dan ele geçirilen günlüklerde, İlhan Selçuk’un ”TSK’daki uzantıları” olduğu savunulan Şener Eruygur’u darbe planları konusunda nasıl ve ne şekilde yönlendirdiğinin açıkça görüldüğü ifade edilen iddianamede, Balbay’ın günlüklerinde yer alan ifadeler göz önüne alındığında İlhan Selçuk’un darbe planlarında önemli bir rolünün olduğunun görüleceği iddia edildi. 

-ASKERİ MÜDAHALEYE ZEMİN OLUŞTURMA ÇALIŞMALARI-

Şener Eruygur’un genel başkanlığını yaptığı ADD Genel Merkezi ile Hurşit Tolon’dan ele geçirilen CD’lerde ”Cumhuriyet Çalışma Grubu” başlıklı 9 power point sunumu olduğu belirtilen iddianamede, ”Bu sunumların yapılan incelemesinde ise Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde Cumhuriyet Çalışma Grubu adı altında illegal bir yapı oluşturulduğu ve bu oluşum adı altında, bir taraftan sözde yıkıcı, bölücü ve irticai unsurlar ile mücadele adı altında ülkede darbe zemini oluşturmak için birçok legal-illegal faaliyetler planladıkları, yapılan araştırmalarda da bu faaliyetlerin bir kısmının uygulamaya konulduğu görülmüştür” denildi.  İddianamede, slaytlardan ”Cumhuriyet Çalışma Grubu”nun ülkede ”irtica tehlikesi varmış” şeklinde kamuoyu oluşturmak için değişik faaliyetlerde bulunduğu, sözde irtica ile mücadele adı altında ülkenin tüm bölgelerinde ve birçok kamu kuruluşlarındaki görevlileri siyasi, dini görüşlerine ve  kökenlerine göre ayrıştırarak fişleme faaliyetlerinde bulunduğunun anlaşıldığı anlatıldı.  ”Ergenekon terör örgütü”nün temel nihai amaçlarına ulaşmak için kullandığı yöntemlerden birisinin de siyaset dünyasına yön verilmesi faaliyeti olduğu kaydedilen iddianamede, şöyle devam edildi:  ”Söz konusu slaytların devam eden incelemelerinde, Cumhuriyet Çalışma Grubu bir taraftan ülkede irtica tehlikesi varmış şeklinde kamuoyu oluşturmaya çalışırken diğer taraftan da AKP’ye yönelik siyasi çalışmalar yaptığı, mevcut hükümeti bölüp parçalayıp darbe planları çerçevesinde ülkede siyasi istikrarsızlık meydana getirmeyi hedefledikleri anlaşılmaktadır.” ”Cumhuriyet Çalışma Grubu”nun kuruluş amacına, teşkilat yapısına ve çalışmalarına yer verilen iddianamede, grubun 3 Nisan 2004 tarihli devre raporunda ”Abdülkadir Aksu ve Abdullah Gül’ün sıfırlanması, bunların geçmişinde mutlaka karanlık ve hukuksuz bir şeyler bulunduğu, bunların ortaya çıkarılması”, ”Ömer Çelik’in geçmişinin karanlık olduğu, araştırılması gerektiği” ifadelerine yer verildiği belirtildi. Örgütün ülkede darbe zemini oluşturmak için hazırladığı planlarını yürürlüğe koyduğu ve bizzat uyguladığının açıklandığı ileri sürülen iddianamede, şunlar kaydedildi:  ”Sanık Şener Eruygur’dan ele geçirilen CD’de örgütün ‘vatanseverinfo’ isimli bir internet sitesi kurduğu ve bu internet sitesinde yürütme organını hedef alan haberler yapıldığı ya da söz konusu sitede yürütme organını hedef alan haberler yapmak için tasarlanan bilgilerin saklandığı anlaşılmıştır. ‘vatanseverinfo’ isimli klasör içersinde, ‘Aksusoy’ isimli power point dosyasında, Abdülkadir Aksu’nun soy ağacının yazılı olduğu ve şematize edildiği, ‘Rtesoy’ isimli power point dosyasında Recep Tayyip Erdoğan’ın soy ağacının yazılı olduğu ve şematize edildiği, ‘Abdullah’ ve ‘Abdullah Gül’ isimli word dosyalarının aynı olduğu görülmüştür.”

(12) -İDDİANAMEDE, ŞÜPHELİLERİN SİVİL TOPLUM KURULUŞLARINI, BU KURULUŞLARA ÜYE OLAN MASUM KİŞİLERİN SAMİMİ DUYGU, DÜŞÜNCE VE İNANÇLARINI İSTİSMAR EDEREK ÖRGÜTÜN AMAÇLARI DOĞRULTUSUNDA KULLANDIKLARI ÖNE SÜRÜLDÜ -İDDİANAMEDE, ELE GEÇİRİLEN DARBE PLANLARINDA EN ÖNEMLİ UNSURLARDAN BİRİNİN MEDYANIN ELE GEÇİRİLMESİ YA DA KONTROL ALTINA ALINMASI OLDUĞUNUN GÖRÜLDÜĞÜ İLERİ SÜRÜLDÜ

İSTANBUL (A.A) – 25.03.2009 – ”Ergenekon” soruşturması kapsamında hazırlanın ikinci iddianamede, şüphelilerin, sivil toplum kuruluşlarını, bu kuruluşlara üye olan masum kişilerin samimi duygu, düşünce ve inançlarını istismar ederek, örgütün amaçları doğrultusunda kullandıkları öne sürüldü. İddianamede, ”Ergenekon terör örgütü”nün siyaset dünyasına yön vermek için bir taraftan mevcut siyasi partiler üzerinde çalışmalar yaparken, diğer taraftan da kendi siyasi çalışmalarını yürütüklerinin anlaşıldığı savunuldu. Şüphelilerin kendi aralarında yaptıkları telefon görüşmelerinde özellikle AK Parti’nin kapatma davasının devam ettiği süreçte örgüt içerisinde birçok koldan siyasi çalışmaların yapıldığının görüldüğü ifade edilen iddianamede, bu kapsamda örgütün yönetici kadrolarının yönlendirmeleri ile çalışmalara başlayan Turhan Çömez ve diğer şüphelilerin telefon kayıtlarına bakıldığında aynı dönemde örgüt içerisinde örgütün yönetici kadrosunun yönlendirmesi ile yoğun bir şekilde siyasi çalışmalara başlanıldığının belirlendiği öne sürüldü.  ”Ergenekon terör örgütü”nün sivil toplum örgütleri yapılanmasına önem verdiği kaydedilen iddianamede, ”Sivil toplum kuruluşlarının kurulması, bu kuruluşlara üye olunması, sivil toplum kuruluşları içerisinde faaliyet yürütülmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 25, 26, 33, 34. maddeleri, 5253 sayılı Dernekler Kanunu ve 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nun ilgili maddeleri ile korunan en temel insani haklardandır” denilerek, inceleme konusu yapılan sivil toplum kuruluşlarının soruşturmanın hedefi olmadığı vurgulandı. İddianamede, haklarında kamu davası açılan şüphelilerin, yöneticisi ve üyesi oldukları, hukuka aykırı olarak üzerinde çalıştıkları sivil toplum kuruluşlarını, bu kuruluşlara üye olan masum kişilerin samimi duygu, düşünce ve inançlarını istismar ederek örgütün amaçları doğrultusunda kullandıkları öne sürüldü. Örgütsel içerikli dokümanlara göre, örgütün sivil toplum kuruluşlarına bakış açısının, başta örgütün anayasasını teşkil eden ”Ergenekon” dokümanı olmak üzere, bu dokümanın amaç ve hedefleri doğrultusunda hazırlanan birçok örgüt dokümanında da sivil toplum örgütlerinden bahsedildiği ve bu dokümanlarda sivil toplum örgütlerinin önemi, işlevi ve toplum üzerindeki etkilerinin anlatıldığı kaydedildi.

-ÖRGÜTÜN KONTROLÜNDEKİ SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ-

Soruşturma kapsamında elde edilen delillerden, ”Ergenekon terör örgütü”nün dokümanlarda belirttiği üzere, amaç ve hedefleri doğrultusunda kendi sivil toplum örgütlerini oluşturduğu, bunların yanı sıra diğer sivil toplum örgütlerini de kontrol altına almaya çalıştığının anlaşıldığı ifade edilen iddianamede, örgütün kurduğu veya kontrol altına aldığı sivil toplum örgütleri ile bu örgütlerin bugüne kadar gerçekleştirdiği faaliyetlere yer verildi. İddianamede, önceki soruşturmada hazırlanan iddianamede örgütün bugüne kadar kurduğu ve kontrol altına aldığı sivil toplum örgütleri olarak, Kuvayı Milliye Derneği, Kuvva-i Milliye Derneği, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneği, Büyük Hukukçular Birliği Derneği, Büyük Güç Birliği Derneği, Uluslararası Noel Baba Barış Konseyi ve Ayasofya Derneği’nin kuruluşları, faaliyetleri ve amaçlarının anlatıldığı belirtilerek, ayrıca bu sivil toplum örgütleri içerisinde soruşturma kapsamında yargılanan Sevgi Erenerol, Kemal Kerinçsiz, Muammer Karabulut, Muzaffer Tekin, Mehmet Fikri Karadağ, Oktay Yıldırım, Semih Tufan Gülaltay ve Bekir Öztürk’ün görev aldığının belirtildiği anımsatıldı. İddianamede, önceki iddianameden sonraki süreçte devam eden çalışmalarda, ”Ergenekon terör örgütü”nün kurduğu veya kontrol altına almaya çalıştığı dernekler ve platformların ise Atatürkçü Düşünce Derneği, Ulusal Birlik Hareketi Platformu, Anadolu Ulusal Uyanış ve Dayanışma Platformu, Türkiyem Topluluğu, Çayyolu Platformu, Ulusal Platformlar Güç Birliği, Biz Kaç Kişiyiz Platformu, Türkiye Gençlik Birliği olduğunun görüldüğü ileri sürüldü. Örgütün,  ”Ergenekon” dokümanında, sivil toplum örgütleri ile ilgili hedeflerini belirttikten sonra bu faaliyetini icra edebilmek için ”Dinamik-Ulusal Güç Birliği” isimli dokümanı hazırladıklarına dikkati çekmekte fayda olduğuna yer verilen iddianamede, bu dokümanda da sivil toplum örgütlerinin ”Ulusal Güç Birliği” çatısı altında toplanması gerektiğinin anlatıldığı vurgulandı. İddianamede, ”soruşturma kapsamında elde edilen delillerden de örgüt yöneticileri emekli orgeneraller Ahmet Hurşit Tolon ve Mehmet Şener Eruygur’un kısa sürede oluşturdukları birçok platformu Ulusal Platformlar Güç Birliği çatısı altında topladıklarının tespit edildiği” ifade edilerek, ”her platform altında onlarca dernek ya da benzer sivil toplum örgütlerinin olduğu göz önünde bulundurulduğunda, örgütün dokümanlarda belirttiği hedeflerini aynen uygulamaya koyduğu ve gerçekleştirdiğinin anlaşıldığı” bildirildi.

-”CUMHURİYET MİTİNGLERİ”-

Tolon ve Eruygur’un önderliğinde oluşturulan ”Ulusal Platformlar Güç Birliği” isminin tesadüf olamayacağı, tamamen örgüt dokümanlarında belirtilen projeler çerçevesinde verilen bir isim olduğu öne sürülen iddianamede, Eruygur’dan ele geçirilen dijital verilerde bulunan ”Bilim ve Danışma Kurulu Toplantısı” tutanağının metninde, örgütün sivil toplum örgütleri ve özellikle Atatürkçü Düşünce Derneği ile ilgili yaklaşımları ve değerlendirmeleri görüldüğü, hatta bu toplantı tutanağının içeriğinden cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi değişik illerde düzenlenen ”Cumhuriyet Mitingleri”nin ilk kararının bu toplantıda alındığının anlaşıldığı belirtildi. İddianamede, emekli orgeneral Hurşit Tolon’un telefon konuşmalarından, adı geçen tüm platformlarla ilgili ciddi çalışmalar yaptığı ve bu platformların düzenlediği etkinlikleri organize ettiğinin belirlendiği, bunların yanı sıra İşçi Partisi’ne bağlı olduğu bilinen Türkiye Gençlik Birliği görevlilerinin bazı konuları Tolon’a sordukları ve Tolon’un da bu kişileri yönlendirdiğinin tespit edildiği öne sürüldü. Elde edilen delillerden, örgütün sivil toplum örgütleri yapılanmasında adı geçen örgüt yöneticilerinin yanı sıra Ahmet İlker Güven, Y. Işıklar, Tuncay Özkan, Murat Ağrıel, Evrim Baykara, Tunç Akkoç, Adnan Türkkan isimli şahısların görev aldıkları ve şüpheli Sinan Aygün’ün de bahse konu sivil toplum örgütlerinin düzenlediği eylem ve faaliyetlerin bir kısmını finanse ettiğinin anlaşıldığı iddia edildi. İddianamede, bu sivil toplum örgütleri ve platformların gerçekleştirdiği faaliyetlerle birlikte ”Cumhuriyet Mitingleri”ne yer verildi.

-”MEDYA YAPILANMASI”-

”Ergenekon terör örgütü”nün nihai amacına ulaşmak için medyanın mutlak surette kontrol altına alınması ve yönlendirilmesi gerektiğine vurgu yapıldığı ileri sürülen iddianamede, şöyle denildi: ”Soruşturma kapsamında bugüne kadar elde edilen delillerden de Ergenekon terör örgütünün ülkemizde darbe zemini oluşturmak için 3 ayrı yol izlediği görülmüştür. Bunlardan birincisi Danıştaya saldırı gibi toplumda infial uyandıracak mahiyette gerçekleştirilen eylemler, ikincisi düzenledikleri toplantı gösteri ve yürüyüşlerinde çıkartılan olaylar, üçüncüsü de ülkedeki siyasi partilere müdahale ederek yaptığı faaliyetlerdir.” İddianamede, tüm bu eylem ve faaliyetlerin kamuoyunda yeterince ses getirebilmesi ve gerekli etkiyi oluşturabilmesi için medya yapılanmasının çok önem arz ettiğine dikkat çekilerek, ele geçirilen darbe planlarında en önemli unsurlardan birinin medyanın ele geçirilmesi ya da kontrol altına alınması olduğunun görüldüğü savunuldu. Darbe planları kapsamında şüpheli Mustafa Ali Balbay’ın Cumhuriyet gazetesinin manşetinde yaptığı ”Genç Subaylar Tedirgin” başlıklı haberde, o dönemde ciddi spekülasyonlara neden olduğu ve birçok basın yayın organında bu haberin kullanıldığının görüldüğü vurgulanan iddianamede, ”örgütün ülkede darbe zemini oluşturmak için hemen hemen her ortam ve platformda vatanın elden gittiği, ülkenin Kurtuluş Savaşı yıllarından daha kötü bir durumda olduğu ve biran evvel kurtarılması gerektiği yönünde propaganda yaptığının bilindiği” anlatıldı. İddianamede, soruşturma kapsamında elde edilen tüm delillerde, aynca şüphelilerin birçoğunun değişik gazete, dergi, internet siteleri ve televizyon kanallarındaki faaliyetlerine bakıldığında da örgütün medya yapılanmasını gerçekleştirdiği, hatta bu yapılanma içerisinde birçok şüphelinin örgütün yönetici kadrosundaki şüphelilerin yönlendirmeleri ile haberler yaptığı, bazen de örgütün eylem ve faaliyetlerinin propagandasını yaptıklarının anlaşıldığı ileri sürüldü. İddianamede ayrıca, Mustafa Balbay’ın günlüklerindeki notlar ile ”Cumhuriyet gazetesinin ele geçirilmesi ve reorganizasyon yapılması” ve bu konudaki görüşmelere yer verildi.

(13) -İDDİANAMEDE, SANIKLARDAN TUNCAY ÖZKAN’IN  ”AK PARTİ, MHP VE CHP’NİN MEVCUT YÖNETİMLERİNE YÖNELİK DEZENFORMASYON FAALİYETLERİ YAPTIĞI, CHP YÖNETİMİNİ ELE GEÇİRMEYE ÇALIŞTIĞI, FAKAT TÜM ÇALIŞMALARINA RAĞMEN BAŞARILI OLAMAYINCA, BU KEZ DE YENİ BİR SİYASİ PARTİ KURMA ÇALIŞMALARINA GİRDİĞİ” ÖNE SÜRÜLDÜ -İDDİANAMEDE, SANIK EROL MÜTERCİMLER’İN, ”TERÖR ÖRGÜTÜNÜN GİZLİ YAPILANMASINI EN İYİ BİLEN VE TÜRKİYE’DE BU ÖRGÜTÜN ADINI DEŞİFRE EDEN KİŞİ OLDUĞU” İFADE EDİLDİ

İSTANBUL (A.A) – 25.03.2009 – ”Ergenekon” soruşturmasının ikinci iddianamesinde, sanıklardan Tuncay Özkan’ın, ”AK Parti, MHP ve CHP’nin mevcut yönetimlerine yönelik dezenformasyon faaliyetleri yaptığı, CHP yönetimini ele geçirmeye çalıştığı, fakat tüm çalışmalarına rağmen başarılı olamayınca, bu kez de yeni bir siyasi parti kurma çalışmalarına girdiği” ileri sürüldü.  İddianamede, örgütün temel belgelerinden ”Ergenekon” dokümanında, kendi medya kuruluşlarını oluşturma ve diğer medya kuruluşlarını kontrol altına almak gerektiğinin belirtildiği kaydedildi.  Bugüne kadar yapılan soruşturmada da örgütün bu yöntemi çok iyi bir şekilde kullandığı, bu yöntemi hayata geçirmek için ayrıca örgütsel dokümanlar hazırladığı ve bu dokümanlar doğrultusunda faaliyetlerini gerçekleştirdiğinin görüldüğü anlatılan iddianamede, şöyle denildi: ”Bu çerçevede şüpheli Tuncay Özkan’ın örgütün amaçları doğrultusunda kullanabileceği televizyon kanalı kurulması, satın alınması konularında yoğun çaba sarf ettiği, pek çok görüşme yaptığı, başka kişilerin televizyon kurması ve satın alması konusunda yardımcı olduğu, yöneticisi olduğu dönemde Kanaltürk televizyonunun yayın politikasını örgütün amaçları doğrultusunda yönlendirme gayreti içerisinde bulunduğu, bir kısmı idari yargıda yargılama konusu olmakla birlikte, televizyonunu ayakta tutabilmek için izah etmekte zorlandığı para ilişkileri içerisine girdiği tespit edilmiştir.” İddianamede, Tuncay Özkan’a yönelik yapılan teknik takip çalışmalarında, kendisinin telefonlarının dinlendiği yönünde endişeler taşıdığı, dinlemelere karşı tedbirler geliştirdiği ve çevresini bu konuda uyardığı kaydedildi. 

-”SİYASET DÜNYASINA YÖN VERİLMESİ”-

”Ergenekon terör örgütü”nün hedefine ulaşmak için kullandığı yöntemlerden birinin, siyaset dünyasına yön verilmesi olduğu ve bu çerçevede, kendileri gibi düşünmeyen ve istedikleri yönde hareket etmeyen siyasileri etkisizleştirmek, siyasi faaliyet alanının dışına çıkarmak için dezenformasyon yöntemlerini uygulamayı kararlaştırdıkları ileri sürülen iddianamede, ”Tuncay Özkan’ın, AK Parti, MHP ve CHP’nin mevcut yönetimlerine yönelik dezenformasyon faaliyetleri yaptığı, hatta CHP yönetimini ele geçirmeye çalıştığı, fakat yaptığı tüm çalışmalara rağmen başarılı olamayınca, bu kez de yeni bir siyasi parti kurma çalışmalarına girdiği görülmüştür” denildi.  İddianamede, Özkan’ın, ”Ergenekon silahlı terör örgütü”nün faaliyeti çerçevesinde diğer örgüt mensupları ile sık sık görüşmeler yaptığı, bunlardan Levent Ersöz ile yaptığı görüşmeye ait ”gizli” ibareli yazı metninin ADD’de yapılan aramada ele geçirildiği ifade edilerek, şöyle devam edildi: ”Bu belgeye göre Tuncay Özkan’ın, görüştüğü Levent Ersöz’e, o tarihteki siyasi ve ekonomik gelişmelerle, medya organlarının yapısı ve kadroları ile ilgili ayrıntılı açıklamalarda bulunduğu, Ersöz’ü, bir üst makama brifing sunar şekilde bilgilendirdiği, bu görüşmede örgütün amaçları doğrultusunda yayın yapması için yöneticisi olduğu yayın grubu içerisindeki faaliyetleri, medya grupları hakkındaki çalışmaları hakkında bilgi sunduğu, elde ettiği istihbari bilgileri aktardığı, bu bilgileri aktarırken Ersöz ile ortak bir strateji belirleme, diğer medya gruplarını örgütün amaçları doğrultusunda yönlendirme gayreti içerisinde bulunduğu, bu görüşme içeriğinden de Tuncay Özkan’ın, Ergenekon terör örgütünün amaçları doğrultusunda siyaset ve medya dünyasına yön verme gayreti içerisinde olduğu, örgüt paralelinde düşünmeyen ve hareket etmeyen siyasilere karşı hukuk dışı yöntemlerle mücadele yolunu seçtiği kanaatine ulaşılmıştır.” İddianamede, uzun yıllar Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde üst düzey görevlerde bulunmuş, ordu komutanlığı yapmış Hurşit Tolon’un 13 Mart 2008’de Tuncay Özkan ile yaptığı görüşmede, ”Efendim…., bu konu emirlerinize intizar eder, bunun kararı alındı, müsaadesi de çıktı… Ben ayrıntıları size bilahare vereceğim, sadece lütfederseniz hem o gün için hem öncesi çok önemli” şeklinde ifadelerle, konumundan çok farklı bir üslup ile şüpheliye hitap ettiği belirtilerek, ”Şüphelinin, örgüt yöneticilerinden olan Hurşit Tolon ile aralarında gazeteci-emekli komutan ilişkisinden çok farklı bir tarzda ilişki bulunduğu görülmektedir” denildi. 

-”DİĞER ÖRGÜT MENSUPLARI İLE İRTİBATLI”-

İddianamede, Tuncay Özkan’ın, ”Ergenekon silahlı terör örgütü”nün üyesi olduğu ve diğer örgüt mensupları ile irtibatı bulunduğu kanaatine varıldığı belirtilerek, ”Şüphelinin, örgüt içindeki konumu ve üstlendiği görevler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, cebir ve şiddet kullanarak yürütme organını ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, cebir ve şiddet kullanarak TBMM’yi ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs suçunu da işlediği, ülkede kaos ve siyasal istikrarsızlık oluşmasını sağlayarak askeri bir müdahaleye zemin hazırlamak için örgütün kendisine görev verdiği alanda faaliyette bulunduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır” ifadesine yer verildi.   Tuncay Özkan’ın Halkalı’daki deposunda ”çok gizli” ibareli, önceki yıllarda gerçekleşen birden fazla Milli Güvenlik Kurulu toplantısına ait tutanak suretlerinin, Başbakanlığa, MİT Müsteşarlığına, Genelkurmay Başkanlığına ait önemli belgelerin ve değişik bakanlık ve kamu kuruluşlarına ait ”gizli” ibareli evrak ve raporların ele geçirildiği kaydedilen iddianamede, birden fazla sayıda bulunan bu evrakları bulundurmak suretiyle Özkan’ın, ”devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme” ve ”yasaklanan bilgileri temin etme” suçlarını işlediğinin tespit edildiği bildirildi. İddianamede, 25 Eylül 2008’de Emniyet Müdürlüğüne yapılan ihbar sonucu şüpheliye ait depoda bulunan el bombası, el bombası kapsülleri ile mermilerle ilgili olarak Özkan’ın, ”6136 sayılı Yasaya muhalefet” suçunu işlediği kanaatine varıldığı da kaydedildi. 

-SANIK İLKER GÜVEN-

İddianamede, sanık İlker Güven’in Atatürkçü Düşünce Derneğinin (ADD) üyesi ve Danışma Kurulu üyesi olduğu, Şener Eruygur’un tüm derneksel faaliyetlerini organize ettiği, Mason locasının üyesi olduğu, Yeniden Müdafaa Hukuk Hareketine katıldığı ifade edildi.  İddianamede ayrıca Güven’in, örgüt üyelerinden Şener Eruygur, Tuncay Özkan, Turan Çömez, Birol Başaran, Yavuz Işıklar ile irtibatlarının bulunduğu, tapelere göre Şener Eruygur ile Tuncay Özkan arasındaki ilişkilerde köprü olarak görev yaptığı, yine üniversite yapılanması içindeki örgütsel faaliyetleri organize ettiği, örgütün birçok miting ve paneline katıldığı, Birol Başaran tarafından verilen panelde hazır bulunduğu kaydedildi. Sanık Birol Başaran’ın, devlete olan vergi borçlarını rüşvet vermek suretiyle azalttığı, birçok dernek ve vakıfa örgütün faaliyetleri doğrultusunda aylık düzenli maddi yardımlar yaptığı savunulan iddianamede, şu ifadelere yer verildi: ”Sanık Birol Başaran’ın, bir dönem CHP genel başkanlığına adaylığını koyduğu ve hali hazırda CHP’de söz sahibi olabilmek için faaliyetlerde bulunduğu, siyasi partileri yönlendirme ve siyasi portreleri önceden belirleme amacıyla örgütsel çalışma yaptığı, alındığında Ulusal Sanayici ve İşadamları Derneği (USİAD) ve ADD içinde ‘Ergenekon’ silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda yer aldığı anlaşılmaktadır. Sanık Başaran’ın ”Ergenekon silahlı terör örgütü”nün sivil toplum kuruluşlarının sevk ve organizesi içinde etkin görevlerde bulunduğu, ticari şirketi vasıtasıyla ‘Ergenekon’ tarafından desteklenen gazete ve derneklere maddi yardımlarda bulunduğu, örgüte finansal olarak da katkı sağladığı, darbeye teşvik amaçlı olarak ADD tarafından düzenlenen toplantılarda yürütme organını devirmeye teşebbüs amaçlı eylem ve fiillerde bulunduğu anlaşılmıştır.”

-SANIK EROL MÜTERCİMLER-

İddianamede, sanık Erol Mütercimler’e ait olan ve ele geçirilen notlar içinde ”AKP nasıl devrilir?” başlıklı stratejik çalışmaların bulunduğu, yine 1997 yılına ait ajandasının 22 Mayıs tarihli sayfasında ”Darbe Olacak” şeklinde el yazısı ile not aldığının görüldüğü kaydedildi. Mütercimlerin, ”Ergenekon silahlı terör örgütü”nün gizli yapılanmasını en iyi bilen ve Türkiye’de bu örgütün adını deşifre eden kişi olmasına rağmen, beyanlarında özellikle örgütün tarihe karıştığını ısrarla vurguladığı belirtildi. İddianamede, Mütercimler’in, ”Ergenekon silahlı terör örgütü”nün üst yapılanmasının varlığını bildiği ve bu yapılanma içinde yer alan sanıklardan Veli Küçük, Şener Eruygur, Kemal Yalçın Alemdaroğlu ve örgütün askeri yapılanmasından medya yapılanmasına kadar, üniversite yapılanmasından sivil toplum kuruluşları yapılanması içinde yer alan birçok şüpheli ve sanık ile irtibatlarının bulunduğu belirtildi.  İddianamede, Mütercimler’in, hangi kanalda program yapacağı hususlarını Sinan Aydın Aygün’ün takip ettiğinin mevcut telefon görüşmelerinden anlaşıldığı, yazdığı senaryonun bile ”Ergenekon” yapılanmasını anlattığı kaydedilerek, Erol Mütercimler’in bilgisayarında yer alan yazılarda sanığın ”Ergenekon silahlı terör örgütü”nün hali hazırdaki faaliyetlerini bilerek bu konuda kamuoyu oluşturmaya çalıştığının anlaşıldığı savunuldu.

(14) -İDDİANAMEDE, SANIKLARDAN ADİL SERDAR SAÇAN’IN, ”TUNCAY ÖZKAN VE GÜLER KÖMÜRCÜ İLE İRTİBATLI OLARAK ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ İÇERİSİNDE FAALİYET GÖSTERDİĞİ, GÖREVİ GEREĞİ KENDİSİNDE BULUNAN, ELİNE GEÇEN BİR KISIM GİZLİ BELGELERİ YASALARA AYKIRI ŞEKİLDE DİĞER ŞÜPHELİLERLE PAYLAŞTIĞI” ÖNE SÜRÜLDÜ

İSTANBUL (A.A) – 25.03.2009 – ”Ergenekon” soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamede, sanıklardan Adil Serdar Saçan’ın, ”Tuncay Özkan ve Güler Kömürcü ile irtibatlı olarak Ergenekon silahlı terör örgütü içerisinde faaliyet gösterdiği, görevi gereği kendisinde bulunan, eline geçen bir kısım gizli belgeleri yasalara aykırı şekilde diğer şüphelilerle paylaştığı” öne sürüldü.  İddianamede, eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Saçan’ın, görev yaptığı dönemde bir kısım soruşturmalar ve projeli çalışma olarak adlandırılan ön soruşturmalar sırasında bir kısmı paraflı olup emniyette kalması gereken belge suretlerini ”Ergenekon” soruşturmasının şüphelilerine verdiği, bir kısmının ise kendi evinde yapılan aramada ele geçtiği kaydedildi.  Bunun yanında, soruşturmalar sırasında mahkeme kararlarına istinaden yapılan teknik takiplere ait telefon görüşme tutanaklarının da Saçan’ın evinde ele geçirildiğinin açıkça ortaya çıktığı vurgulanan iddianamede, şöyle denildi: ”Şüphelinin, delil niteliğindeki belgeleri görevli bulunduğu şube müdürlüğünün arşivinde bulundurması gerekirken, yasaya aykırı bir şekilde dışarıya çıkartarak tanıdığı bir şahsın iş yerine ait depoda gizlemiş olduğu ve bu dokümanların bir kısmının da şüphelinin evinde ele geçen CD’de kayıtlı bulunduğu tespit edilmiştir. Böylece şüpheli, 2001 yılında bir başka suç nedeniyle yakalanan Tuncay Güney ve Ümit Oğuztan’dan ele geçirilen Ergenekon terör örgütüne ait dokümanları, teknik takip yapmakla yükümlü İstihbarat Şube Müdürlüğüne teslim etmeyerek, soruşturmanın bu şube tarafından derinleştirilmesine de bu şekilde engel olmuştur.” Adil Serdar Saçan’ın, şüphelilerden Emcet Olcayto ile sık sık telefonla görüşerek çeşitli konularda fikir alış verişinde bulunduğu, telefonda her konuyu görüşmemeye özen gösterdikleri, aralarındaki ilişkinin gazeteci eski emniyet müdürü ilişkisinden farklı olarak örgütsel nitelikte olduğu sonucuna varıldığı savunuldu. İddianamede, şu ifadelere yer verildi:  ”Şüpheli Tuncay Özkan ile ilgili bölümde yer verilen iletişim tespit tutanaklarına göre, Adil Serdar Saçan, son zamanlarda bu şüpheli ile yakın ilişki içerisindedir. Her 2 şüpheli arasındaki 28 Ocak 2008 tarihli telefon görüşmesinde söylenen sözlerin, şüphelilerin soruşturma kapsamına alındıkları yönünde kuşkuları nedeniyle ileride sorulduğu takdirde kendi lehlerine yorumlanacak veri oluşturmak, delil yaratmak amacıyla örgüt hakkında ayrıntılı konuştukları sonucuna varılmıştır. Eski bir emniyet müdürü olan şüpheli ile gazeteci olan öteki şüphelinin diğer konuşmalarındaki ihtiyatlı konuşma tarzlarını bu görüşmede örgüt aleyhine açık açık konuşmak şeklinde değiştirmeleri, dosya kapsamındaki kanıtlar göz önüne alındığında, haklarında başlatıldığı kuşkusunu yaşadıkları soruşturmada lehlerine kanıt oluşturma kurnazlığının bir sonucu olarak değerlendirilmiştir.” İddianamede, Saçan’ın, Veli Küçük tarafından tehdit edildiğine yönelik savunmasının ise ”Bu soruşturma çerçevesinde hakkında işlem yapılan birçok şüpheli ile yakın ilişki içerisinde olup birlikte hareket etmesi, eline ulaşan pek çok gizli bilgi ve belgeyi örgüt mensuplarına ulaştırması, özellikle şüphelilerden Güler Kömürcü ile yapmış olduğu telefon görüşmelerinden örgüt mensupları ile aynı düşünce ve idealleri paylaştığının anlaşılması ve verilecek görevlere hazır olduğunu beyan etmesi” gibi hususlar göz önüne alındığında inandırıcı olmaktan uzak olduğu kaydedildi.  Adil Serdar Saçan’ın, Tuncay Özkan ve Güler Kömürcü ile irtibatlı olarak ”Ergenekon silahlı terör örgütü” içerisinde faaliyet gösterdiği, ”terör örgütü üyesi olmak” suçunu işlediği, görevi gereği kendisinde bulunan, eline geçen bir kısım gizli belgeleri yasalara aykırı şekilde diğer şüphelilerle paylaştığı, pek çok sanık ve şüphelide ve kendi evinde ele geçen ”gizli” ibareli ve bir kısmı kendi imzasını taşıyan resmi belgeler ve iletişim tespit tutanaklarıyla ilgili olarak ”yasaklanan bilgileri açıklama” suçunu birden fazla işlediğinin anlaşıldığı ileri sürüldü.  

-GÜRBÜZ ÇAPAN-

İddianamede, Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10 Temmuz 2008 tarihli iddianamede, ”Medyanın Kontrol Altına Alınması ve Güç Birliği” başlığı altında ayrıntılı açıklamalar yapıldığı belirtildi.  ”Ergenekon terör örgütü”nün ilk olarak kendisine ait ve yakın gördüğü medya kuruluşlarının tek çatı altında toplanmasını kararlaştırarak, bu konuda çalışmalar ve projeler hazırlayıp toplantılar yaptığının, örgütün ”Ulusal Medya ve Cumhuriyet Gazetesinin Reorganizasyonu” adlı dokümanlarında açıkça görüldüğü kaydedildi.  İddianamede, hakkında kamu davası açılan sanıklardan Hikmet Çiçek’in flash belleğinde bulunan ve 2004’te oluşturulduğu anlaşılan, ”İlhan Selçuk Ferid” isimli word belgesindeki, İlhan Selçuk ve Ferid İlsever arasında yapılan görüşme notlarında ”Bir konuşmamızda İS iki çelişmeli cümle kullanıyordu: ‘Bize TV’yi verin’ ve ‘Beraber yapalım’. Daha sonra ‘beraberliği’ şöyle açtı: ‘Bir taban hareketi olacak. Siz, G, Cumoklar, vb. herkesin hissesi olacak. Ama, yukarıyla ilişki bakımından benim önderliğimde, C logosuyla. Böyle bir piramit için hisseleri dağıtalım” ibaresinin yer aldığı ifade edilerek, şöyle denildi: ”Buradaki ‘İ.S’nin İlhan Selçuk, ‘G’nin Gürbüz Çapan olduğu, Ferit İlsever ve Doğu Perinçek’in Ulusal Kanalı temsil ettiği, bu mutabakatın yukarıda bahsedilen örgütsel dokümanlarda belirtilen hususlar ile bire bir örtüştüğü, şüpheli İlhan Selçuk’un Ergenekon terör örgütünün en üst makamındaki yöneticileriyle direkt irtibat kurarak ulusal medya oluşturulması çalışmalarını yönettiği, alınan kararlar ve uygulanan bölümlerin raporlarını ilettiği, şüpheli Gürbüz Çapan’ın da üye olduğu bu terör örgütünün talimatıyla Cumhuriyet gazetesinin bedelsiz devredilmesi konusunda yardım ettiği anlaşılmaktadır.” İddianamede, ”Ergenekon silahlı terör örgütü” tarafından Cumhuriyet gazetesinin, ulusal medyanın merkez üssü olarak seçildiği öne sürülerek, şöyle denildi: ”Örgütün üst düzey yöneticilerinden İlhan Selçuk ile yakın ilişki içerisinde olmasının da etkisiyle Veli Küçük’le ENKA tesislerinde yapılan toplantının ardından şüpheli Gürbüz Çapan’ın, örgütün bu yöndeki kararlarına uymayı, bu doğrultuda gazetedeki hisselerini karşılıksız olarak devretmeyi, projeye para yardımında bulunmayı kabul ettiği, şüphelilerden Mustafa Balbay’ın bilgisayarında ele geçen doküman içeriği, diğer şüphelilerden ele geçen dokümanlar ve şüpheli Gürbüz Çapan’ın beyanları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Çapan’ın Ergenekon silahlı terör örgütü içerisinde yönetici konumda bulunan İlhan Selçuk ile doğrudan irtibatlı bir örgüt üyesi olduğu anlaşılmıştır.”

(15)  -İDDİANAMEDE, ”ŞÜPHELİ TURHAN ÇÖMEZ’İN ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN ÜYESİ OLDUĞU, KAOS ORTAMI OLUŞTURMAK VE CEBİR ŞİDDET KULLANMAK SURETİYLE YÜRÜTME ORGANINI ORTADAN KALDIRMAYA TEŞEBBÜS EYLEMLERİNE İŞTİRAK ETTİĞİ” SAVUNULDU

İSTANBUL (A.A) – 25.03.2009 – ”Ergenekon” soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamede, hakkında yakalama emri bulunan şüpheli Turhan Çömez’in, ”Ergenekon silahlı terör örgütünün üyesi olduğu, kaos ortamı oluşturmak ve cebir şiddet kullanmak suretiyle yürütme organını ortadan kaldırmaya teşebbüs eylemlerine iştirak ettiği” savunuldu. İddianamenin Turhan Çömez’e ait delillerin değerlendirildiği bölümde, ”Şüpheli Turhan Çömez’in mevcut deliller, incelemeler ve telefon görüşmeleri gözönüne alındığında, Ergenekon silahlı terör örgütünün yargılanan sanıklarından Güler Kömürcü, Mehmet Zekeriya Öztürk, Veli Küçük, Doğu Perinçek, Erkut Ersoy, Bekir Öztürk, Sevgi Erenerol, Oktay Yıldırım, Muammer Karabulut ile devam eden soruşturmadaki şüphelilerden Mehmet Şener Eruygur, Ahmet Hurşit Tolon, Sinan Aydın Aygün, Ferda Paksüt, Mustafa Özbek, Mustafa Ali Balbay, Emin Şirin, Sabih Kanadoglu ve Ufuk Mehmet Büyükçelebi ile irtibatlı olduğu belirlenmiştir” denildi.  Tuncay Özkan ile Metin Akpınar’ın 19 Haziran 2008 tarihinde yaptığı telefon görüşmesinde özetle, Özkan’ın ”Ama partinin tamamı bizim kadrolar tarafından oluşturulacak. Burada önemli olan şey abi ne kadar çok merkezde insanla yolculuk yapabilirsek, ne kadar çok merkeze insan katabilirsek o kadar çok şey olacak, kabulü artacak… Abdüllatif Şener çalışıyor aynı zamanda Turan şeyde çalışıyor Çömez. Çömez şeyde bizimkilerle görüşüyor” dediği görüşme içeriğine yer verildi. İddianamede, Özkan’ın bu ifadelerinden Çömez’in de örgütün üst düzey yapılanmasıyla irtibatlı olduğu ve birlikte hareket ettiğinin anlaşıldığı belirtildi. ”Çömez’in üye olduğu partideyken bile gizlice örgüt üyeleriyle görüşmeler yaptığı, örgütün tertiplediği, panel ve toplantılarda konuşmacı olarak katıldığı” öne sürülen iddianamede, kendisine Mart 2007’de yönlendirilen eposta içeriğindeki isimler arasında ”Yusuf Ziyad.doc” isimli MS Word dosyası incelendiğinde yusuf_ziyad07@yahoo.co.uk isimli elektronik posta adresinden gulerkomurcu@superonline.com isimli elektronik posta adresine gönderilen elektronik postanın turhancomez@yahoo.com isimli elektronik posta adresine yönlendirildiğinin tespit edildiği belirtilerek, söz konusu eposta içerisinde Yusuf Ziyad isimli şahsın Irak Kürdistan Federe Bölgesi’nde yaşayan Türkiyeli bir Kürt olduğunu ifade ederek, söz konusu eposta ekinde ”Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde Çeteleşme Gerçeği” başlıklı yazısını gönderdiği kaydedildi. Şüpheli Turan Çömez’in bilerek ve isteyerek ”Ergenekon silahlı terör örgütü”nün içinde olduğu, örgütün amaçlarına uygun faaliyetlerde bulunduğunun anlaşıldığını öne sürülen iddianamede, şu ifadelere yer verildi: ”Şüpheli Turan Çömez’in tüm deliller kapsamına göre Ergenekon silahlı terör örgütünün üyesi olduğu, kaos ortamı oluşturmak ve cebir şiddet kullanmak suretiyle yürütme organını ortadan kaldırmaya teşebbüs eylemlerine iştirak ettiği, yürütülen soruşturma sırasında yurt dışına firar ettiği hakkında yakalama kararı çıkarılmasına rağmen halen yakalanamadığı ve örgütsel faaliyetlerinden ötürü halen firarda olduğu sabit olmuştur.”

-DURMUŞ ALİ ÖZOĞLU-

Sanıklardan Durmuş Ali Özoğlu’nun ”Ergenekon terör örgütünün Kuvayı Milliye Derneği’ndeki yapılanması ve hiyerarşisi içerisinde şüpheli İbrahim Özcan’ın hiyerarşisi altında bulunduğu” öne sürüldü.  Özoğlu’nun ”Ergenekon örgütü”ne eleman kazandırmak, sahibi olduğu internet sitesi ve yayınevi vasıtasıyla propagandasını yapmak, örgüte gelir temin etme adına tahsilat, askeri ihaleleri takip ve örgüte gelir temini, askeriye ve bürokrasi içerisinde yapılanma, örgütün düzenlediği mitinglerde afiş ve pankart hazırlanması ve hazırlıklarını organize etme, kamu kurum kuruluşlarıyla irtibatı sağlama faaliyetlerini yürükttüğü iddia edilen iddianamede, Özoğlu’nun Kemal Aydın ve Neriman Aydın ile irtibatlı olarak ordu içerisine sızma girişiminin de yöneticisi konumunda olduğu dile getirildi. Örgütünün yapılanması içerisinde askeri yapılanmanın çok önemli bir yeri olduğu vurgulan iddianamede, ”Bu örgütün üst yöneticileri içinde asker kökenli kişilerin bulunduğu ve bu kişilerin ellerindeki imkan ve yetkilerini örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda kullandıkları anlaşılmaktadır” ifadesi kullanıldı. Durmuş Ali Özoğlu’nun TSK mensupları ile yakın ilişki içerisinde olduğu, bu ilişkiler sayesinde birçok kişinin askerlikle ilgili problemlerini çözdükleri ve istedikleri yerlerde askerlik yapmalarını sağladıkları, ayrıca bu ilişkileri örgütün farklı amaç hedefleri için kullandıklarının görüldüğü belitilen iddianamede, bir rap sanatçısın bakaya suçundan dolayı ülke içine girmesi esnasında tutuklanmaması için TSK içerisindeki nüfuzlarını kullanarak bu problemlerini çözdüklerinin anlaşıldığı vurgulandı. Özoğlu’nun askerlerle ilişkileri sayesinde Türk Silahlı Kuvvetleri içinde brifing verdiği, kendisini arayan kişilerin ”komutanım” diye hitap ettiği belirtilen iddianamede, Özoğlu’nun evinde ve iş yerinde yapılan aramalarda ele geçirilen bilgisayar ve hard disklerde birçok istihbarat belgesinin bulunduğu, ”Kürt mafyasına” karşı coplu motorize ekip kurulacağı, bu sayede istihbarat toplanacağı, bu konuda da Kuvayı Milliye Derneği’nde Özoğlu’nun vazifelendirildiğinin anlaşıldığı dile getirildi.  Sanığın illegal olarak istihbarat faaliyeti yürüttüğü, kişisel verileri kaydettiğinin anlaşıldığı öne sürülen iddianamede, Özoğlu’nun ayrıca Kemal Aydın ve Neriman Aydın ile bağlantılı olarak harp okulunda okuyan öğrencileri örgüte kazandırmak amacıyla faaliyetlerde bulundukları, öğrencileri örgütün amaçlan doğrultusunda özellikle kurmaylık ve özel kuvvetlere girmeleri konusunda yönlendirdiği anlatıldı. Örgütün kendi amaçlan ve görüşlerine uymayan, devlet adına yapılan tüm icraatları ihanet olarak algıladığı ve suçladığına işaret edilen iddianamede, bu amaçla örgüt üye ve dernekleri kamuoyu oluşturarak örgütün amaçlan doğrultusunda toplu eylem ve gösteriler yaptıkları ve ülke içerisinde kargaşa ortamı yaratıp halkta panik ve kutuplaşmaya yol açacak eylemleri yapmayı benimsedikleri ve bilfiil organize ettiklerinin anlaşıldığı kaydedildi.

-İBRAHİM ÖZCAN-

Sanıklardan İbrahim Özcan’ın ise örgütün Kuvayı Milliye Derneği’ndeki yapılanması içerisinde bulunduğu ve doğrudan Mehmet Fikri Karadağ’a bağlı olarak faaliyet gösterdiği iddia edildi.  Özcan’ın sabıkalı, geliri ve işi hatta sabit ikametgahı olmamasına rağmen TSK mensuplarıyla yakın ilişki içerisinde olduğu, bu ilişkiler sayesinde birçok kişinin askerlikle ilgili problemlerini çözdüğü ve istedikleri yerlerde askerlik yapmalarını sağladığı ifade edilen iddianamede, sanığın telefon görüşmelerinde gizlilik ve şifreli konuşmalara dikkat ettikleri belirtildi.

-AYDIN KARDEŞLER-

Sanıklardan Kemal Aydın’ın da diğer sanıklar Neriman Aydın ve Özoğlu gibi ”Ergenekon örgütü”nün hedeflerini gerçekleştirme amacıyla hayati derecede önem verdikleri Türk Silahlı Kuvvetlerine sızabilmek için bir kısım harp okulu öğrencilerine çeşitli şekillerde ulaşarak örgüte kazandırdığı iddia edildi.  İddianemede, örgütün içerisinde 2002 yılında Milli Mücadele Hareketi olarak meydana getirilen bu oluşumun liderinin Kemal Aydın olduğu, kendisine farklı alanlarda verilen görevleri yönetici olarak üstlendiği ve TSK’ya örgütün sızma çalışmalarını Neriman Aydın ile  idare ettiği belirtildi. Sanığın, ”geçimini almış olduğu emekli maaşı ile sağladığını söylediği halde, birçok insanı evinde ve başka yerlerde ağırlaması, mülteci olan kişilerin yurt dışına gitmelerini sağlaması, kendisinin ise yurt dışı ve yurt içinde birçok seyahate katılması, iş ihtiyacı olan kişileri işe alması, irtibatlı olduğu kişilerin tayin ve atama sorunlarını gidermesi, özelikle askeri ihale ve benzeri ticari faaliyetlerde bağlantılar sağlamasının olağan görülmediği” öne sürülen iddianamede, örgüt içerisinde değişik görevleri bulunan birçok kişinin şüpheliye sürekli istihbari bilgi ve doküman aktardığı kaydedildi. Kara Harp Okulunda okuyan ve sonrasında mezun olarak TSK bünyesine katılan kişileri gizli hücre yapılanması şeklinde örgütlediği, çeşitli evlerde bu kişilerin örgütün amaçlan doğrultusunda teorik eğitimini sağlamak üzere bir yapılanma kurduğu, örgüte katılmalarını sağladığı öne sürülen iddianamede, Neriman Aydın’ın da ağabeyi Kemal Aydın’ın emir ve talimatların doğrultusunda hareket ettiği, harp okulunda okuyan öğrencilerin örgüte kazandırılması konusunda kilit bir rol oynadığı ileri sürüldü.  Telefon görüşmelerine göre, terör örgütü PKK ve yöneticileri ile irtibatlı olduğu hatta onlara devlete ait bazı belgeleri de verdiği, yine bu amaçla ordu içerisine sızıp ”Ergenekon örgütü”nün hedefleri doğrultusunda yetiştirdiği şüpheliler Mehmet Ali Çelebi ve Noyan Çalıkuşu’nun terör örgütü Hizb-ut Tahrir’e sızmasını teşvik edip talimatlarla yönlendirdiği, bu örgüte ilişkin bilgi ve belgeleri bu kişiler vasıtasıyla temin ettiği iddia edildi.

(16) -İDDİANAMEDE SANIK FERDA PAKSÜT’ÜN, AK PARTİ’NİN KAPATILMASI DAVASINDAKİ GİZLİ BİLGİLERİ PAYLAŞTIĞI, TOPLUMDA KARGAŞAYA NEDEN OLMAK AMACIYLA GERÇEKTE OLMAYAN BİLGİLERİ BASINA SIZDIRDIĞI İLERİ SÜRÜLDÜ -SANIK EMİN ŞİRİN’İN DE AK PARTİ’YE KAPATMA DAVASI AÇILMADAN ÖNCEKİ SÜREÇTE DAVANIN AÇILMASINI TEMİN İÇİN GEREKLİ FAALİYETLERDE BULUNDUĞU SAVUNULDU -İDDİANAMENİN SONUÇ BÖLÜMÜNDE, ”TÜRKİYE CUMHURİYETİ BÖLÜNMEZ ÜLKESİ VE YIKILMAZ DEVLETİ İLE BÖLÜCÜ VE YIKICI TERÖR OLARAK ADLANDIRILAN İKİ ANA TERÖR KOLUNA KARŞI KARARLI VE BAŞARILI BİR MÜCADELE VERMEKTEDİR. AYNI MÜCADELEYİ ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNE YÖNELİK OLARAK, BÜYÜK BİR KARARLILIKLA SÜRDÜRMÜŞ, BUNDAN SONRA DA SÜRDÜRMEYE DEVAM EDECEKTİR” İFADELERİNE YER VERİLDİ

İSTANBUL (A.A) – 25.03.2009 – ”Ergenekon” soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamede, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün eşi sanık Ferda Paksüt’ün AK Parti’nin kapatılması davasındaki gizli bilgileri paylaştığı, toplumda kargaşaya neden olmak amacıyla gerçekte olmayan bilgileri basına sızdırdığı ileri sürüldü. İddianamede, yapılan teknik takipler sonucunda, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün eşi olan sanık Ferda Paksüt’ün Akşam Gazetesi Ankara Haber Müdürü Ersin Bal ile irtibata geçerek, özellikle ”bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin şahsı, aileleri ve yaşam tarzları hakkında gerçek dışı bilgileri aktarıp, bu hususlarda yazılı ve görsel medyada haber yapılması için baskı yaptığı, böylece yargılama sürecini etkilemeye çalıştığı, örgüt üyesi Turhan Çömez ile irtibatının olduğunun” tespit edildiği bildirildi. Hurşit Tolon ile 3 Nisan 2008 tarihinde görüşen Turhan Çömez’in, onun talimatı ile Ferda Paksüt’ü aradığı ve aldığı bilgileri Hurşit Tolon’a aktardığının iletişim tespit tutanaklarıyla anlaşıldığı vurgulanan iddianamede, şöyle denildi: ”Örgüt yöneticisi sanık İlhan Selçuk’un yaptığı görüşmelerde, kapatma davasının planlanmış bir yargı operasyonu olduğunu, ekonomik kriz ve biraz da karışıklık meydana gelmesi halinde askerler için müdahale hakkının doğacağı, kapatılma halinde iktidar partisinin ben ‘milli iradeyim’ diyerek kendini haklı göstermeye çalışacağını ve çıkacak kaos ortamında da askerlerin hakemliğine başvurulacağı yönündeki beyanlarından, Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’nün kapatma davasını kaos ortamı oluşturmak amacıyla kullandığı ve bu nedenle örgütün siyasi yapılanmasında yer alan şüpheli Turhan Çömez’e bu konuda görev verildiği, onun da sanık Ferda Paksüt ile örgütsel irtibata geçtiği anlaşılmaktadır. Sanık Ferda Paksüt’ün, örgütün kaos ortamı meydana getirilmesi yönündeki amacını ve şüpheliler Turhan Çömez ile Ahmet Hurşit Tolon’un örgütsel konumlarını bilerek, Anayasa Mahkemesi’nin gündeminde bulunan AK Parti’nin kapatılması davasındaki gizli bilgileri şüphelilere verdiği, yine toplumda kargaşaya neden olmak amacıyla gerçekte olmayan bilgileri basına sızdırdığı, böylece örgütün amaçlarının gerçekleşmesine bilerek ve isteyerek yardım ettiği anlaşılmıştır.”

-”EMİN ŞİRİN KAPATMA DAVASINI ÖNCEDEN BİLİYORDU”-

İddianamede, sanık Emin Şirin ile ilgili delillerin değerlendirildiği bölümde, Şirin’in şüpheliler ve dava açılan sanıklardan Adil Serdar Saçan, Doğu Perinçek, Erhan Göksel, Ferit İlsever, Güler Kömürcü, Gürbüz Çapan, Habip Ümit Sayın, Hasan Atilla Uğur, Hakan Şanlı, Halil Behiç Gürcihan, Hikmet Çiçek, İbrahim Şahin, İsmail Yıldız, Kemal Yalçın Alemdaroğlu, Mehmet Şener Eruygur, Muammer Karabulut, Mustafa Ali Balbay, Sinan Aydın Aygün, Sevgi Erenerol, Turan Çömez, Tanju Güvendiren, Ufuk Mehmet Büyükçelebi, Ünal İnanç, Vedat Yenerer, Veli Küçük ve Yalçın Küçük ile örgütsel irtibatlarının bulunduğu savunuldu. Şirin’in 2002-2007 yılları arasında milletvekili olduğu, daha sonra ”Ergenekon silahlı terör örgütü”nün ”siyasi partileri bölüp parçalama veya farklı partilerin tek merkezden yönetilmesi prensiplerinin uygulanması” çerçevesinde, bulunduğu partiden ayrılıp farklı bir grup kurma girişimleri içinde olduğu vurgulandı. İddianamede, Şirin’in, ”Ergenekon silahlı terör örgütü”nün şüphelilerinin, propagandasını yaptıkları güncel, siyasal, dini ve siyasi içerikli görüşlerinin tartışılması için sürekli olarak TBMM’de soru önergeleri verdiği iddia edildi.  Şirin’in, Ergün Poyraz ve İsmail Yıldız’la gizli görüşmeler yaptığı, Hasan Atilla Uğur ve Hakan Şanlı ile yoğun görüşmelerinin bulunduğu, şüpheliye ait birçok soru önergesinin İsmail Yıldız, Muammer Karabulut ve Veli Küçük’ten elde edilen dokümanlar arasında ele geçirildiği kaydedilerek,  Emin Şirin’in milletvekilliği sona erdikten sonra da aynı örgütsel faaliyetlerini devam ettirdiği, yapılan teknik takip çalışmalarından, sanık Serhan Bolluk, Adil Serdar Saçan, Turan Çömez ve Gürbüz Çapan’la irtibatlarının bulunduğunun anlaşıldığı ileri sürüldü.  İddianamede, Şirin’in görüşmelerine ilişkin içeriklerden AK Parti’ye kapatma davasının açılacağını önceden bildiği ve kapatma davası açılmadan önceki süreçte davanın açılmasını temin için gerekli faaliyetlerde bulunduğunun tespit edildiği kaydedildi.

-SONUÇ-

İddianamenin sonuç bölümünde, elde edilen delillere ve tüm dosya kapsamına göre ”Ergenekon silahlı terör örgütü”nün yönetici kadrolarının toplumda ve devlet kademelerinde önemli görev ve mevkilerde bulunmuş kişilerden oluştuğu vurgulandı.  Bu kişilerin amaçlarına ulaşmak için gerekli silah, mühimmat ve diğer malzemeleri kolaylıkla temin edebildikleri, devletin çok gizli belgelerini kolaylıkla ele geçirdikleri, örgütün Cumhuriyet gazetesine bomba atılması eylemlerini ve Danıştay suikastını gerçekleştirdiği ileri sürülen iddianamede, örgütün sivil toplum kuruluşlarının üst düzey yönetimlerinde örgütlenerek bu kuruluşları amaçları doğrultusunda yönlendirdikleri kaydedildi.  İddianamede, şu ifadelere yer verildi: ”Medyayı kullanarak örgüt kararları doğrultusunda kamuoyu oluşturdukları, ülkede kaos ve iç çatışma ortamı oluşturmaya çalıştıkları, oluşacak gerginlik ortamından faydalanıp, nihai olarak TSK içerisinde kendilerine destek vereceklerini umdukları kişilerin yardımı ile yürütme ve yasama organlarını ortadan kaldırmaya ve görevlerini tamamen veya kısmen yapamaz hale getirmeye teşebbüs ettikleri, bu kapsamda, özellikle asker kökenli şüphelilerin görevde oldukları 2003-2004 yıllarında hazırladıkları darbe planlarını uygulamaya koydukları, emekli olmalarını müteakip eylem ve faaliyetlerine devam ederek, örgütün belirlediği strateji doğrultusunda sivil toplum kuruluşlarını yönetip, yönlendirmek amacıyla bir kısım kuruluşların yönetimine geçtikleri ve böylece eylem ve faaliyetlerine devam ettikleri, tüm bu eylem ve faaliyetler dikkate alındığında, örgütün hükümetleri devirip yönetimi ele geçirmeye elverişli olanaklara sahip olduğu anlaşılmıştır. Soruşturma aşamasında ele geçirilen silahların çeşitliliği, miktarları, arz ettiği vahamet, sağlanma şekilleri, ele geçen suikast planları dikkate alındığında, örgütün yasama ve yürütme organlarını cebren ortadan kaldırarak veya çalışamaz duruma getirerek Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. maddesinde belirtilen ‘Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek’ hedefini gerçekleştirmek bakımından ne kadar kararlı ve yeterli olduğunu, mensuplarından bir kısmının halen eylemlerine devam etmiş olmasının, örgütün eylemlerini uygulama konusundaki ısrarını ortaya koymaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, bölünmez ülkesi ve yıkılmaz devleti ile bölücü ve yıkıcı terör olarak adlandırılan iki ana terör koluna karşı kararlı ve başarılı bir mücadele vermektedir. Aynı mücadeleyi Ergenekon terör örgütüne yönelik olarak, büyük bir kararlılıkla sürdürmüş, bundan sonra da sürdürmeye devam edecektir.” İddianamede, şüpheliler Şener Öztürk, Anet Sahakyan, Fuat Karip, Adnan Kılıçaslan, Cemil Çin, Saadettin Sekban, Nuran Nurseli Çamlıbel, Osman Oğuz Çetin ve Tolga Sarıoglu hakkında ”yasa dışı Ergenekon terör örgütü üyesi olmak”, ”terör örgütü içerisinde faaliyet göstermek” suçlarından kamu davası açmayı gerektiren yeterli delil elde edilemediğinden kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildi.

referans :
www.karar.com
www.aa.com.tr

Bir cavab yazın

Sizin e-poçt ünvanınız dərc edilməyəcəkdir.

Back to top button