News

Dünyanın Kovid-19 a karşı en fazla aşılanan ülkesi tedbirleri artırdı

“Orta ve düşük gelirli ülkelerin aşıya adil erişimlerini sağlamak için ilk hedef aşının fiyatının düşürülmesi olmalı’’

COVID-19 pandemisiyle birlikte yaşadığımız ağır kriz, sosyo-ekonomik eşitsizlikleri daha da belirgin kılıp gelir adaletsizliğini ve yoksulluğu artırıyor. Dünya Bankası 2020 için en iyi senaryoda dahi 71 milyon insanın yoksulluğa itileceğine; küresel yoksulluk oranının iki haneli rakamlara ulaşacağına dikkat çekiyor. Küresel eşitsizliğin bir başka boyutu ise güvenilirliği ve

“Orta ve düşük gelirli ülkelerin aşıya adil erişimlerini sağlamak için ilk hedef aşının fiyatının düşürülmesi olmalı’’

COVID-19 pandemisiyle birlikte yaşadığımız ağır kriz, sosyo-ekonomik eşitsizlikleri daha da belirgin kılıp gelir adaletsizliğini ve yoksulluğu artırıyor. Dünya Bankası 2020 için en iyi senaryoda dahi 71 milyon insanın yoksulluğa itileceğine; küresel yoksulluk oranının iki haneli rakamlara ulaşacağına dikkat çekiyor. Küresel eşitsizliğin bir başka boyutu ise güvenilirliği ve etkinliği kanıtlanmış COVID-19 aşılarına erişimde ortaya çıkıyor. ABD, Kanada ve Birleşik Krallık başta olmak üzere gelişmiş ülkeler nüfuslarının birkaç katı dozda aşıyı deyim yerindeyse istiflerken dünyanın önemli bir bölümünde toplumların aşıya nasıl erişeceği önemli bir soru işareti olarak karşımıza çıkıyor. Sağlık politikaları ve toplumsal eşitsizlikler alanında çalışmalara imza atan Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Anabilim Dalı öğretim üyesi ve Sosyal Politika Forumu Merkez Müdürü Doç. Dr. Volkan Yılmaz, COVID-19 aşısına küresel düzeyde adil erişimin nasıl sağlanabileceğini değerlendirdi.

Dünya genelinde 100’ün üzerinde aşı çalışması var. Güvenilirliği ve etkinliği kanıtlanmış aşı sayısı ise henüz bir elin parmaklarından az. Ancak bu konuda da ülkelerarası bir rekabet söz konusu. Aşının ücretsiz olarak ve ihtiyacı olan herkese ulaşmasının sağlanması için henüz net bir yol haritası göremiyoruz. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Volkan Yılmaz- Aşının herkes için ulaşılabilir hale getirilmesi hiç kolay bir iş değil. Güvenilirliği ve etkinliği kanıtlanmış aşıların nasıl fiyatlanacağı, küresel talebe denk düşecek miktarda üretimin nasıl organize edileceği, aşıların halka ulaştırılması sürecindeki tedarik koşullarının nasıl sağlanacağı, aşılama kampanyalarının ülkeler içinde nasıl yürütüleceği gibi yanıtlanması zor sorular var önümüzde. Bir yandan bu sorular insan aklı ve işbirliğiyle yanıtlanamayacak sorular değil. Diğer yandan insanlığın her zaman akla yatkın olana ve işbirliğine meyil etmediğini de biliyoruz ne yazık ki.

Bu yüzden belki de COVID-19 pandemisi öncesi dönemde aşıyla ortadan kaldırılabilecek hastalıklarda durum neydi konusuna bakmak önemli olabilir. Her ne kadar bugün pandemiye özgü koşullar mevcutsa da bu deneyimlerden öğrenebileceklerimiz olduğunu düşünüyorum. Verem aşısını düşünelim; verem aşısının bulunmasından bu yana neredeyse 80 yıldan fazla süre geçti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre verem günümüzde düşük gelirli ülkelerde ölüme sebebiyet veren ilk 10 hastalık arasında ve hala yılda 1 milyondan fazla insan veremden hayatını kaybediyor.

Halk sağlığı aciliyetinde patent hakları esnetilebilir mi?

Hatırlanacak olursa benzer bir sorun HIV konusunda da yaşanmıştı. HIV enfeksiyonunun kontrol altına alınmasına yarayan antiretroviral ilaçlara erişim, bu enfeksiyondan mustarip olan kalkınmakta olan ülkeler açısından ciddi bir sorundu. Fakat küresel ticaret ve fikri mülkiyet rejimi çerçevesinde patent haklarının esnetilememesi nedeniyle antiretroviral ilaçların fiyatları makul düzeye indirilemiyordu. Bu rejimin kurucu anlaşması 1995 yılında yürürlüğe giren Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması. Antiretroviral ilaçlar konusunda şöyle bir soru gündeme gelmişti; halk sağlığı aciliyeti söz konusu olduğunda ülkeler patent haklarını esnetebilirler mi? Ya da patent haklarını askıya alabilirler mi? 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü Bakanlar Konferansı Doha Deklarasyonu ile bu soruya olumlu yanıt vermişti. Bu deklarasyonun açtığı yol hakikaten de HIV’de kullanılan ilaçların orta ve düşük gelirli ülkelerde erişilebilir hale gelmesini sağladı. HIV’de kullanılan ilaçların fiyatları 2000’lerin başından bugüne neredeyse yüzde 99 düştü. Fiyatların bu ölçüde düşüşü hem eşdeğer ilaç üretimine izin verilmesi sayesinde hem de piyasanın rekabetçi hale gelmesinin patent sahibi firmaların fiyatlama stratejileri üzerindeki etkisi sayesinde mümkün olabildi.

Bu süreçte patent hukukuna zorunlu lisans diye bir kavram girdi. Zorunlu lisans, bir kamu otoritesinin patent sahibinin rızası olmaksızın bu patentin kullanılmasına izin verebilmesi anlamına geliyor. Yani zorunlu lisans patent hakkının belirli bir çerçevede ve süreyle askıya alınmasına izin veren bir hukuki kurum. Doha Deklarasyonu’nda ulusal tıbbi aciliyet söz konusu ise zorunlu lisans yoluna gidilebileceği açıkça belirtilmişti. Bu, küresel ticaret rejimin içinde önemli bir istisnaydı. Brezilya ve Tayland gibi ülkeler bu kanalı kullanarak antiretroviral ilaçları toplumları için geçmişe oranla çok daha erişilebilir kıldılar.

Yüksek gelirli ülkeler aşıyı açıklanan fiyattan daha ucuza alırken yoksul ülkeler düşünülmüyor

Bir diğer olumsuz tablo ise aşı dağıtımında gelişmiş ülkelerin aşıya daha kısa sürede ulaşması; geriye kalanların ise aşıya erişebilmesi için 2022’yi beklemesi…

Evet, aşıya erişim konusunda ülkeler arasında ciddi bir rekabet var. Bu konuda çarpıcı bir örnek var önümüzde, o da Kanada. Kanada nüfusuna gerekenin en az üç katı aşı sipariş etmiş durumda. Bu istifçilikten başka bir şey değil. Ayrıca aşı siparişinde bu rekabet ortamında yer alamayan da epeyce ülke var. Nihayetinde bu rekabette yer alabilmek için ülkenin ekonomik olarak güçlü olması gerekiyor.

Bugünkü temel sorunumuz güvenilirliği ve etkinliği kanıtlanmış aşıların fiyatlarının yüksek olması. Fiyatlar kime göre yüksek sorusu önemli. Kabaca hesap yaparsak onay almış bir aşının kamuoyuna açıklanan fiyatı kabaca dünya toplumunun onda birinin bir aylık gelirine denk. Somali’yi ele alalım; Somali’de kişi başına düşen yıllık gayrisafi yurt içi hâsıla yaklaşık 10 aşının fiyatına denk. Somali bu aşıyı alabilir mi? Muhtemelen alamaz gibi görünüyor.

Biliyorsunuz bankalar kredi kartı ürünlerinde yüksek harcama gücü olanlara çeşitli indirimler sunarlar ama harcama gücü olmayanlara kimse indirim sunmaz. Aşıda da benzer bir durum var gibi görünüyor. Esasında ülkelerin ilaç şirketleriyle yaptığı aşı anlaşmaları ticari sır kapsamında. Dolayısıyla aslında ülkelerin aşıya ne kadar ödediğini bilmemiz pek mümkün değil. Ama geçenlerde Belçikalı bir bakanın hatası sayesinde Avrupa Birliği’nin aşıları kaça alacağını öğrendik. Avrupa Birliği, bir aşıyı açıklanan fiyatının yarısının da altında bir fiyatla alacak. Düşük gelirli ülkelere aşı ulaştırmakla ilgilenen pek kimse yok ama dünya ortalamasından üç kat zengin olan AB aşıyı yarı fiyatına alabiliyor. Tek başına bu örnek bile mevcut dağıtım modelinin ne kadar problemli ve adaletsiz olduğunu gösteriyor.

COVID-19 aşısı küresel kamu malı olabilir mi?

Aşıya erişimi kolaylaştıran en temel adım aşının fiyatını düşürmekse bu nasıl mümkün olabilir?

Öncelikle mevcut aşılara ek olarak güvenirliği ve etkinliği kanıtlanan yeni ve daha ucuz aşılar ortaya çıkabilir. Bu mümkün. Ancak henüz gerçekleşmedi. Bu nedenle mevcut aşılar üzerinden düşünmemiz gerekiyor. Bu aşıların fiyatlarının düşürülmesinin bir yolu patent haklarının askıya alınması veya COVID-19 aşının küresel bir kamu malı haline getirilmesi. Mevcut fikri mülkiyet ve ticaret rejimi aşıyı geliştiren firmalara patent hakkı tanıyor ve bu hak 20 yıl süreyle bu ürünler üzerinde tekel kurma hakkı sağlıyor.

Hâlbuki aşı ve birçok medikal ürün bir kez bulunduktan sonra bu ürünlerin yeniden üretilme maliyeti çok daha düşük. COVID-19 aşısının patent hakkının askıya alınması halinde çok daha az maliyetle ve çok daha fazla coğrafyada aynı anda üretime geçilmesi mümkün olabilir. Tabii bu durumda da güvenilirlik ve etkinlikten taviz verilmemesi için gerekli tedbirlerin alınması gerekecek. Bu yöndeki en ciddi öneri şuydu; COVID-19 aşısı ve COVID-19’la ilintili diğer medikal ürünler için tüm dünya topluluk bağışıklığına ulaşana kadar patent muafiyeti tanınması. Bu öneri Sınır Tanımayan Doktorlar, Halkın Aşısı Hareketi gibi STK’lar, Güney Afrika ve Pakistan gibi ülkeler tarafından dile getirilmeye başlandı. Ekim ayında Hindistan ve Güney Afrika bu talebi Dünya Ticaret Örgütü’ne taşıdılar. Neredeyse 100’e yakın ülke bu öneriye olumlu yaklaşırken, ABD, Japonya, Kanada gibi ülkeler bu yolu tıkadılar zira bu bahsettiğimiz ülkeler patent haklarının aşıya erişimi engellemeyeceği görüşünü savunuyorlar. Esasında bu öneri küresel bir çözüm yolu sunuyordu. Ancak bu yol tıkanmış olsa da önümüzdeki günlerde tekil ülkeler özelinde patent hukuku esneklikleri ve zorunlu lisans kullanımı gündeme gelebilir.

Aşının tüm dünya toplumu için erişilebilir hale getirilmesi sorunu sistematik olarak nasıl çözüme kavuşabilir henüz bilmiyoruz. Güvenilir ve etkili aşı geliştiren bir şirketin o aşıyı bütün dünyaya yetecek kadar üretmesi için mevcut bir teşvik mekanizması yok. Örneğin aşıyı bulan bir şirketin mevcut kapasiteyle üretebileceği aşının dünya nüfusunun sadece yüzde altısına yetebileceği söyleniyor. Peki, bizler böyle bir pandemi sürecinde çözüme bu kadar yavaş gidilmesine neden onay vermeliyiz? Bu açıdan bana halen ancak patent muafiyeti yoluna gidilmesi üretim kapasitesinin hızla yükselmesine ve fiyatın düşmesine imkân verebilecek yegâne yol gibi geliyor.

Bir diğer yol da ülkelerin gelir durumlarına göre katkı yapacakları ortak bir finansman havuzu oluşturulması olabilirdi. Pandeminin can kayıplarının yanı sıra ekonomik maliyetinin de ne kadar yüksek olduğu herkesin malumu. Hâlbuki aşının dünya ülkelerine adil dağıtımının maliyetinin pandeminin yarattığı ekonomik kaybın yüzde 1’inin altında olacağı söyleniyor. Bu tespit Birleşik Krallık merkezli, yoksullukla mücadele konusunda çalışan bir sivil toplum kuruluşu olan OXFAM’a ait. Yani OXFAM şunu söylüyor: Şimdiye kadarki ekonomik kaybın yüzde 1’ini dünya ülkeleri aşının dünyaya adil dağıtımı için ayırmayı akıl edebilirlerse, dünyanın pandemiden hem daha hızlı hem de daha insani bir biçimde kurtulması mümkün. Aşı konusunda ülkeler arası anlamsız ve dışlayıcı rekabetin sürdürülmesinde ısrarcı olunursa ise pandeminin ekonomik maliyeti de artmaya devam edecek.

Aşının küresel anlamda erişilebilirliğinin sağlanması adına uluslararası kuruluşlar cephesinde ne tür çalışmalar var?

Orta gelir seviyesi ve altındaki ülkelerin aşıya erişimini sağlamak için Dünya Sağlık Örgütü ve Aşılar ve Bağışıklamalar için Küresel İttifak’ın öncülük ettiği COVAX programı mevcut. COVAX’ın açılımı şu: COVID-19 aşısına küresel erişim aracı. COVAX’ın amacı küresel düzeyde ortak bir finansman havuzu yaratıp ilaç şirketleriyle toplu pazarlık ederek aşının fiyatını düşürmek. Az önce konuştuğumuz yöntem. Yani program patent haklarına dokunmuyor ve toplu pazarlık gücünü kullanmayı hedefliyor. Program Nisan ayında açıklandı. Program kapsamında 91 ülkeye 2021 sonuna dek asgari 2 milyar aşı ulaştırılması hedefliyor fakat bazı kısıtlar söz konusu. Öncelikle finansman gönüllü katkılara dayalı; katkıları ülkeler de yapabiliyor hayırsever kuruluşlar da. Örneğin Birleşik Krallık ve Japonya programa çok ciddi katkılarda bulunurken ABD, Rusya ve Çin hiç katkıda bulunmamış durumda. Program henüz yeterli finansal güce henüz ulaşılabilmiş değil. Bir başka engel de programın ulaştırmayı hedeflediği doz sayısına ulaşılsa bile aşının hedeflenen toplumların ancak yüzde 20’sine yetebilecek olması. Diğer yandan COVAX programının kapsamına alınmış aşıların hiçbirinin etkinliği ve güvenilirliği henüz kanıtlanmış değil. Umalım ki bu aşı adayları da başarılı olsun.

Öte yandan COVID-19 aşısının grip gibi her sene tekrarlanması gerektiren bir hal alması durumunda tüm senaryoların yeniden düşünülmesi gerekecek, bu da tartışmayı bambaşka bir çerçeveye oturtabilir.

Öyle bir şey yaşarsak o zaman ülkelerin kamusal sağlık bakım sistemlerini daha fazla konuşmamız gerekecek. Kuvvetli bir kamusal sağlık bakım sisteminiz varsa ilacı veya aşıyı toplumunuz için düzenli bir biçimde erişilebilir hale getirirsiniz. Şu an biraz istisnai bir durum yaşıyoruz. O yüzden sağlık bakım sistemi zayıf olan ABD dahi tüm vatandaşlarına aşıyı ücretsiz sunmaya başladı. Ama bu artık her sene olmamız gereken ve yenilenmesi gereken bir aşıya dönüşürse orada artık mesele büyük oranda bir kamusal sağlık bakım sistemi meselesi haline dönüşür.

Aşı kampanyasının şeffaflıkla yürütülmesi gerekiyor

Türkiye’nin aşıyla ilgili bugüne dek sergilediği performansı nasıl değerlendiriyorsunuz? Ve aşı geldikten sonra ne gibi sorunlarla karşılaşacağız?

Şu an için iki aşıyla anlaşma söz konusu, ülkemize gelecek doz sayısının toplumun üçte birine yeteceği öngörülüyor. Dolayısıyla daha fazla aşı satın almamız gerekiyor. En önemli meselemiz bu. Sanıyorum yakın zamanda bir firmayla daha satın alım sözleşmesi yapıldı, bunu umut verici bir gelişme olarak görüyorum.

Aşılama kampanyasına geçildiği zaman her hâlükârda bir önceliklendirme yapılması gerekecek. Her ülkede de bu süreç böyle işleyecek ve işlemeye başladı bile. Biliyorsunuz ABD’de ve AB’de aşı kampanyaları başladı. Önceliklendirmenin riske göre yapılması çok önemli. Sürecin azami şeffaflıkla yürütülmesi gerekiyor. Önceliklendirme mantığının kamuoyuna çok iyi açıklanması gerekiyor, kimsenin aklında şüphe kalmayacak biçimde… Aşılamanın kamu tarafından bu önceliklendirmeye sadık kalınarak yürütülmesi gerekiyor. Bizde süreç henüz başlamadığı için şu anda bu konuda bir değerlendirme yapmak mümkün değil.

Bir de kamu tarafından aşılama kampanyası yürütülürken aşının eşzamanlı bir biçimde piyasa yoluyla elde edilmesi ve özel sağlık kuruluşlarınca yapılmasının mümkün olup olmayacağı sorusu var. Ben bunun yapılmaması gerektiğini, böyle olması durumunda kamunun adalet duygusunu önemli ölçüde zedeleneceğini düşünüyorum. Bunun bir provasını COVID-19 testlerinde zaman zaman yaşadık. Bundan almamız gereken dersler var. Aşılamada kesinlikle böyle bir şeyin yaşanmaması lazım. Kimsenin hayatının değeri cebindeki parayla veya sahip olduğu bağlantılarla ölçülmemeli.

Türkiye aşılama kampanyasına başladığında bir avantajı şu olabilir; Türkiye’deki birinci basamak sağlık hizmetleri ve aile hekimliği vb. eşgüdüm içinde çalışabilecek bir yapıya sahip. ABD’deki gibi çok parçalı bir yapı yok. Eşgüdüm halinde bir aşama kampanyası yürütülebilir.

Ayrıca hesaba katılması gereken bazı önemli hususlar da var tabii. Örneğin şu anda Amerika’daki aşılama kampanyasının büyük otoparklarda yapılabileceği konuşuluyor. Öte yandan bazı araştırmacılar araba sahibi olmayanların bu mekânlara nasıl ulaşabileceğini sormaya başladı. ABD’de hane halklarının genelinin yüzde 6’sının, siyahlardan oluşan hanelerin ise yüzde 14’ünün arabası yok. Aşılama kampanyası yapılacaksa bu tip organizasyonel meseleleri de hesaba katmak gerekecek. Türkiye’de de farklı sorular gündeme gelecektir. Mesela bir nedenle aile hekimliğine kaydı bulunmayan ya da artık aile hekimliği kaydının bulunduğu yerde ikamet etmeyen kişilere de mutlaka ulaşılması gerekecek.

Sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı gruplarda aşıya karşı çekince var

Son olarak eklemek istedikleriniz…

Biliyorsunuz ciddi bir aşı tereddüdü ile de karşı karşıyayız. Bilimsel bilgi topluma ne yazık ki çok zor sirayet ediyor. Bilim insanları da toplumun ortalamasına hitap etmekte çok yetersiz kalıyorlar. Ama komplo teorileri ve yanlış bilgiler anlaşılması çok daha kolay mesajlara sahip ve hızla yayılabiliyor. Bu durum da aşı tereddüdünü besliyor. Birkaç çalışmaya baktım; aşı tereddüdü bazı ülkelerde daha düşük eğitime sahip ve sosyo ekonomik olarak dezavantajlı azınlık grubuna sahip kişiler arasında daha yaygın görünüyor. Bu şu demek: bu tereddütler giderilemezse aşı ücretsiz bir şekilde ulaşılabilir hale getirilse bile daha dezavantajlı konumdakiler aşıya daha uzak durabilirler. Bu nereden baksanız trajik bir gelişme olur. O yüzden bilimsel bilginin anlaşılabilir şekilde toplumla paylaşılması ve aşı tereddüdün giderilmesine yönelik bilgilendirme kampanyaları çok önemli. Aşı tereddüdü yüksek dezavantajlı gruplara ulaşılması için stratejiler belirlenmesi gibi meseleler de var önümüzde.

Bilim Kurulu Toplantısı bitti! Normalleşme ne zaman başlıyor? – Son Dakika Haberleri İnternet

Son Dakika Flaş Haberler – Sokağa çıkma yasağı Mart ayında kaldırılacak mı? sorusu gündemde. Yasaklar ne zaman bitecek? sorusu sıklıkla araştırılıyor. Bugün Bilim Kurulu toplantısı gerçekleştirildi. Peki ama hangi kararlar alındı?

Bilim Kurulu Toplantısı bitti! Normalleşme ne zaman başlıyor? - Son Dakika Haberleri İnternet

Başkanlık ettiği Koronavirüs Bilim Kurulu toplantısının ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulunan Koca, küresel salgının uzunca bir süredir dünyanın en önemli gündem maddesi olduğunu vurguladı.

Küresel bir hastalıkla mücadelede tüm ülkelerin tecrübeleri ve altyapıları ile uyumlu olarak mücadele etmeye çalıştığını dile getiren Koca, “Bu yolda hiçbir ülkenin mücadelesi yetersiz, hiçbir ülkenin mücadelesi de diğerlerinden çok başarılı değildir.” dedi.

Koca, bu dönemin insanları olarak hep birlikte yeni bir salgın hastalık döneminin tecrübe edildiğini ifade ederek, dünyanın başarılı bir sınav vermediğine, ancak başarısızlığı üzerinden de salgınla mücadele edilmesinin mümkün olmadığına işaret etti.

Her ülkenin elindeki imkanlar nispetinde tedbirler almaya çalıştığını anlatan Koca, “Biz de elimizdeki imkanları en iyi şekilde kullanmaya çalıştık ve ülkemizin ismini dahi duymamış insanlara burada salgınla iyi mücadele edildiğini gösterdik. Salgınla iyi mücadele etmek şüphesiz başta sağlık çalışanları olmak üzere tüm milletimizin gayret ve özverisi ile oldu. Bu mücadele, yaşadığımız acıları ve ödediğimiz belki de ödeyeceğimiz bedelleri de ortadan kaldırmıyor. Can yakan kayıplarımız var. Huzurlarınızda bir kez daha kayıplarımıza Allah’tan rahmet, milletimize de başsağlığı diliyorum.” diye konuştu.

“Mücadelenin her boyutunda çok önemli tecrübeler edindik”

Bakan Koca, virüsün hayattan çıkacağı günlere dair umudu hep güçlü tuttuklarını dile getirerek, “Kurumsal ve toplumsal düzeyde virüse karşı temel mücadele koşullarını çok büyük ölçüde tesis edebildik.” dedi.

Hayatı, virüsün dolaşımına imkan vermeyecek kurallar içinde sürdürmeye çaba harcadıklarını aktaran Koca, şunları kaydetti:

“Bu bir yıllık mücadele sürecinde pek çok deneyim de kazandık. Sadece tıbbi mücadeleden bahsetmiyorum, 83 milyon olarak mücadelenin her boyutunda çok önemli tecrübeler edindik. Gerek yaşadığımız salgınla, gerek başka bir halk sağlığı riskiyle başa çıkabilmenin yolunun tıbbi olmaktan daha çok sosyal bir mücadele gerektirdiğini gördük.

Riskten korunma tedbirlerinin, tedaviden kat kat üstün bir değerde olduğunu yaşayarak öğrendik. Bugüne kadar sahne önünde Bilim Kurulumuz mücadelede önemli roller üstlendi. Pek karşınıza çıkmayan Toplum Bilimleri Kurulumuz ise sahne gerisinde konunun sosyal ve psikolojik yönetiminde önemli stratejiler geliştirdiler. Artık küresel salgının sosyal hayata etkileri ve normalleşmeyi önceleyen bir döneme geçiyoruz, ‘Yerinde karar dönemi’.”

“8 milyon doz aşı seviyesine ulaşıldı”

Sağlık, tedavi ve hastalıkla mücadele konularında Bilim Kurulunun çalışmalarının bütün hızıyla devam edeceğinin altını çizen Koca, artık salgının sosyal hayata etkileri ile mücadeleye odaklanılacağını söyledi. 

Bakan Koca, Bilim Kurulunca hazırlanan plan dahilinde bugüne kadar aşılama çalışmalarında yaklaşık 1,5 milyonu ikinci doz olmak üzere 8 milyon doz aşı seviyesine ulaşıldığını belirterek, “Aşılama planındaki ilk aşamanın sonuna yaklaştık. Aşı tedariğine paralel olarak ortaya koyduğumuz performansla küresel düzeyde en başarılı ülkeler arasındayız.” açıklamasında bulundu.

“Tedarik ve planlama sorunumuz yok”

Sağlık Bakanı Koca, “Aşıyı hazır temin eden ülkeler içinde en hızlı ve en çok aşılamayı başarmış durumdayız. Ancak aşı temininde tüm ülkelerin önemli sorunlar ve aksaklıklar yaşadığı böyle bir dönemde, yeterince yüksek hızda ve sistematik olarak aşı programını uygulamış olsak da nüfusa oranla daha katetmemiz gereken çok yol var.” dedi.

Temin edilen aşıya rağbetin arttığına dikkati çeken Koca, sözlerine şöyle devam etti:

“Bu tercihimizin doğruluğunu tasdik etse de lojistik ile ilgili tehdidi artırıyor. İlgi gören her ürünün temininde güçlük vardır. Kaldı ki deyim yerindeyse aşı kıtlığı yaşanan bir zamandayız. Aşılama programımızı bildiğiniz gibi anlık ve canlı olarak yayınlamaktayız. Bu açıklanan veriler üzerinden çeşitli değerlendirmeler yapılarak haklı haksız eleştiriler yapılmaktadır. Aşı programı adaletle ve şeffaf şekilde yürütülmektedir. Zaman zaman aşılama sayısında azalma ya da artış olması tamamen lojistik gerekçelerle bilinçli olarak planlanmaktadır. Bugün aşıyı temin edebilirken, yarın temin edilebileceğinin garantisini kimse veremez.

Aşı tedariğinde her an aksaklık yaşanabilir ve program kesintilere uğrayabilir. Bunu yaşamamanın tek yolu, kendi aşımızı üretmektedir. Bildiğiniz gibi bu konuda da çok önemli mesafeler almış durumdayız. Bugün itibarıyla açıkça ifade etmek isterim, bir tedarik ve planlama sorunumuz yok. Bu önemli bir güvencedir. Birinci doz aşısını olan tüm vatandaşlarımızın, ikinci doz aşıları güvence altındadır. Ancak daha güvenli olanı kendi aşımıza sahip olmaktır. Sizlerden özellikle bu konuda yapılan, yapılabilecek eleştirileri, eldeki imkanları en iyi şartlarda kullandığımızdan emin olarak değerlendirmenizi istirham ediyorum.”

“Aşının ilk dozunu yaptırmış olmak bizi rehavete değil tedbire sevk etmeli”

Koca, aşı ile ilgili bir hakikati daha hatırlatmak istediğini dile getirerek, “Aşı olduğumuz gün korunma başlamıyor. İkinci doz aşıyı olup üzerinden 14 gün geçtikten sonra aşılanmış oluyoruz. Yani ilk aşı olduğumuz günden 42 gün sonra. Bu 42 gün kendimizi daha iyi korumak zorundayız. Ayrıca tüm nüfusumuzun en az yüzde 60’ını aşılamadan aşı güvencesini elde etmiş olmuyoruz. Aşının ilk dozunu yaptırmış olmak bizi rehavete değil tedbire sevk etmeli. Bu noktada ülkemizde de her geçen gün sayısı artan mutasyonlu virüsü de dikkate almak zorundayız.” uyarısında bulundu.

“Bazı illerimizde buna yönelik özel tedbir planlarımız var. Vaka sayılarındaki artış, bazı illerimizin diğerlerinden daha geç normalleşme sürecine geçmesine neden olabilecek.” değerlendirmesinde bulunan Koca, virüsün kendisi de, mutasyona uğramış hallerinin de aynı şekilde yayıldığını ve korunma yöntemlerinin de aynı olduğunu söyledi.

Sağlık Bakanı Koca, “Tedbir halen en güçlü silahımız.” dedi.

“Kurallara uyum konusunda güvenlik kuvvetlerimiz denetimleri arttıracak” 

Geçen haftalarda iller düzeyinde yüz bin nüfusa düşen haftalık vaka sayılarını paylaşmaya başladıklarını belirten Koca, salgın yönetiminde “Yerinde karar” dönemine geçeceklerini duyurduklarını hatırlattı.

Bu verileri her hafta düzenli olarak paylaşmaya devam edeceklerini de bildiren Koca, vaka sayılarıyla, pozitif test oranı, yoğun bakım doluluk oranları ve entübe edilen hastalardaki değişim gibi faktörlerin de illerin risk durumuna etki ettiğini söyledi.

Koca, belirttiği parametrelere göre illerin risk düzeylerini, düşük, orta, yüksek ve çok yüksek riskli olarak ilan edeceklerini vurgulayarak, şu bilgileri verdi:

“Bu risk durumlarına göre farklı iş kollarımızın faaliyet serbestliği konusunda Bilim Kurulumuzun çalışmasını, Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında Kabinemize arz edeceğim. Alınan kabine kararlarını da, Kabine Toplantısı sonrasında tensipleri halinde Sayın Cumhurbaşkanımız açıklayacaklardır.

Yerinde karar dönemiyle kurallara uyum konusunda güvenlik kuvvetlerimiz denetimleri arttıracak. Bu hususta Sayın İçişleri Bakanımızla yaptığımız görüşmede kendileri de kararlılıklarını ifade ettiler. Ülkemizin bir an evvel normal koşullarına dönmesi için milletimizin sağlık ve sıhhatini muhafaza için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.”

Koca, başkanlık ettiği Koronavirüs Bilim Kurulu toplantısının ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulundu.

Koca, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “aşıların Türkiye’ye bedelsiz geldiği” iddiasına ilişkin, dünyada aşı savaşının yapıldığı bir dönemin yaşandığını söyledi.

Ülkelerarası ticari sır olarak kalması gereken bilgilerin ifşa edildiğini gördüklerini belirten Koca, bunun ülkeler arasında ilişkileri etkileyebileceğini, özellikle ücret ve benzeri noktalarda bunun ticari sır olarak kalmasının sözleşmeye de konduğunu ve bu nedenle fiyatı özellikle söylemediğini ifade etti.

Sağlık Bakanı Koca, şöyle devam etti:

“Ama şunu ifade etmiştim. Vatandaşımız bunu çok iyi bilsin, biz aşıyı dünyadaki bütün ülkelerin aldığı fiyattan en ucuza alan ülkeyiz. Bu iddiamın hala arkasındayım. Dolayısıyla bu ülkeler arası karşılıklı sözleşmeyle de ticari sır olarak korunması gereken bir durumdu. Bunu çok rahatlıkla açıklayabilirdim. Rakamı söylediğimde bunun dünyadaki aşı fiyatlarından düşük olduğunu zaten herkes biliyor olacaktı ancak bu aşı sadece Türkiye’ye satılmıyor, birçok devletlere satılıyor. Bu devletlerin aldığı fiyattan en ucuza alan Türkiye. Bu aşıyı, daha önce de söylemiştim, teminat olmadan almayacağımızı ifade etmiştim. Biz bu bağlantıları çok erken yaptık. Eğer faz-3 çalışması uygun çıkmamış olsaydı, eğer devamında Türkiye kendi yapması gereken tetkiklerden olumlu sonuç almamış olsaydı, bu aşıyı biz almamış olacaktık.

Dolayısıyla bununla ilgili teminatları dahi garantiye aldık. Dünyanın daha aşıyla ilgili bu sözleşmeleri doğru dürüst yapmadığı dönemde. Burada iddia şu, deniyor ki üretici firma 1 milyon doz aşı üretti ve bu 1 milyon doz aşıyı Türkiye’ye aslında bedel almadan bağışladı ancak distribütörü olan firma ise bunu Devlet Malzeme Ofisine, yani devlete fatura etti. Üretici firmanın devlete bağışlamış olduğu veya bedelsiz verdiği aşıyı, üretici firma fatura ederek devletten 12 milyon dolar para aldı. Aşı savaşının olduğu bir dünyada üretici bir firma bir ülkeye aşıyı bedava bağışlar mı, bunun akılla izahı var mı?”

Koca, bunun üzerine firmaya, sözleşme gereği kendilerine Türkiye’nin vermesi gereken bir bedel bulunduğunu ve bu bedelin ödendiğini belirterek, “Böyle bir iddia var. Bu nedir?” diye sorduklarını anlattı. 

Firmanın cevabının yer aldığı İngilizce ve Türkçe yazılı belgeyi gösteren Koca, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Firma diyor ki özetle, ‘bu aşıyla ilgili buradaki amaç, siz bizden teminat istediğiniz için biz teminatı sağlayamamıştık, bu nakit akış yönetimini sağlamak için biz distribütörümüz olan, bizi de temsil eden Sinovac firmasını da aynı zamanda temsil eden firmaya bedelsiz olarak verdik ama biz sizden ücretini olduğu gibi aldık’. Bunu üretici firma söylüyor. Hani üretici firma Türkiye Cumhuriyeti’ne bağışlamıştı? Ayrıca bununla ilgili bütün kurumlar vergisi dahil olmak üzere beyanı ve ödemesi de ayrıca yapılmış. Vergiyle ilgili hiçbir sorun yok. Bizim de verdiğimiz parayı firma ‘Ben aldım’ diyor.”

“Devlet olarak tüm görüşmeleri Sinovac ile yaptık”

Koca, “aracı bulunup bulunmadığına” ilişkin de şunları söyledi:

“Ben ısrarla şunu söylüyorum. Biz, devlet olarak tüm görüşmeleri Sinovac firması ile yaptık. Bu firmanın 10 yıldan fazla süredir bir distribütörü var, tek distribütörü. Bu distribütör bu firmanın Türkiye’deki ayrıca yetkilisi. Genel olarak firmanın Türkiye’deki yetkilisi de firma. Hem tek distribütörü hem tek yetkilisi firma adına. Dolayısıyla biz tüm görüşmeyi Sinovac firması ile yaptık. Altını çiziyorum, hiçbir şekilde aracı firmaya zerre kadar bir kuruş ilave verilmemiştir. Firmayla ne pazarlık yaptıysak bizim verdiğimiz ücret de bundan öte bir ücret değil. Türkiye olarak biz distribütörle de pazarlık yapabilirdik. Birçok firmayla öyle distribütörler üzerinden siz pazarlığı yapıyorsunuz ancak biz aşıda firmanın kendisiyle direkt yaptık.

Daha önce bir başka belge sunmuştum. Firma daha önce de ifade etmişti, ‘Görüşmeler bizimle yapıldı. Sağlık Bakanlığı bizimle pazarlık sürecini götürdü. Bu dönemde tüm ticari ilişkiyi biz sağladık’ diyor. Bakanlık bizimle yaptı ama distribütör temsil, lojistik ve benzeri işleri yapmak üzere devrede olan bir firma. Bunun için biz ekstra bir ücret ödemiyoruz. Önemli olan aracı dediğiniz kişiye ekstra ücret verme durumudur. Biz ekstra bir ücret vermedik. Biz pazarlığı Sinovac firmasının kendisiyle yaptık. Vatandaşımızın zihni niye bulanıklaştırılıyor?”

“Vatandaşımızın zihnini bulandırmak isteyenler var”

Özellikle bu dönemde bu konuları siyasi arenaya çekmek istemediğini söyleyen Koca, bunda da son derece direndiğini dile getirdi.

Koca, 83 milyonun birlik ve beraberlik içerisinde salgın mücadelesinde yer alması gerektiğini ve buna inandığını belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Buna rağmen vatandaşımızın zihnini bulandırmak isteyenler var. Bu özellikle devletler düzeyinde korunması gereken ve devamında aşı sürecinin gelişini etkileyebilecek, herkesin sorumluluk taşıması gerektiği bir dönemde özellikle ülkeler arası hassas noktaları gündeme getirerek, aşının gelişini etkileme çabası içerisinde olmayalım. Bu dönemde bu aşıya birçok ülkeye göre daha erken dönemde iletişime sadece Çin değil, biz AstraZeneca ile de görüşüyoruz, biz BioNTech ile her defasında görüşüyoruz, Sputnik ile başından beri görüşüyoruz. Bu noktada erişebildiğimiz her aşıya erişmek istiyoruz.

Vatandaşımızı aşıyla buluşturmak istiyoruz. Bu noktada hiçbir kimseye ayrıcalık tanımıyoruz ama bu anlamda biz daha erken faz-3 çalışmasına başladığımız ve sonuçlarını bildiğimiz bir aşıyla erken dönemde bu anlamda görüşmelerimizi yaptık, sözleşmelerimizi yaptık. Şu an gelinen noktada elinde 15 milyon aşı olan Avrupa ülkesi çok az. Bu aşının gelişini etkilemek için niye uğraşıyoruz? Ülkeler arası birtakım hassas noktaları niye kaşıyoruz? Olması gereken devletler arası sırrı niye ortaya döküyoruz? Eğer bununla ilgili varsa bir sorun, bu kadar hassasiyetin olduğu durumu biliyorsunuz, bana sayın muhalefet lideri açıp sorabilirdi. ‘Böyle bir durum var hassas olduğunu biliyoruz, bu konuyla ilgili bir açıklamanız var mı?’ diye bana sorulabilirdi. Yok mu böyle iletişim anlayışı?”

Vatandaşlara verilemeyecek hiçbir hesaplarının olmadığını vurgulayan Bakan Koca, “Bu noktada vatandaşımız müsterih olsun. 1, aşıyı ucuza alıyoruz. 2, bu aşıya erişim için her imkanı kullanıyoruz. Bu noktada da önümüzdeki aylarda aşıya daha yoğun erişeceğimizi söyleyebilirim. Müsterih olsunlar. Özellikle de 83 milyon vatandaşımıza eşit fedakarlık yaparak, eşit davranarak bu dönemde birlikte mücadele ederek başarıyı elde etmemiz gerekiyor.” diye konuştu.

 Başarının, 83 milyonun başarısı olacağını vurgulayan Koca, “Siyasi arenaya taşıma noktasında direnmeye devam ediyor olacağım, kararlı olmaya devam ediyor olacağım. Vatandaşımızın zihinlerini bulandırmak isteyenlere de her noktada vatandaşımıza açıkça olanın ne olduğunu da izah etmeye devam ediyor olacağım.” dedi.

Sorular

Sağlık Bakanı Koca, açıklamalarının ardından, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Karadeniz’deki vaka sayısındaki artış göz önünde bulundurularak, 1 Mart’tan itibaren çok riskli bölge olarak belirlenecek illerde tam kapanma ya da şehirler arası seyahat kısıtlamasının söz konusu olup olmayacağı ve Türkiye’ye özgü bir mutasyon varsa bununla ilgili bir çalışma yapılıp yapılmadığı sorularını Koca, şu şekilde yanıtladı:

“Özellikle bugün Bilim Kurulumuzdaki konuşmamda da bahsettim. Sayın Cumhurbaşkanımızın söylediği şekli ile düşük, orta, yüksek ve çok yüksek olarak ayrımının nasıl olması gerektiği, hangi kriterlerin esas alınması gerektiği ve bununla ilgili illerde nasıl bir kısıtlama veya açılım olabileceğini tartışmış olduk. Bu anlamda tam kapanma gibi bir durumu şu an düşünmüyoruz ama her geçen gün hepimizin de gördüğü şekliyle vaka sayılarının giderek arttığını görüyoruz.

Mutasyonun da bazı bölgelerde etkisini göstermeye başladığını gözlemliyoruz. Özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Samsun, Ordu gibi. Bazı illerimizde bu mutasyon oranı giderek artıyor. Bu mutasyonun artışı ağırlıklı İngiltere mutantı dediğimiz özellikle en yaygın olan virülansı üzerine etkisinin daha olmadığı ama bulaşıcılığının arttığını bildiğimiz bir mutant daha yaygın. Brezilya mutantı zaten bir tane diye söylemiştik, İstanbul’da. Onun dışında olmamış oldu. Güney Afrika ile ilgili de şu ana kadar 49’a yakın bir mutantın görüldüğünü söyleyebiliriz.

Biz Türkiye’ye özgü bir ara, Ankara’da 5 vakamız olmuştu. Bize özgü bir mutant olabilir mi şüphesi içinde olduğumuz… Onun da dünyada görülen, bize özgü bir mutant olmadığını artık biliyoruz. Yani Türkiye’de bize özgü, ekstra yeni bir mutantın olmadığını çok rahatlıkla söyleyebiliriz ama ağırlıklı İngiltere mutantı olmak üzere giderek toplumdaki oranın da yükseldiğini, yani bulaşıcılığın daha da arttığını çok rahat söyleyebiliriz. O nedenle de bu dönemde tedbirler daha önemli olmaya başladı. Yakınlıklarla, maskesiz olma durumunda, temasın ortadan kalktığı durumlarda bu bulaşıcılığın daha öncekine göre biraz daha arttığını çok rahat söyleyebiliriz. Biraz daha bu anlamda tedbirlere hassasiyetle uymamız gerekiyor.”

“İlk 800 bin doz aşı da muhtemelen 10 gün içerisinde gelmiş olacak”

Bakan Koca, Sinovac aşısının etkinliği noktasında Türkiye’deki Faz-3 sonuçlarının belli olup olmadığı, aşı olanlardan hastalığa yakalananların olup olmadığı ve BioNTech aşılarının ne zaman geleceğine ilişkin sorulara karşılık, şöyle konuştu:

“BioNTech ile ilgili ilk etapta gelebilecek aşı miktarı 800 bin olacak. Toplam 4,5 milyon, 5 milyona tamamlanması için de çaba sarf edilecek ama 4,5 milyon olarak netleşti. Mart ayı sonuna kadar. İlk 800 bin doz aşı da muhtemelen 10 gün içerisinde gelmiş olacak. Faz-3 çalışması ile ilgili Serhat Hocam burada, Bağımsız Kurul olduğu için biliyorsunuz bizimle ilgili değil, Serhat Hocamlar ne zaman açıklarsa biz de o zaman duymuş olacağız.”

Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serhat Ünal da “Sayın Bakanım bizimle de ilgili değil. Çalışmada bağımsız bir bağımsız grup daha var. Data temizliği denen iş yapılıyor şu anda. 10 bin 250 kişiyle çalışma kapatıldı. Plasebo koluna gelenlerin iki aşılarının az bir kısmı kaldı onlar da tamamlanıyor. Bu hafta sonu bütün data her şeyiyle tekrar gözden geçirilecek. Önümüzdeki hafta içerisinde basınımız aracılığı ile sonuçları paylaşırız inşallah ve hemen peşinden de zaten bir dergide yayınlanmak üzere hazırlığımızı yapıyoruz.” dedi.

“Sputnik ile ilgili Türkiye’de toksikolojisi başladı”

Türkiye’de toplamda kaç doz aşı olduğu ve anlaşması imzalanan 130 milyon doz aşının ne zaman geleceği sorulan Fahrettin Koca, şunları kaydetti:

“Sözleşmeyi yaptığımız tarih, 24 Kasım. 24 Kasım’da Sinovac ile sözleşme yaptık. Devamında da 50 milyon doz için yapıldığını söylemiştim. 100 milyon doz için sözleşme yapıldı. İlave BioNTech ile ilgili 4,5 milyon doz mart sonu olmak üzere sözleşme yapıldı. 104,5 ama 4,5 milyon 30 milyona kadar opsiyonel onu marttan sonraki dönemde artırmak için Uğur Hoca ile birlikte yakın iletişimdeyiz, gayret içinde olacağız. Bunun dışında Sputnik ile ilgili Türkiye’de toksikolojisi başladı. Üretim dahil olmak üzere bunu gerçekleştirecek firma bütün hazırlıklarını yapıyor. Onunla ilgili de ayrı bir hazırlığımız devrede. Yani Rus aşısının Türkiye’de üretimi ile ilgili ayrıca bir çalışmamız ama öncelikle toksikolojinin bitmesi, o da başladı.”

AstraZeneca ile ilgili de görüşmelerin başından beri devam ettiğini bildiren Koca, şöyle devam etti:

“Bugünlerde daha yoğun bir şekilde yakın görüşüyoruz. Onunla da ilgili zannediyorum önümüzdeki 1-2 hafta içerisinde bir ön sözleşme imzalanabilir. Orada da yakın takip içindeyiz ama bizim için önemli olan nisan, en geç mayıs ayında bu aşılama sürecini tamamlayabilir olmak. Bu süreci derken, özellikle 20 yaş üstü nüfusumuz belli, bizim toplamda şu an nisan, en geç mayıs ayı sonuna kadar 105 milyon doz aşıya erişeceğimizi biliyoruz.

AstraZeneca ve BioNTech ilavesi dışında söylüyorum. Şu an net, kesin olan 105 milyon için söylüyorum, en geç mayıs sonuna kadar bunun olacağını düşünüyoruz. Bu ne demek? 52,5 milyon insanımızın aşılanması demek. Bu da zaten aşılanabilecek olan toplam belli bir yaşın üzerindeki insanımızın, 20 yaş üzerindeki bir kısmı geçirdiği için olmayacak ve toplamda baktığımızda 52,5 milyon insanımız, 20 yaşın üzerinde herkesi yapabilir duruma gelmiş olacağız. Ne zamana kadar? En geç mayıs ayına kadar bitirmek istiyoruz, hazirana gelmeden bu sayıyı yakalamak istiyoruz.”

Başkanlık ettiği Koronavirüs Bilim Kurulu toplantısının ardından düzenlenen basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Koca, 65 yaş ve üzerinin aşılanması bittikten sonra kısıtlamalarda esneme olup olmayacağına ilişkin soru üzerine, toplantıda konunun gündeme geldiğini söyledi.

Aşının koruyuculuğunun ikinci aşıdan 2 hafta, yani 42 gün sonra başladığını hatırlatan Koca, “Bu dönemde 65 yaş üzerinde olup, 2 haftasının daha tamamlanmadığını biliyoruz, yani 42 günün tam geçmediğini. Ama süreçte 65 yaş üzerinde aşılama oranının yüksekliğine bağlı olarak illerde bu konuyla ilgili bir esnetme yapılabilir, bu çok uzun sürmez. Yani aşılama oranı da parametrelerin arasında yer alacak.” diye konuştu.  

Koca, yerinde karar dönemi kapsamında tedbirlerin nasıl kaldırılacağına ilişkin çalışmanın ayrıntıları ve tedbirler esnetilirken öncelik sırasının nasıl olacağının sorulması üzerine, “Bilim Kurulumuz bu konuyu tartıştı, bu konudaki öneriyi pazartesi günü kabineye sunmuş olacağım. Dolayısıyla Cumhurbaşkanımızın başkanlığındaki kabinede bu öneri tartışılacak ve devamında Sayın Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle gerektiğinde açıklama yapılmış olur, alınan kabine kararıyla.” yanıtını verdi. 

Toplantıda illerin bundan sonraki dönemdeki vaka sayıları, vaka test oranı, yoğun bakım doluluk oranı gibi birtakım parametreleriyle kademelendirmenin nasıl yapıldığı üzerinde tartışıldığını aktaran Koca, şöyle devam etti:

“İller düşük, orta, yüksek ve çok yüksek olduğunu her hafta bilmiş olacak. İki haftada bir de uygulama ile ilgili hangi ilin, hangi kararı alması gerektiği de zaten belli olmuş olacak. Bununla ilgili eğitim dahil olmak üzere bütün detaylar, pazartesi günü kabinede gündeme alınmış olacak. Ondan sonra Cumhurbaşkanımız gerektiğinde, tensip buyurursa açıklarlar.”

Öğretmenlerin aşılanması

Koca, pazartesi günü şehirlerde yüz yüze eğitimin başlayacağı hatırlatılarak, eğitimci ve öğretmenlerin pazartesiye kadar aşılamalarının bitip bitmeyeceğinin sorulması üzerine, “Bitmiş olmayacak, aşılama başlamış oldu. Köy okullarından biliyorsunuz başlamış oldu. Bu başlangıçla birlikte önümüzdeki haftalar giderek daha yoğunlaşmış olacak. Bu biraz aşının tedariği ile de ilgili bir durum ama mart ayında daha yoğun, özellikle ayın 15’inden sonra daha yoğun aşının geleceğini söyleyebilirim.” dedi. 

Yerli aşıda faz-2 çalışmaları devam ederken, kaç gönüllü üzerinde deneme yapıldığı ve bir yan etkisinin olup olmadığına ilişkin soruya Koca, şu yanıtı verdi: 

“Faz-2 çalışması aşamasına gelmiş olan aşımız olduğunu biliyorsunuz. Faz-2 aşamasında olan aşı toplam 200 kişide düşünülüyor. Bu 200 kişiden 84 kişiye aşıları yapılmış oldu. 28 gün sonra 2’nci doz aşısı yapılmış olacak. Nisan ayında faz-2’nin biteceğini ve nisan sonuna doğru da faz-3 safhasına geçebileceğimizi düşünüyorum.”

Koca, gazetecilerin “Toplantılar konusunda illerdeki yasaklar, 1 Mart itibarıyla kalkar mı?” sorusu üzerine, “İllerin düşük, orta, yüksek ve çok yüksek derecelerine göre toplantı durumu da net belli olmuş olacak.” yanıtını verdi. 

Kanser hastalarının açıklanan aşıya ulaşma süresinin daha erkene çekilip, çekilemeyeceği hakkında ise Koca, Bilim Kurulunun bu konuda hassasiyetle çalıştığını söyledi.

Organ nakliyle ilgili de benzer bir durum olduğunu anlatan Koca, “Kanserli hastalarla ilgili de Bilim Kurulu, bu konuyu biraz da, ‘ne zaman yapabiliriz, biraz aşının tedariğine bağlı olarak erkene alınabilir mi’ diye de çalışıyor.” bilgisini verdi.

“Taraftar olmak insanımızın sağlığını ötelemeyi gerektirmez”

Kalabalık ortamlara yönelik parti kongreleri, maçlardaki locaların kalabalıklığı gibi eleştirilere ilişkin görüşleri sorulan Koca, “Toplantılarla ilgili genel olarak biz salgında bulaşın nasıl olduğunu biliyoruz ve ilk günden itibaren salgında bulaşın yakın temasla birlikte daha da arttığını hep anlatır olduk. Vatandaşımız bu bulaşı biliyor ve özellikle de vatandaşımıza kapalı ve kalabalık ortamlardan uzak kalmalarını ifade etmiştik. Dolayısıyla bu anlamda bu bilgilendirmede bir değişiklik yok.” ifadelerini kullandı. 

 Vatandaşların özellikle kalabalık ve kapalı ortamdan kaçınması gerektiğinin altını çizen Koca, şunları kaydetti:

“Taraftar olmak insanımızın sağlığını ötelemeyi gerektirmez. Bizim daha hassasiyetle, gayretle çaba sarf etmemiz ve 83 milyon vatandaşımızın eşit fedakarlıkta bulunarak, mücadeleye katkı sağlaması gerekiyor. Bu başarı, sonuçta hep birlikte mücadele ederek 83 milyon vatandaşımızın başarısı olur. Hepimizin hassasiyetle üzerine düşeni yapması gerektiği kanaatindeyim.”

Muhalefetin, “AK Parti kongrelerine katılan partililere kamu hastanelerinde ücretsiz PCR testi yapıldığı” iddialarının hatırlatılması üzerine Koca, “Bu mücadelenin siyasi arenaya çekilmemesi noktasında kararlıyım. Bu arenaya özellikle çekilmek isteniyor.” dedi.

Koca, Kovid-19 salgınıyla mücadeleyi 83 milyon vatandaşa eşit davranarak sürdürmekten yana olduğunun altını çizerek, “Bahsettiğiniz durumla ilgili dün il sağlık müdürlüğümüz açıklamada bulundu. Bununla ilgili PCR testinin yapılabilirliği hekimlerimizin sorumluluğunda, bir semptom olduğunda talep edilerek yapılıyor. Özel bir durum söz konusu değil.” ifadelerini kullandı.

PCR testlerinin kamu kurumlarında ücretsiz yapıldığını hatırlatan Koca, “Özel kuruluşlarda, vatandaşlar, semptomu varsa ücret ödemeyip, semptomu yoksa ücret ödeyerek yaptırabilirler.” bilgisini paylaştı.

“Azeri kardeşlerimizi, vatandaşlarımızdan asla ayırmıyoruz”

Koca, Azerbaycanlı muhabirin, Dağlık Karabağ’daki savaş süresince ve sonrasında Türkiye Azerbaycan Sağlık Bakanlıkları arasındaki iş birlikleriyle Türkiye’de tedavi edilen Azerbaycanlı gazilerin durumuna ilişkin sorusuna, “Şu an Azeri kardeşlerimizden 3 gazinin Türkiye’de tedavileri devam ediyor. Ciddi, kritik bir durumlarının olmadığını söyleyebilirim.” yanıtını verdi.

Türkiye ve Azerbaycan arasındaki sağlıkla ilgili anlaşmalar kapsamında da 4 hastanın tedavilerinin sürdüğünü belirten Koca, “Azeri kardeşlerimizi, vatandaşlarımızdan asla ayırmıyoruz, üzerimize düşen her neyse yapmak noktasında çok hassasiyet gösteriyoruz. Bu noktada hem pandemi döneminde hem daha önce sağlıkla ilgili yapılması gereken her türlü iş birliğine açık olduk. Bundan sonraki dönemde de karşılıklı iş birliğine hassasiyetle devam edeceğiz.” diye konuştu.

Bakan Koca, “Liselerde sınavların yüz yüze yapılıp yapılmayacağı konusundaki öneriniz nedir?” sorusu üzerine, konunun Milli Eğitim Bakanlığı ile görüşüldüğünü belirtti.

İllerin hangi durumda olduğunun gelecek hafta görüleceğini dile getiren Koca, “Dolayısıyla Kovid-19 riski olmayan illerde bir sorun olmayacak ama riski olan illerle ilgili önümüzdeki günlerde, nasıl olması gerektiği veya ne zaman yapılması gerektiği yine Milli Eğitim Bakanlığımızla ve kabinede de durum değerlendirmesi yapılacak. Yani gündemimizde, bunu yine kabinede tartışarak, bu noktadaki yaklaşım netleşmiş olacak.” diye konuştu.

Haber Kaynagi :
haberler.boun.edu.tr
www.cnnturk.com

Bir cavab yazın

Sizin e-poçt ünvanınız dərc edilməyəcəkdir.

Back to top button