News

Aşı mı antikor mu?

Aşı mı antikor mu?

Neredeyse her hafta önümüze yeni bir aşı seçeneği konuyor ama ihtiyacın yeterince karşılanamayacağı, üretimin talebe yetmeyeceği kesin. Küresel bir soruna dönüşeceği anlaşılan “AŞI KAVGALARI”nın sebebi de bu zaten.

Aşı mı antikor mu?

ntv.com.tr 01.02.2021 – 08:05 |

Biliyorsunuz, son kavga Avrupa Birliği ile Birleşik Krallık arasında patladı. Devreye Britanya Kilisesi bile girdi ve kavgayı yatıştırmak yerine yangına körükle gidip Avrupa Birliği’ni ayıpladı! Birleşik Krallık Anglikan Kilisesi’nin “COVID-19 aşısının ihracatını kontrol etme çabası AB değerlerinin altını oyuyor” açıklamasını yapması önemli. Kısacası, aşı savaşlarının büyüyeceği kesin. Mevcut aşılara yenileri eklense bile üretim şimdilik küresel ihtiyacın tamamını karşılamaktan çok uzak. Durum böyle olunca da imkânı olan ülkeler yeni çözümlere yöneliyor. O çözümlerden birinin de “MONOKLONAL ANTİKORLAR” olduğu anlaşılıyor. Özetle “Ceket bulamadık, gömlek verelim mi abi?” şeklinde bir durumla karşı karşıyayız. Önümüzdeki günlerin aktüel sorularından birinin “Aşı eksikliğini antikorlarla giderebilir miyiz?” olacağı anlaşılıyor. Peki, bu mümkün mü? Detaylar için buyurun…

DETAY 1İLK ADIM ALMANYA’DAN 

Vatandaşına yeteri kadar aşı temin edemeyenler sadece yoksul ülkeler değil. Zengin ülkeler de aynı sorunu yaşıyor. Mesela Almanya fena halde sıkışmış durumda. Alman Sağlık Bakanı Jens Spahn, en iyi ihtimalle muhtemelen mart ayı içerisinde makul miktarda aşıyı ancak temin edebileceklerini söylüyor. Bu nedenle de Almanya elindeki seçenekleri çeşitlendirmek istiyor. Gelen haberlere bakılırsa, Almanya hükümeti daha şimdiden aşı yerine kullanılmak üzere 200 bin doz “monoklonal antikor” stoklamış durumda. Sağlık Bakanı Jens Spahn, “gelecek haftadan itibaren monoklonal antikor kullanımına başlayacaklarını” duyurdu ve “Bu uygulama basit bir aşı işlevi görüyor, hastalığın erken aşamasında kullanıldığında özellikle yüksek risk grubundaki hastalarda, hastalığın daha ağır sonuçlar yaratmasını engelliyor” dedi. Bu çözüm diğer ülkeler için de söz konusu olabilir mi? Biraz zor görünüyor. Zorluğun sebebi ise şu cümlede saklı: ALMANYA HÜKÜMETİ 200 BİN DOZ MONOKLONAL ANTİKOR İÇİN 487 MİLYON DOLAR PARA ÖDEMİŞ! Kısacası antikor konusunda da “Parası olan düdüğü çalacak!” gibi görünüyor.DETAY 2ANTİKORLARA GÜVENELİM Mİ?İsterseniz gelin, önce “Antikor nedir? Monoklonal antikorlar neden daha önemlidir?” sorularına yanıt arayalım. Herhangi bir virüs vücudumuza girdiğinde B lenfositlerimizin (bağışıklık hücrelerimiz) ürettikleri koruyucu maddelere “ANTİKOR” deniyor. Farklı B lenfositleri, farklı antikorlar üretiyor. O antikorlar virüslerin dış yüzeyine yapışarak onları hareketsiz hale getiriyor. Neticede de bu virüs hücrelerimize giremiyor, bizi hasta edemiyor.DETAY 3MONOKLONAL ANTİKORLARIN FARKI NE?B lenfositlerimizin ürettiği antikorların en güçlüleri  “ETKİSİZLEŞTİREN/NÖTRALİZE EDEN ANTİKORLAR”dır. Bu antikorları diğerlerinden ayrıştırmak, içlerinde en güçlü, çalışkan, başarılı, olanları belirlemek ve bunları laboratuvar şartlarında çoğaltarak büyük miktarlarda üretebilmek de mümkündür. Bu şekilde elde edilen antikorlara “tek bir antikor üretici hücreden klonlandıkları” için “MONOKLONAL ANTİKORLAR” adı veriliyor. Bunlar adeta birbirinin kopyası antikorlardır ve her defasında/daima bizi hasta etmeye çalışan belirli bir virüsün sabit bir kısmına yapışarak onu etkisiz kılarlar. Zaten bu nedenle de tedavi amacıyla kullanıldıklarında “mükemmele yakın” sonuçlar sağlarlar. Bu antikorları geçici de olsa korunmak için aşı yerine kullanmak mümkün olabiliyor.

DETAY 4ELİMİZDE MONOKLONAL ANTİKOR VAR MI?Bazı ilaç firmaları “yeni koronavirüse özel” monoklonal antikor üretmeyi başardılar. Mesela Eli Lilly ilaç firması bunlardan biri. Firma ürettiği monoklonal antikor için Amerikan ilaç otoritesi FDA’dan “hızlandırılmış bir izin” de aldı. Ayrıca bir başka firma ABD’li Regeneron şirketi ürettiği iki monoklonal antikorlu kokteyl bir ilaçla “Yarışta ben de varım” dedi. Hatırlayalım, geçtiğimiz ekimde ABD’nin eski başkanı Donald Trump’ın tedavisinde de Regeneron’un ürettiği bu iki antikorlu ilaç başarıyla kullanıldı. Ve yeniden altını çizelim: ANTİKOR KLONLAYARAK ELDE EDİLEN BU GRUP İLAÇLARIN MALİYETLERİNİN ÇOK YÜKSEK OLACAĞI, BU NEDENLE DE AŞI TERCİHİNİN DAİMA BİRİNCİ PLANDA TUTULMASI GEREKTİĞİ son günlerde de gündeme getirildi.

DETAY 5PEKİ, NETİCE NE?Bana göre, aşı savaşlarının neticelerini tek cümlede özetleyebiliriz: “BU PİLAV DAHA ÇOK SU KALDIRIR!” Bu savaş kolay kolay neticelenmez. Gelişmelere bakılırsa bugün Avrupa Birliği ile İngiltere arasında başlayan “aşı itiş kakışı”, yarın AB’nin kendi içinde patlayacak. Muhtemelen Fransa ve Almanya “Önce biz!” diyecek. Bu gelişmeye anında ve şiddetle İtalya ve İspanya “Olmaz arkadaş!” feryadıyla itiraz edecek. Bitmedi: Ardından da devreye Polonya, Slovenya, Çekya, Macaristan, Bulgaristan girerse kimse şaşırmayacak.

SONUÇ ŞUDURANTİKORLAR ÇOK PAHALISoru şu: Monoklonal antikorlarla aşıdaki eksikliği tamamlamamız mümkün mü? Almanya’nın “sadece 200 bin doz için 500 milyon dolara yakın para ödediğini” Alman kamu yayın kuruluşu Deutsche Welle’den öğrendik. Eğer bu bilgi doğruysa – ki doğru- aşı eksikliğini antikorla tamamlamaya Almanya’nın bile gücünün yeteceğini zannetmiyorum. Kısacası aşı eksikliğini antikorlarla kapatamayız. Aşı kavgalarının üstünü monoklonal antikorlarla örtemeyiz. Ama yine de bilelim ki monoklonal antikorlara sahip olmamız özellikle “tedavi açısından” bilhassa toplu organ yetmezliği olan hastalarımız için muazzam bir avantaj olabilir. (NOT: bbc.com’dan yararlanılmıştır.)

Rus aşısına güvenelim mi?

Pandemide geldiğimiz nokta maalesef biraz sıkıntılı. Sıkıntının nedeni ise hepimizce malum: Elimizde yeteri kadar aşı yok.

Virüste de bizde de mutasyon çoktan oldu

Son günlerin en önemli tartışmalarından biri, yaşadığımız salgının müsebbibi “yeni koronavirüs”ün ülkemizde de mutasyona uğrayıp uğramadığı; bir başka deyişle yeni bir “TÜRK MUTASYONU”nun oluşup oluşmadığıdır.

Doğru yaptık

Mart başında süreci kontrol altına almaya başladığımızı düşünerek yanlış bazı kararlar aldık.

Antikora takılmayın

Pandemide hastalığı geçirenlerin de, korunmak için aşı yaptıranların da en çok merak ettikleri konu “bağışıklıklarına yetecek düzeyde antikor üretip üretmedikleri” oluyor.

Daha çok kapanalım

“Tam kapatma”nın imkânsız olduğunu anlayıp yeni bir aşamaya, “kademeli kapanma” dönemine girdik. Ama kontrolü giderek zorlaşan vaka sayılarını gören her uzmanın aklında hep şu soru var: Acaba daha mı çok kapanmalıyız? Evet, son birkaç gündür önümüze konan vaka sayıları ve hastanelerimizdeki durum gösteriyor ki daha da çok kapanmak zorundayız. Nedenine gelince…

Aşı pasaportu verilecek mi?

Son alınan kararlar ve konulan kısıtlamaların pandemiyle mücadelede yeni bir adım olduğu kesindir. Yanlış olanı mart başında çıkılan ve hatalı olduğu baştan zaten belli olan yoldur.

Kapanalım mı kapatalım mı?

Şunu iyi bilelim: 4 haftalık tam bir kapanmanın mevcut yangını kontrol altına almada tam bir “itfaiye etkisi” sağlayacağı kesindir.

Ayakta kal hayatta kal

Başlıktaki önerim sık tekrarladığım bir cümledir ve “Durma, düşme, üşütme!” üçlüsünün ilk kelimesi gibidir.

Salgın kontrolden çıktı mı?

Birkaç gündür turkuvaz tablolarda hızla artan vaka sayılarını gören herkesin aklında aynı soru, aynı endişe var: Salgın kontrolden çıktı mı?

Sağlıkta değişim rüzgarı

İsterseniz gelin hiç olmazsa bu hafta sonunu şu  bunaltıcı pandemi gündeminin dışında dışında geçirelim ve biraz da iyi hayatun, sağlığın, keyfin, huzurun, daha da önemlisi pandemi sonrasında nasıl daha etkili, güçlü ve kalıcı bir sağlık durumu elde edebileceğimizin üstüne kafa patlatalım.

Hafta sonu kapanalım mı?

Kararı pandemiyi yönetenler verecektir ama başlıktaki soruya benim cevabım net ve açık olarak şudur: KAPANALIM!

‘Simit’ COVID-19’a çare mi?

Peşinen belirteyim, başlığın sizin şaşırtacağını, “Korona belasını simit yiyerek mi halledeceğiz hocam?” diye soracağınızı hatta içinizden bazılarının “Osman Hoca’ya bir şeyler oldu galiba!” diye düşünebileceğinizi tahmin edebiliyorum.

3. dalga başladı mı?

Son 2 haftanın vaka sayıları ve son 2 günün 20 bini geçen günlük rakamları, “pandemi matematiği”ni bilen her uzmanı korkutuyor. Halk sağlığı uzmanları, “Eğer rakamlar bu şekilde seyreder ve bu hızla artmaya devam ederse bizde de tıpkı İtalya, Fransa ve Almanya’da olduğu gibi bir 3. dalga başlayabilir” korkusu içindeler.

‘Derin Pandemi’ye dikkat!

Gelin bugün o meşhur fıkrada olduğu gibi farklı bir giriş yapalım. “Size bir iyi, bir de kötü haberim var” deyip konuya önce “iyi”den sonra “kötü”den girelim.

Enseyi asla karartmayalım

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan haklı olarak “Mutasyon ve salgının inişli çıkışlı rakam ve görüntüleri bizi karar almada zorluyor ama yine de bütün şartları zorlayarak aldığımız son kararların arkasında durmaya gayret edeceğiz” şeklinde özetleyebileceğimiz bir açıklama yaptı.

Mutasyon cenneti mi olduk

Günlük vaka sayıları Almanya’da olduğu gibi bizde de bir “3. dalga”nın yaklaşmakta olduğuna işaret ediyor. 3 ay önce 5 binlerin altına inme eğilimi gösteren günlük yeni vaka sayıları, daha kademeli normalleşmenin etkileri bile ortaya çıkmadan son günlerde 15 binleri zorluyor. Diğer taraftan ciddi bir “mutasyon meselemizin” olduğu da kesin.

Rakamlar korkutuyor

Covid-19 vaka sayılarında maalesef ısrarlı ve can sıkıcı bir artış var. Sağlık Bakanımızın “Vaka sayıları 7-8 bin aralığına sıkıştı, düşmüyor, azaltmak için ciddi bir ortak gayrete ihtiyacımız var” cümleleriyle özetlenebilecek uyarısının üzerinden daha 10 gün bile geçmedi ama rakamlar -nedense- aniden ve birdenbire(!) 13-14 bin aralığına yükseliverdi. Net ve açık olarak belirteyim: BU RAKAMLAR KORKUTUCU, BU GİDİŞ İYİ GİDİŞ DEĞİL.

Yaşlanmaya hazır mıyız?

Yaşlılık yolculuğuna çıkanların -ki hepimiz zamanı gelince çıkıyoruz, çıkacağız- yapabileceği en iyi şey, “yaşlanmanın kaçınılmazlığını, önlenemezliğini, tersine çevrilemezliğini” daha yolun başında kabul edip sürece uyum sağlamak ama bu arada bazı püf noktalarını bilip onları mümkün olduğunca erken yaşlarda hayata geçirmektir.

Doğru mu yaptık?

Günlük vaka sayılarındaki artış pandemi matematiğine aşina herkes için korkutucu. Ve tam da günlük rakamların 10 binleri geçtiği farklı bir dönemde salgında neticeyi derinden etkileyecek önemli kararlar aldık ve “yerinde karar dönemi” diye tanımlanan farklı bir uygulamaya geçtik.

Okullar neden süratle açılmalı

Milyonlarca öğrenci, bir o kadar da ailenin beklediği o önemli günün düğmesine ciddi bir aksilik olmaz ise yarın basılıyor.

Covid’siz dünya yakın mı?

Geçtiğimiz günlerde Dünya Sağlık Örgütü son dönemin en güzel, en sevindirici duyurularından birini yaptı ve “pandeminin 2022 başlarında kontrol altına alınabileceğini” açıkladı. Hemen ardından da İngiltere Başbakanı Boris Johnson, “COVID-19 kısıtlamalarını 8 Mart’tan itibaren kademeli olarak kaldıracağız. 21 Haziran’dan itibaren de tümüyle sonlandıracağız” şeklinde özetlenebilecek iddialı bir demeç verdi.

Vaka sayılarında bir hedef, bir sınır var mı?

Hepimiz merakla “Normalleşme ne zaman?” sorusunun yanıtını bekliyoruz ve haklıyız.

Bakan Koca yanıtladı: Oxford aşısını neden almıyoruz?

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile iki gün önce uzun bir görüşme yaptım.

10 soruda antikor dosyası

Pandemide son günlerin en popüler konulardan biri de “antikor”lar.

Nasıl mutlu oluruz?

“Stres testi”ne girmiş gibiyiz. Karanlıkta ve bilmediğimiz bir yolda yürüyoruz. Üstelik yolculuğun ne zaman biteceği, nasıl sonuçlanacağı da kesin değil. Özetle “belirsizlik” gibi son derece önemli bir sorunla karşı karşıyayız; görmediğimiz, duymadığımız, dokunamadığımız kısacası neredeyse hiçbir özelliğini tanımadığımız meçhul bir düşman ile birlikte yolculuk yapıyoruz. Hal böyle olunca da her şeye büyüteçle bakmaya başladık.

Mutasyonlar tesadüf mü?

Pandemide aşılar “out”, mutasyonlar “in” şeklinde özetlenebilecek bir noktadayız. Bunun da açık, net ve kabul edilebilir bir nedeni var: Her yeni mutasyon, virüsün -muhtemelen- sadece “bulaşıcılık yeteneği”ni değil, “hasta etme gücü”nü de arttırabiliyor. Bu da sadece yeni vaka sayılarında artma değil, ağır hasta rakamlarında da yükselme anlamına geliyor.

Yeni tehdit kaygı-21 mi?

Endişe ve kaygının tavan yaptığı özel günlerden geçiyoruz. “Aşılar geliyor” haberiyle bir nebze ferahlayan ruhlarımızı “mutasyon tehdidi” yeniden baskı altına alıverdi. Araştırmalara bakılırsa bugünlerde yaklaşık her dört kişiden birinde ‘ruhsal gerginlik/anksiyete’, her üç kişiden birinde de ‘umutsuzluk/mutsuzluk’ işaretleri var. Süreçten kadınların erkeklere, yaşlıların gençlere oranla daha çok etkilendikleri de kesin. Özetle Covid-19 salgını yaygın ve yoğun bir kaygı salgınına da dönüşme eğiliminde. Bilelim ki dikkat etmezsek eğer önümüzdeki günlerde ‘kaygı-21 salgını’ en az Covid-19 salgını kadar önemli bir sağlık sorunu haline gelecektir.

Mutasyondan korkalım mı?

Hiç kuşkusuz ana gündemimiz pandemi, o gündemin bir numaralı maddesi ise “mutasyon meselesi”dir. Mutasyon konusu ortaya çıkan yeni verilerle maalesef can sıkıcı bir sürece girdi. Hepimiz “Ne olacak bu mutasyonların sonucu?” sorusuna yanıt arıyor ve itiraf edelim biraz da korkuyoruz! Peki, korkumuzda haklı mıyız? Mutasyon meselesini ciddiye alalım mı?

Normalleşme ne zaman?

Herkesin kafasında soru şu: Normalleşme ne zaman? Bilelim ki her şey gibi pandeminin de kendine özel bir matematiği var. Ve o matematik bize normalleşmenin elimizdeki rakamlarla en azından şimdilik mümkün olmadığını söylüyor.

Önceliğimiz okullar mı lokantalar mı?

Şu bilgi tartışma götürmez: Eğer restoran ve kafelerin açılmasına zamanından önce izin verilecek olursa, alınacak önlemler ne kadar ciddi ve sert olursa olsun vaka sayıları ve ölüm oranlarında yakaladığımız bu olumlu gelişme trendi yerini yeniden sayısal patlamalara bırakabilecektir.

Covid-19 akut mu kronik mi?

İsterseniz gelin, önce biz doktorların çok sık kullandığı “akut” ve “kronik hastalık” kavramları ne anlama geliyor ona bir bakalım, daha sonra da “akut bir enfeksiyon hastalığı” olduğunu bildiğimiz Covid-19’un bazı koşullarda neden ve nasıl “kronik bir hastalığa” dönüşebileceğini anlamaya çalışalım.

Yeni tehdit: Kaygı virüsü

Pandemi hepimizi yordu.Sadece yorsa neyse, aynı zamanda korkuttu da. Dahası, muazzam bir yılgınlık ve kaygı yükü de bütün ağırlığıyla üstümüze çökmüş durumda. Kısacası işin uzmanlarının deyimiyle “Muazzam bir allostatik yüklenme durumuyla” karşı karşıyayız. İsterseniz gelin bu yeni tehdidin, yani Kaygı pandemisinin neticelerini ve çözüm süreçlerini daha kolay anlayabilmek için işe “Nedir bu allostatik yüklenme?” sorusuna yanıt arayarak başlayalım.

Aşıya güvenelim, hızlı hareket edelim

Şu bilgi çok net ve açık: Elimizde “bir ölü virüs aşısı” seçeneği var. Mevcut verilere göre de oldukça güvenli. Koruyuculuğunun Pfizer, Moderna ve Oxford aşılarına oranla biraz daha düşük olduğu söylense de bilinen, denenmiş, güvenilir bir aşı üretim teknolojisiyle geliştirilmiş bir seçenek bu. Şimdi en hızlı şekilde bu seçeneği değerlendirmek ve olabildiği kadar çok insanımızda virüse karşı bağışıklık oluşturmak durumundayız. Kısacası, pandemide en etkili çözüm aşıdır. Ve elimizde öyle bir seçenek var gibi görünüyor.

Takviye vitaminler aşıyı da güçlendirir mi?

Salgının başından bu yana tam bir “vitaminmanya” yaşanıyor. Herkes şu ya da bu vitamini yutma peşinde. Nedeni malum: Bağışıklık sistemini güçlendirmek. Bazı takviyelerin aşılarla sağlanabileceği bağışıklığı daha da güçlendirebilecekleri ileri sürülüyor. Peki doğru mu? Doğruysa önceliği hangi takviyelere vermek lazım?

Yeni sorun: Uzamış COVID-19

COVID-19 her zaman herkeste farklı seyir gösterebilen bir enfeksiyon ama genelde hastalığın süresi iki, bilemediniz üç hafta ile sınırlı.

Pandemiden erkekler neden daha çok etkilendi

Pandemiden kadınlara oranla erkeklerin daha çok etkilendiği kesin. Sadece saha gözlemleri değil, istatistiksel veriler de bu bilgiyi doğruluyor.

Sağlık Bakanı’ndan önemli açıklamalar

Dün Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile 2021’e girmeden hemen önce “PANDEMİ GÜNDEMİ”ni yeniden konuşma ve son bir durum değerlendirmesi yapma fırsatım oldu. Peşinen söyleyeyim: Geçtiğimiz günlerde patlayan pandemi tsunamisinin bastırılması, sürecin kontrol altına alınması ve aşı meselesinde neticeye bir hayli yaklaşılması Sağlık Bakanı’nı oldukça rahatlatmış. İsterseniz sözü daha fazla uzatmadan, Dr. Fahrettin Koca 3 önemli konuda neler söylemiş hemen onlara geçelim. Buyurun…

Mutasyondan korkalım mı?

Yeni corona virüste oluşan yapısal değişim (mutasyon) gereksiz bir korku dalgası yarattı. Dahası, pandemi sürecini en baştan beri bir korku filmi haline getirmek isteyenlere de mutasyon haberi adeta ilaç gibi geldi. Oysa elimizdeki bilgiler çok net ve açık: Mutasyon diğer RNA virüslerinde olduğu gibi yeni koronavirüs için de beklenen ve sık sık görülen bir süreç. Uzmanlar bu belalı virüsle tanıştığımız ilk günden bu yana virüsün onlarca mutasyonu zaten geçirdiğini çoktan açıkladılar.

Yeni bir sorun: Uzayan corona virüs

Araştırmalar Covid-19’a yakalanan her 10 hastadan birinde hastalık belirtilerinin en az 10 hafta (yaklaşık 3 ay) daha devam etme ihtimalinin olduğunu gösteriyor. Ayrıca birçok hastanın enfeksiyonu atlatmasına rağmen Covid-19’un yıpratıcı etkileriyle mücadele etmek zorunda kaldığı da biliniyor.

Pandeminin ilacı FYB207 mi?

Aşılardan sonra ilaçlardan da iyi haberler geliyor. Son haber Almanya’dan. Alman biyoteknoloji firması FORMYCON, tedavide de muazzam bir başarıya imza atmak üzere… Firma yetkilileri ve bu yeni molekül üzerinde çalışan bilim insanları “FYB207” kod adı ile tanımladıkları etkili bir “ACE2 antikor füzyon proteini” geliştirdiklerini açıkladılar. Hatta iddialarını bir tık daha ileriye taşıyıp ABD ve Avrupa’daki ilaç yetkililerine “ön izin” için müracaatta bulundular. Detaylara gelince…

Sinovac mı, BioNTech mi daha güçlü?

Tartışmasız bu haftanın da sağlık gündeminin bir numaralı maddesi “COVID-19 AŞILARI” olacak. Neticede de ortalık toz duman olmaya devam edecek. Peki, başlıktaki sorunun bilimsel bir yanıtı var mı? Buyurun…

Covid-19’un ilacı bulundu mu?

Son günlerde bilim çevrelerinin de medyanın da sık sık gündeme getirdiği hatta COVID-19 enfeksiyonuna çare olabileceğini düşündüğü bir ilaç var: MOLNUPİRAVİR!

Çin aşısı güvenli mi? Uzmanlar ne diyor?

Her zaman olduğu gibi aşı karşıtları şimdi de devreye anında girdiler. Aşı karşıtlarının ne dedikleri konusu oldukça uzun bir yazıya sığar ama özeti şu: Onlara göre aşılar bizi iyi değil, hasta ediyor! Peki işin doğrusu ne? Yanıt tek cümleden ibaret: Aşısız olmaz arkadaş!

Pandemiye sert fren için 5 acil öneri

Rakamlar ürkütücü. Daha da açık söylemek gerekirse korkutucu. Üzülerek belirteyim, bu durumu 10 gün önce fark etmiş ve “Bu sayılar benim gibi iflah olmaz bir iyimseri bile ürkütüyor” diyerek muhtemel bir tsunaminin yaklaşmakta olduğunun altını çizmiştim. Ne yazık ki o beklenen tsunami, yaklaşmak bir yana kapımıza dayanmış durumda.

Tsunami kapıda mı?

COVID-19 pandemisinde geldiğimiz son nokta çok can sıkıcı.

Acaba ben de mi COVID-19 oldum?

Vaka sayılarının artması ve etrafımızdaki COVID-19 halkasının giderek daralması, çoğumuzda “takıntı benzeri” gelişmelere yol açtı.

Covid-19’da ölüm oranları neden düştü?

Sadece bizde değil, hemen her ülkede COVID-19’a bağlı ölüm oranlarında fark edilir bir düşme var. Ama bilelim ki rakamlardaki bu azalma “virüsün ölümcül gücünün” azalması ile bağlantılı değil. Yeni corona virüs bugün de hala aynı derecede tehlikeli ve ölümcül.

Bakan müjdeyi verdi: Corona’da Çin aşısı aralıkta Türkiye’de

Bakan Koca, corona virüs için ilk aşamada daha güvenli bulduğu Çin menşeili “CoronaVac” ile işe başlamayı düşünüyor. Bence bu iş bitmiş. 5 milyon doz Çin kökenli corona virüs aşısı aralıkta devreye girecek. Arkasından da 5’er milyon dozluk yeni uygulamaların başlayacağı anlaşılıyor.

Ben sordum bakan anlattı… A’dan Z’ye grip aşısı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Bursa ziyaretine katıldım, grip aşısıyla ilgili akıllardaki soruları kendisine ilettim. Üretiminden koruma gücüne, ilk aşamada kimlere yapılacağından bu yıl Türkiye’ye kaç doz aşı getirileceğine kadar tüm soruları sabırla yanıtladı…

Pandemiye ‘psikolojik zırhta’ ilk 10

Şu kesin: Küresel bir afet yaşıyoruz ve anlaşılan o ki bu ne zaman neticeleneceği meçhul bir afet.

Trump çabuk mu iyileşti

Trump, COVID-19 teşhisinden sonra gelişebilecek muhtemel bazı sorunlara karşı önlem olarak Walter Reed Hastanesi’ne yatırılarak tedavi edildi.

Yanlış ve hızlı mı normalleşiyoruz

COVID-19 salgınını ile mücadele zorlu bir ‘derbi maçı’ gibidir. Ve her ‘derbi’ gibi bu maç da mükemmel bir takım oyunu gerektirir. Üzülerek ifade edelim ki biz maçın ilk devresindeki performansımızdan çok uzağız.

Bunlar kötü gidişin işaretleridir

Biz pandemi ile mücadele meselesini kolay anlaşılsın, motivasyonumuz biraz daha çoğalsın diye bir tür “maç” gibi tanımladık.

Kellerin işi daha zor

Kelliğin COVID-19 için “risk faktörlerinden biri” kabul edilmesini teklif eden uzmanlar var. Bu şanssız durumun nedeni olarak da kellerdeki yüksek androjen (erkeklik hormonu) seviyesi gösteriliyor.

Hidroksiklorokin tamam mı devam mı?

THE Lancet Dergisi’nde yayımlanan Hidroksiklorokin araştırmasının sonuçlarına sadece benden değil, sürece kafa patlatan daha pek çok bilim insanından da ciddi itirazlar var. Üstelik bu itirazlar da çığ gibi büyüyor.

Yaza güvenelim mi güvenmeyelim mi?

Havalar ısınıp güneşin sıcak yüzü iyice ortaya çıkınca hepimizde aynı beklenti oluştu. Evden daha çok ve sık dışarıya çıkmak hatta bulunduğumuz şehirleri terk edip, yazın keyfine daha çok varabileceğimiz kısa veya uzun kaçamaklar yapmak istiyoruz.

Bakan Koca’nın sırrı ‘pathos gücü’nde

Sağlık Bakanımızın hepimizde uyandırdığı o çok güçlü “güven duygusu”nun gizli gücü bence de onun samimiyetiyle başardığı ‘duygusal ikna gücü’ yüksekliğidir.

Gargara konusu yine gündemde

Gargara yapalım mı, yapmayalım mı? Gargara için tuzlu su mu, sirkeli su mu? Ağız temizleme/gargara suları işe yarıyor mu?

Denizde ve havuzda risk var mı?

Yaklaşan yaz tatili ‘Evde kal’ süreci ve ‘sokağa çıkma kısıtlamaları’ ile bunalan herkes için en güzel umutlardan biri oldu. Yaz tatili denince de gündeme anında ‘deniz-havuz ikilisi’ geldi.

Trump klorokin ile mi korunuyor?

Önümüzdeki yıllarda yeni koronavirüs salgınları bekleniyorsa -ki öyle bir kuşku var- hastalıktan hidroksiklorokin ile korunma meselesini bilimsel platformlara da taşımakta, ciddi araştırmalara konu etmekte fayda var diye düşünüyorum.

Virüs güç mü kaybetti?

Sahada görev yapan çok sayıda sağlıkçının aklında bugünlerde hep aynı soru var: Virüs güç mü kaybediyor?

Geçtiğimiz haftayı güzel tamamladık

Geçtiğimiz haftanın özeti şu: Mükemmel değilse bile iyiye gidiyoruz.

Normalleşmede acele mi ediyoruz

Bana göre hayır. Olması, yapılması, denenmesi gereken adımlar atıyoruz. Sorumluluk bu aşamada sağlık sisteminden çok bize, kendimize düşüyor. Sabredeceğiz. Kayıplarımıza katlanacağız. Salgına direneceğiz…

Erkeklerin canını o enzim yakıyor

AC2 enzimi virüsün hücrelere girişini kolaylaştırıyor. Enzim, erkeklerde de kadınlarda da var ama erkeklerdeki miktar kadınlardan çok daha fazla. Erkeklerin başını belaya sokan da muhtemelen bu fazlalık.

Çözümün sırrı ‘SIR’ modelinde

‘SIR modeli’ bulaşıcı hastalıklar pratiğinde sık kullanılan önemli bir parametre. COVID-19 pandemisiyle yeniden gündeme geldi.

En etkili savunma evde kalmak

Eğer bir sürprizle karşı karşıya kalmazsak, virüsü önemli ölçüde sokağa hapsettiğimizi söyleyebiliriz. Bu başarının temel belirleyicisi de ‘Evde kal’ kampanyasıdır.

Bu salgının gizli kahramanları da var

Temas zincirini çözüp kırmak için adeta ‘dedektif gibi’ koşuşturan genç, çalışkan, fedakâr arkadaşlarımız. Onlara destek olmaya devam edelim

Yeni normale ‘2 M’ (maske, mesafe) formülü

Başarıda istikrarı korumak ve süregiden viral riske karşı koşulsuz bir kontrollü tedbiri sürdürmek için 2M formülünü devrede tutmak, (M)askesiz sokağa çıkmamak, (M)esafe konusundaki hassasiyetimizi ısrarla sürdürmek mecburiyetindeyiz.

Peki ya aşı bulunamazsa

Kısacası, koronavirüse karşı aşı çalışmalarında umut var. Ama bilelim ki bu işin kesin bir garantisi yok. Peki böyle bir durumda ne yapacağız? Başka çözümler neler olacak?

‘Yeni normal’e hoş geldiniz

‘Yeni normal’in anlamı basitçe şu: Karar vericiler ve Bilim Kurulu sahadan gelen verileri, sosyal değişimler ve uyum kabiliyetlerini değerlendirerek önlemleri yavaş yavaş gevşetecekler. Kısacası sahadan gelen verilere bakarak normale dönüş takvimini değerlendirecek ve düzenleyecekler.

Sağlık Bakanı dedi ki: Testte taviz yok!

Rahatlıkla diyebilirim ki görüşmeden çıkardığım sonuçlar, edindiğim intiba memnuniyet vericidir, sevindiricidir.

Koronadan bir gol daha yemeyelim

Sürecin net ve açık kontrol altına alındığından emin olana kadar futbol dahil hiçbir sportif etkinlik yapılmamalı. Yoksa bir ‘korona golü’ yiyip sahadan mağlubiyetle ayrılmamız hiç sürpriz olmaz.

Bize ‘ihtiyatlı bir iyimserlik’ lazım

Şimdi biz işte o ikinci devredeyiz. Birinci devredeki başarımıza bakıp maçı kazandığımızı düşünerek rehavete kapılmamalı, gevşememeli “Bu iş bitti!” havalarına girmemeliyiz.

Haydi Türkiyem sana bu yakışır

Maçın ilk devresini biz kazandık ama maç hâlâ bitmedi. Bir de ikinci devresi, yani bundan sonrası var…

Küresel soruna ülkesel çözüm yetmez

Ülkeler kendi çözümlerini üretmeye odaklandıkları kadar, çözümün küresel boyutlarına da kafa patlatmak zorundalar. Böyle yapmazlarsa ülkelerinde sıfırladıklarını düşündükleri bu salgın, kısa bir süre sonra onlara ikinci bir dalga hatta tsunami şeklinde yeniden geri dönebilir.

Salgın ne zaman bitecek?

Bana göre cevap birkaç farklı ayrıntıda gizli…

Salgına Ramazan tedbirleri

Bana sorarsanız, ciddi bir şans yakaladık: Salgının bundan sonraki döneminin bir bölümünün ramazan ayı ile iç içe olması işimizi kolaylaştıracaktır.

Tetikte kal Türkiye

Gelin beni dinleyin, ramazan süresince de tedbirleri gevşetmek yerine daha da sıkılaştırmayı deneyin.

10 Nisan krizini hafif mi atlattık?

Muhakkak ki bir hasar var, muhakkak ki çok yanlış bir işti. Peki rakamsal veriler ne durumda? İlk yanıtlardan birini Chicago Üniversitesi (ABD) Ekonomi Profesörü Ufuk Akçiğit veriyor…

Yoğun bakımdaki başarımızın sırrı ne

Yoğun bakım tedavisinde de ciddi bir başarıya imza attığımız kesindir. Yoğun bakıma ihtiyaç duyan hasta sayımızın düşüklüğü, yoğun bakımda kalma süresinin kısalığı emin olun dünyaya örnek gösterilecek düzeyde.

Gelin beni dinleyin aylaklara ‘dur’ deyin

Çalıştığına dair bir belgeyle sadece çalıştığı işyerine, fabrikasına, bakkal dükkânı, market ya da eczaneye giden ya da sahibi/yöneticisi olduğu işyerine gitmek zorunda olanlara ve tabii ki zaruri ihtiyaç nedeniyle eczane, fırın, market alışverişi için evinden çıkanlara izin verilen farklı ve sınırlı bir sokağa çıkmama modeli uygulanamaz mı?

Bu böyle gitmez

Çok ama çok mühim ve son derece can sıkıcı bir sorunumuz var: AYLAKLAR!

Alkışı hak eden bir başarı

Tedavide ciddi bir başarımız var ve bu başarı neredeyse “örnek gösterilebilecek” kadar önemli…

Yoğun bakımdaki başarımız bize yeter mi?

Korunma yöntemlerinin yerini hiçbirisi tutmaz, tutamaz. Biz yine de tedbiri elden bırakmayalım, korunma önlemlerini maksimumda tutalım.

Pes etmek yok

Zekâmızı kullanıp korunarak, aklımızı kullanıp yeni çözümler bularak bu savaşı biz kazanacağız…

Yaşı 50’yi geçen her erkek dikkatli olmalı

Akla gelen ilk soru tabii ki şu: Neden 50 yaş üstü erkekler? Sorunun yanıtını özetlemeye çalışacağım…

Antikor desteği neden önemli

Koronavirüs enfeksiyonuyla mücadelede elimizde üç farklı seçenek var: Aşı, ilaç ve antikor (plazma) tedavisi. Peki bu üçlüden işimize yarayabilecek en yakın, acil, önemli çözüm hangisi?

COVID-19 teşhisi için test mi, tomografi mi?

Teşhiste akciğer tomografisinin doğruluk oranı yüzde 98’lere kadar çıkarken PCR testinde duyarlılık yüzde 71 civarında kalıyor. Ne var ki tomografi her yerde kolayca ulaşılabilen bir cihaz değil. Ayrıca ekonomik olarak da PCR’den çok daha pahalı. Kısacası öne PCR testi, gerekli görülürse toraks tomografisi.

İki yeni umut

Haftaya iki yeni ve güzel ‘umut haberi’ ile başlıyoruz. İlki bizden, ikincisi Amerika’dan.

5 mühim öneri

Önemli ve olağan dışı bir dönemden geçiyoruz… Süreç ilerledikçe yöneticilerimiz ve bizlere de düşen yeni görevler, ihtiyaçlar ortaya çıkıyor, çıkacak. Aklıma gelen önerileri ve ihtiyaçları aşağıda sıralamaya çalıştım. Sizden gelebilecek yeni önerileri de ilgililere iletmeye hazırım. İşte o öneriler…

Umut her zaman var

Koronavirüs belası ile gelişen COVID-19 enfeksiyonu mücadelesinde ben çoğu bilim insanından farklı düşünüyorum. Geleceğin anlatıldığı kadar karanlık, korkulduğu kadar tehdit yüklü, belirtildiği kadar kaygı verici olmadığı fikrindeyim. Bunun da beş önemli nedeni var. İşte o nedenler…

Bağışıklık en mühim meselemiz

Neden virüsü alan herkes hasta olmuyor? Virüsü kapıp enfekte olanlardan niçin bazıları hastalığı neredeyse hiç belirti yaşamadan, örneğin sadece basit ağrılar/ yorgunluklarla atlatırken, neden diğerlerinde şiddetli boğaz ağrısı, ateş, öksürük var?..

Korona için 10 emir

Hepimiz her şeyi öğrendik. Hepimiz yeterince bilgilendik. Ama tecrübeler ve gözlemlerim bana “Tekrarda fayda var Osman Hoca” diyor. İsterseniz gelin, “Sıkıldık artık hocam” filan demeyi bırakın ve şu on emri günde en az iki kez tekrar edin. İşte o mühim ayrıntılar, daha doğrusu emirler…

Koronaya inat yaşasın hayat

Ortak bir yanlışımız, daha doğrusu “bilgi noksanlığımız” var: “Bağışıklık sistemimizi sadece besinlerle güçlendirebiliriz” şeklinde özetleyebileceğim bir yanlış bu.

Bu savaşı da biz kazanacağız

Topyekun bir savaş durumundayız. Düşman belli: Koronavirüs! Her savaş gibi bu da stres dozu yüksek bir süreç. Düşman sinsi. Ne zaman ne yapacağı belirsiz olsa da biz daha güçlüyüz. Kısacası… Yağma yok! Akıl ve bilim var… Panik yok! Tedbir var… Tevatür yok! Bilgi var… Dikkatsizlik yok! İlgi var… Vurdumduymazlık yok! Akıllı, hassas, özenli ve temiz olmak var…

İzolasyon çok mühim

Salgını sınırlamanın ve kontrol altına almanın en etkili yolu “sosyal izolasyon” meselesine azami dikkat göstermek.

Panik yok tedbir çok

Corona virüs gecikerek de olsa hudutlarımızdan içeri girdi.

Güvenli mesafe

Koronavirüs bulaşmasını önlemede hastalığa yakalandığını düşündüğünüz birinden en az kaç metre uzakta durmalısınız?

Nasıl beslenelim

Beslenmenin önemli bir sağlık belirleyicisi olduğu kesin.

Corona virüs aşısı yakında elimizde olabilir

İsrail Bilim ve Teknoloji Bakanı Ofir Akunis’e göre İsrailli bilim insanları, koronavirüs aşısını geliştirmenin eşiğindeler.

Osman Müftüoğlu’dan Corona virüs önlemleri

Çin’de ortaya çıkan ve tüm dünyada 2 bin 700’den fazla ölüme neden olan yeni tip corona virüse (Covid-19) dair bilinmesi gereken ne varsa sizler için derledik.

‘Korona’ya sirke mi tuzlu su mu?

Koronavirüs tehdidi hepimizi korkutuyor.

Liderleri ayakta tutan besinler

Liderlerin takviye için kullandıkları destekler (besinler, vitaminler) her zaman ilgi çeker. Bu kural bizde de değişmez. Halkımız bizde de liderinin performansını borçlu olduğu şey (ya da şeyleri) merak eder. Peki avakado mu, kuşburnu çayı mı, dut pekmezi mi?

Grip mi koronavirüs mü?

Her ülke “Aman virüs bana da gelmesin” ya da “Salgına dönüşmesin” diye tedbirler alıyor. Haksızlar mı? Hayır. Ama fotoğrafın sadece bu yüzüne odaklanıp diğer yüzünü unutmak da büyük hata.

Kolesterol savaşları bitti mi?

Kolesterol yüksekliğinin ilaçlarla dengelenebileceği haberini ilk defa 80’li yılların ortasında aldık.

Uçakta virus kapmamak için 10 öneri

Havaalanları ve uçaklar grip, nezle veya koronavirus benzeri mikropların en yoğun olabildiği yerler.

Grip–nezle diyeti

Ortalık virüs kaynıyor. Kimi rhino virüslere bağlı nezleden, kimi influenzaların oluşturduğu griplerden, kimi de diğer virüslere bağlı hastalıklardan yorgun düşmüş, yatak döşek yatıyor. Üstüne bir de beta-hemolitik streptekok enfeksiyonları, sinüzit, farenjit, bronşit eklendi mi “Yandı gülüm keten helva” gibi bir durum ortaya çıkıyor.

2020’nin diyet tavsiyesi hangisi

US News and World Report, beslenme uzmanları, diyabet ve kalp uzmanları ile görüşerek 2020’nin en iyi ve en kötü diyetlerini açıkladı:

Metilasyon bozulunca neler oluyor

Her şeyden evvel “homosistein” yükümüz artıyor. Neticede de sinir sistemi ve damarlarda dengeler altüst oluyor…

Check up mı, risk taraması mı?

Sağlığımız önemli. Her şeyin başının sağlık olduğu kesin. Hastalıkları önleme ve erken teşhisin yolunun fiziksel ve kimyasal beden taramala-rından geçtiği şüphe götürmez. Bu taramalara kısaca “check-up” deniyor. İmkânı olan herkes bu taramalardan yılda bir defa geçiyor. Neticede sağlığının ne durumda olduğunu anlayıp -varsa eğer- bazı tehlikelere karşı önlem alıyor. Peki yeterli mi? Bence değil. Nedenine gelince… Buyu-run…

Nezle ve gribin çaresi evde

Nezle ve gripte istirahat en gözde tedavi.

Uçakta en sağlıklı yer neresi?

2020’de sık konuşacağımız sağlık konularından bazılarını geçtiğimiz hafta liste halinde yayınladım. Bu hafta bunlardan 3’ünü mercek altına alacak ve onları daha yakından tanımanızı sağlamaya çalışacağım. Buyurun…

Yeni yıl müjdeleri: Alzheimer aşısı geliyor…

Yeni yıl müjdeleri: Alzheimer aşısı geliyor…

Azı karar çoğu zarar

Tuzsuz olmaz! Ne var ki “Ne kadar tuz?” sorusunun yanıtı en az şeker, un, yağ kadar önemli ve diğerleri gibi tuzun da azı karar, çoğu zarar! Fakat burada da ciddi bir kafa karışıklığı var. “Tuza sınır koymayın” diyenler de var, tuza düşman gözü ile bakanlar da… Ayrıca “Rafine tuz yerine kaya tuzu ya da deniz tuzunu tercih edin” diyenler, hatta biraz daha ileri gidip “Deniz tuzunu da değil, kaya tuzunu tercih edin” önerisinde bulunanlar var. Peki, bu tavsiyelerden hangisine inanacağız? Yanıtlar için buyurun…

2 öğün yeter mi

Özel bazı durumlar dışında, ciddi bir sağlık sorununuz da yoksa günde 3 öğün yerine 2 öğün beslenerek daha fit ve formda olmanız, daha makul bir kilo düzeyinde kalmanız pekâlâ mümkün.

Çözüm hapta mı ayakta mı

Konu bellek gücü olduğunda, başlıktaki soruya yanıt çok net ve açıktır: Çözüm haplarda değil, ayaklardadır!

Kanser önlenebilir mi?

Evet, eğer yediğinize, içtiğinize, aktivite düzeyinize, uyku kaliteniz ve de stres yönetiminize dikkat edersiniz kanserlerin pek çoğunu önlemeniz mümkündür. Biliniz ki kanserde genetiğin rolü yüzde 15-20’yi geçmez.

Hastalıkları ‘tedavi etmek’ yerine ‘önlemek’ için 6 tavsiye

“HAYAT hocam” 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in tavsiyelerinden biri de şu idi: “Tekrarda her zaman fayda vardır”. Ben de sizi biraz sıkma pahasına da olsa, belirli konulara daha sık değiniyorum. Özellikle konu “tedavi etmek” değil de “korumak”, yani “önlemek” olduğunda Süleyman Bey’in o tavsiyesini ısrarla uyguluyorum.

Sağlıklı yaşlanmanın geleceği: Yaşam tarzı tıbbı

Sağlıktan söz açılınca, aklımıza anında “Sağlık en büyük hazinedir” cümlesi gelir ama uygulamaya gelince iş değişir; doğru değil yanlış şeyler yapılır.

Detoks sadece bir yorgunluk savar mı?

İyi planlanmış bir detoks programını sadece yorgunluk savar gibi düşünmeyin. Etkili bir detoksun birçok faydası var.

Nabıza değil adıma odaklan

Egzersizden profesyonel bir beklentiniz yoksa önceliğiniz nabız hızı değil, adım sayınız olmalıdır.

Kramp önleyen doğal destekler neler?

Kramp önleyen doğal destekler neler?

Hayatın senin elinde!

Hayatın senin elinde!

Damarlarınızı iyi izleyin

Damarlarınızı iyi izleyin

Belleğin ütüsü: Uyku

Belleğin ütüsü: Uyku

Paslanmaya ‘dur’ deyin (Oksidasyon nedir?)

Paslanmaya ‘dur’ deyin

Protein takviyesi kas yapar mı? (5 soru 5 cevap)

Protein takviyesi kas yapar mı? (5 soru 5 cevap)

Medeni çözüm: 5/2 diyeti

Medeni çözüm: 5/2 diyeti

Bir kriz bir kayıp

Küçük bir kasabada (Anamur) geçen çocukluğumun en büyük keyiflerinden biri de sinema günleriydi…

Aktivitesiz hayat eklemlere zarar veriyor

Aktivitesiz hayat eklemlere zarar veriyor

Uykusuzluk tehdit ediyor

Uykusuzluk tehdit ediyor

Ne zaman yaşlıyız?

Ne zaman yaşlıyız?

Yeni sağlık sorunu: Yorgun beyin

Yeni sağlık sorunu: Yorgun beyin

5 maddede daha sağlıklı kızartma

5 maddede daha sağlıklı kızartma

İyi bir uykunun 12 şartı

İyi bir uykunun 12 şartı

Sağlıkbozan: Aşırı insülin yükü

Bedeninizdeki aşırı insülin yükünün sağlığınızı tehdit eden bir numaralı problem olduğunu biliyor musunuz?

İçimizdeki doğayı da mahvettik

Okyanusları plastik çöplüğü, nehirleri kimyasal deposu haline getirdik, hızımızı alamayıp buzulları bile erittik! Kısacası doğayı mahvettik.

Mükemmel bir cildin yaşı, zamanı, mevsimi yok!

Mükemmel bir cildin yaşı, zamanı, mevsimi yok!

Alzheimer kalkanı: Egzersiz

Alzheimer kalkanı: Egzersiz

Bizi 3’lü bir çete mahvediyor

Kronik hastalıklarda son yıllarda ciddi bir artış var. Özellikle kalp-damar hastalıkları, kanserler, bağışıklık bozukluğu neticesi gelişen otoimmun hastalıklar ile beyin ve sinir sistemini etkileyen nörodejeneratif bozuklukların sıklığı hızla çoğalıyor. Peki ne oldu da bu hale geldik?

Tatlı zehir kansere götürüyor

Tatlı zehir kansere götürüyor

Kolesterol ilacı yutanlar koenzim Q10 desteği de alsın mı?

Kolesterol ilacı yutanlar koenzim Q10 desteği de alsın mı?

Trans yağ zehirdir fazla kızartmayın

“İKİ D kuralı” hayatın her alanı gibi beslenmede de geçerli. Beslenme planlanırken de “denge” ve “doğallık” vazgeçilmez olmalı.

Alzheimer önlenebilir mi?

Alzheimer önlenebilir mi?

“150 dakika yürü, ömrünü yüzde 7 uzat”

Egzersiz yoksa mükemmel sağlık da olmuyor, düzenli egzersiz yapmazsanız özellikle kalbiniz işlerini doğru dürüst yapmıyor, yapamıyor.

“Demirel dersanesinde” edindiğim bilgilerden bazılarını paylaşmak istiyorum

“Demirel dersanesinde” edindiğim bilgilerden bazılarını paylaşmak istiyorum

Bedeninizin imdat çığlıklarını dikkate alın

Bu belirtileri pas geçmeyin

Mesele Madonna ile bitmiyor

Anladığım kadarıyla Ertuğrul Özkök sayesinde bu yazın ana sağlık konularından biri yine yeni orta yaş kavramı olacak. Yani yaşlanma meselesi, sadece Madonna’nın meselesi değildir.

Ruhu da tedavi

Sadece bedensel sağlık yetmez. Ruh sağlığı da önemli hatta bir tık daha mühim bir ayrıntı.

Hangi kahveyi, ne kadar tüketmeli? (Hazır kahveler zararlı)

Hangi kahveyi, ne kadar tüketmeli? (Hazır kahveler zararlı)

Hipertansiyon obeziteyle… Patladı

Hipertansiyon obeziteyle… Patladı

Genetik miras kader değil

Araştırmalar, özellikle kronik hastalıklar söz konusu olduğunda beslenme, egzersiz, uyku, stres yönetimi gibi faktörlerin genetik mirastan daha önemli belirleyiciler olduğunu gösteriyor.

Oruç faydalı

Oruç faydalı

Kalori hesabı gömüldü mü?

Kalori hesabı gömüldü mü?

Kolajenim neden az?

Kolajenim neden az?

Antidepresanlar kilo aldırır mı?

Antidepresanlar kilo aldırır mı?

Ekmek mi şeker mi?

Ekmek mi şeker mi?

Ünlü CEO’nun öğretisi: En pahalı yatak

Ünlü CEO’nun öğretisi: En pahalı yatak

B12 seviyemiz ne olmalı?

B12 seviyemiz ne olmalı?

Beliniz kalınsa tempolu yürüyün!

Beliniz kalınsa tempolu yürüyün!

Akciğer kanseri için yeni risk: Kahve

Akciğer kanseri için yeni risk: Kahve

Şekerle ama şekerleme!

Şekerle ama şekerleme!

Sağlıklı yaşamın en önemli sırlarından biri: Otofaji

Uzun ömrün sırları çok daha uzun bir yazının konusu.

Günde 2 öğün yeter

Günde 2 öğün yeter

Bunamanın yeni tehdidi: Hipertansiyon

Bunamanın yeni tehdidi: Hipertansiyon

Günümüzün vebası ‘obezite’ye çiçeği ‘kanser’e, tüberkülozu ‘şeker’e… REÇETE

Beslenme önemli bir sağlık belirleyicisi. Ayrıca pek çok hastalıkla doğrudan ya da dolaylı bağlantısı var.

Artık çok daha ağır ve yaygın

Her kış kapımızı çalan soğuk algınlığı ve grip meselesi bu yıl önceki yıllardan daha fazla insanımızın canını yaktı. Aslında sadece bizde değil, dünyanın her ülkesinde özellikle grip önemli bir sorun.

NBŞ’yle savaşta haydi Türkiye!

NBŞ’yle savaşta haydi Türkiye!

Damar değil, damak çatlat

Damar değil, damak çatlat

Az yemek çok egzersiz yetmez!

Az yemek çok egzersiz yetmez!

Açlık kürü tehlikeli mi?

Açlık mı, susuzluk mu daha tehlikeli? Yanıt net ve açık: Susuzluk, açlığa göre çok daha büyük ve acil bir tehdit.

En ucuz bağışıklık ‘hap’ı hangisi?

En ucuz bağışıklık ‘hap’ı hangisi?

Neden daha sık hasta oluyoruz?

Eskisinden daha sık hastalandığımız, özellikle üst solunum yolu, akciğer ve bağırsak enfeksiyonlarına paçamızı daha sık kaptırdığımızın farkında mısınız? Yanıtınızın tereddütsüz ve güçlü bir “Evet!” olacağına eminim. Peki neden?

Modern tıp ‘korkmayın ben varım’ diyebiliyor mu?

Modern tıp erken teşhis alternatifleri, aşıları, antibiyotikleri, yeni ve etkili ameliyat teknikleri ile hayatımıza değiştirdi.

Oturmak neden en büyük günahtır?

HER beden bir armağan, bize emanet bir mucizedir.

Tatlı krizleri nasıl önlenecek?

Tatlı krizleri hipoglisemisi, kilo problemi ve duygusal sorunları olanların en mühim sorunlarından biri.

Kışa hazır mısınız?

Kış hazırlıklarının ilk maddesi “bağışıklık stoklarını gözden geçirmek” olmalı.

Bağışıklığa güç kuvvet

Kış kapıda. Nezlesi, gribi, tonsilliti, bronşiti olanlar artıyor. Her yıl tekrarlayan bu bildik kış kazalarından(!) korunmanın en etkili yollarından biriyse bağışıklık gücünü arttıran besinlerden daha sık ve bol istifade etmenin yollarını bilmek, o besinleri daha çok yiyip içerek bağışıklık sistemine güç-kuvvet vermek. Peki, neler o besinler? Hazırsanız buyurun…

Elma kanseri yener mi

Elma kanseri önler mi? Hatta mevcut bir kanserin tedavisine yardım bile edebilir mi? Bu sorunun cevabı 20 yıl önce ‘Hayır’ idi. Aynı soruyu şimdi mutlulukla ‘Neden olmasın!’ diye yanıtlayabiliriz.

Şekerin 10 sabıkası

Şekerin “tatlı bir zehir”, sinsi ama ciddi bir “sağlık sabotajcısı” olduğu kesin.

Dijital detoksa neden mecburuz!

YALNIZCA “kişisel” değil “sosyal sağlık” için de zaman zaman “dijital detoks” yapmak zorundayız.

İşaret parmağı perhizi yapın

Hepimizin gözü, dili, eli hatta beynine musallat yeni bir sorun var. Sorunun yol açabileceği sağlık problemlerini geçen hafta yazdım, çözüm önerilerini ise bu haftaya bıraktım.

Sosyal medya sağlığa sabotaj

Muazzam boyutlara varan yeni bir medya kavramı ve aynı zamanda enteresan bir sağlık sabotajcısı ile karşı karşıyayız: SOSYAL MEDYA!

Yeni çağın vebası için kendinizi test edin

İnsülin direncinin yol açabileceği sağlık sorunlarını geçen hafta özetledim. O kısa özet bile keyfinizi kaçırmış olmalı ki ertesi gün sayısız e-posta aldım. Konu mühim. Mühim olduğu için de sizi tekrar tekrar uyarmak, hatta dilimde tüy bitene kadar tekrarlamak zorundayım: Yeni bin yılın “veba”sı obezite salgını, o salgının “orkestra şefi” ise insülin direncidir. O direnci erkenden fark etmekse hepimizin vazgeçilmezi, her hekimin önceliğidir. Peki nasıl ve ne zaman şüpheleneceğiz bu sorundan? Yanıtlar için buyurun…

Sağlık tavsiyeleri neden çelişkili

Televizyon, dergi ve gazetelerdeki sağlık uzmanlarının tavsiyeleri zamanla değişebiliyor. Hatta bazen birbiri ile çelişebiliyor. Peki bu değişme ve çelişkilerin sebebi ne?

Hızlı yemek kilo aldırıyor

Hızlı yemek kilo aldırıyor

Risk analizi mi check- up mı?

Sağlığınızın ne durumda olduğunu öğrenip gelişebilecek problemleri önceden tahmin edebilmek için her yıl düzenli sağlık taramalarından geçmeniz şart.

Bunama riskini azaltmanın yolları (Koku kaybı Alzheimer belirtisi olabilir)

Bunama riskini azaltmanın yolları (Koku kaybı Alzheimer belirtisi olabilir)

Kalp unutmaz!

Kalp unutmaz!

Obez olduğunuzu ne zaman anlarsınız?

‘Şişman biri’ olmak ille de “obez” ve “hasta olmak” anlamına gelmiyor.

Kolonoskopinizi yaptırdınız mı? Altın standart

Kolon kanseri erkeklerde de kadınlarda da sık görülen kanserlerden biri.

Yürümeden olmaz!

Yürümeden olmaz!

10 bin adım neden yetmez!

İngiliz Kamu Sağlığı Kurumu, “günde 10.000 adım” yürüme hedefinin yeterli olmadığını açıkladı ve yaşlılığın önemli sorunlarından kas ve kemik kaybını azaltmak için “KAS GÜÇLENDİRİCİ” aktivitelerin de yapılması gerektiğini ilan etti.

Bellek kaybını hızlandıran 5 şey

Bellek gücünün azalması herkesi, en çok da yaşlıları endişelendirir. Doğal yaşlanmanın beyin fonksiyonlarına ilk etkisinin de bellek zayıflaması olduğu kesindir. Ama yine de basit bazı ‘bellek zayıflatıcı’ sebeplerin etkilerini de azımsamamak gerekiyor. Onlar da etkili faktörler. İlk 5’te şunlar var…

Ticari Check-Up’ı bırakın

Ticari Check-Up’ı bırakın

Yürüyenlerin beyni daha genç

‘AYAKTA kal, hayatta kal’ mottomuzu doğrulayan kanıtların sayısı artıyor, önceki verilere neredeyse her ay bir yenisi ekleniyor.

Erkekler kısa yaşar

İstatistiksel veriler dünyada en uzun yaşama şansının Avrupa vatandaşlarında olduğunu gösteriyor.

Orucun 3 dönemi

Ramazan nedeniyle beslenme ritmimiz değişti. Sahur-iftar şeklinde günde iki öğün ile beslenmeye geçtik. Sadece bedensel değil ruhsal beslenmede de değişimler yaşıyoruz. Manevi yaşam ve inançlarımızla bağlarımız bu ay çok daha güçlü ve yoğun.

Ramazan geldi hoş geldi

Ramazan ayı başlıyor. Oruç tutanların yeme ritmi bundan böyle 1 ay süreyle “sahur-iftar” şeklinde olacak. Yani daha sağlıklı bir beslenme ritmine geçmiş olacaklar. Daha önce de yazdım, insan bedeni yapısal olarak “günde iki öğün beslenmeye” ayarlanmış. Bütün mesele sağlıklı bir sahur ve iftar yapabilmekte.

Glütensiz diyet zayıflatır mı?

Glütensiz diyet zayıflatır mı?

Yeni bir tehdit: Toksik şişmanlık!

Toksinler bizi sadece yormuyor, kilo almamızı da kolaylaştırabiliyor, buna TOKSİK ŞİŞMANLIK deniyor.

Kilo kontrolünün anayasası

Kilo sorunu da obezite de mühim problemler.

Stres kilo ilişkisinde yeni şifre (Stres kilo almaya sebep olur mu?)

Stres kilo ilişkisinde yeni şifre (Stres kilo almaya sebep olur mu?)

Şeker detoksu nasıl yapılır?

Şeker tutkusu yayılıyor, kişi başına tüketilen yıllık şeker miktarı her ülkede hızla artıyor.

Yaşlılıkta düşme nasıl önlenir? (Düşmemek için sağlık testi)

İyi yaşlanma ile ilgili tavsiyelerimizin ilk üçü hiç değişmez: Durmayın, düşmeyin, üşütmeyin! Bize göre özellikle altmışından sonra her gün düzenli yürüyen, düşmeme ve üşütmeme konusunda dikkatli davranan ve bizim diğer iyi hayat tavsiyelerimizi uygulamaya çalışan herkes iyi yaşlanmayı rahatlıkla hak eder. “Peki bu tavsiyelerden ‘düşmeme’ konusu neden bu kadar önemli hocam?” diyorsanız buyurun…

Gıda güvenliği yoksa kanser var

Gıda güvenliği yoksa kanser var

Uzun süre oturmak bedene ihanet

Bir sandalyeye, koltuğa ya da kanepenin köşesine ilişip birkaç dakika oturmak, azıcık dinlenip nefes almak muhakkak ki güzel bir şey. Ne var ki oturmanın da fazlası tıpkı yiyip içmenin fazlası gibi bedene iyi gelmiyor. Uzun süre oturan bedenlerde zamanla bazı sorunlar başlıyor. Ve ne yazık ki o sorunların mühim bir kısmı hayatı tehdit edebilen ciddi hastalıklara da dönüşebiliyor. Kısacası hayatın her alanında olduğu gibi oturmakta da işi abartmamak, ifrattan kaçınıp makulü tercih etmek ve biraz tedbirli olmak gerekiyor. “Peki, neden?” diyorsanız buyurun…

Günde kaç öğün yemeliyiz?

Herkes için uygun öğün sayısı aynı değil ama yine de sadık kalınması gereken kurallar var: Yaş aldıkça daha az yemek, kahvaltıyı atlamamak, akşamki meyve ziyafetlerinden vazgeçmek…

Trigliseridiniz yüksekse dikkat

Yaşı 40’ı, 50’yi geçen hemen herkes “Kolesterolüm ne durumda?” sorusuna yanıt arıyor ama yüksek trigliserid meselesinin önemini ısrarla atlıyor. Biz doktorların da bunda payı var. Maalesef biz de sorunu yeteri kadar ciddiye almıyoruz. Oysa trigliseridin uzunca bir süre % 200 mg/dl’den yüksek olması mühim bir sorun. Trigliseridiniz çok yüksekse, bakın sizi neler bekliyor…

Hipertansiyon için 3 mühim soru

Hipertansiyon için 3 mühim soru

Stres+Obezite: Reflüde patlama

Stres + Obezite: Reflüde patlama

Testosteron azalınca bakın neler oluyor

Testosteron azlığı orta yaş ve sonrası dönemi yaşayan erkeklerin en mühim sorunlarından biri.

Kalp krizleri önlenebilir mi?

Geçtiğimiz hafta hepimizi üzen bir olay yaşadık, İstanbul Ticaret Odası başkanı <a href=”https://www.ntv.com.tr/ekonomi/istanbul-ticaret-odasi-baskani-ibrahim-caglar-hayatini-kaybetti,FlHhvp0h_kuGvLpSXC1vvA” target=”_blank”>İbrahim Çağlar</a>’ı geçirdiği ilk kalp krizinde kaybettik.

Her 10 çocuktan 1’i hasta

Sağlık Bakanlığımızın Hacettepe Üniversitesi ile yaptığı çocukluk çağı obezitesi ile ilgili yeni araştırmanın sonuçları ürkütücü: O araştırmadan çıkan rakamlara bakılırsa her 10 çocuğumuzdan biri obez. Her 4 çocuğumuzdan biri de fazla kilolu…

Uykusuzluk obezite kadar tehlikeli

Dikkat Prof. Dr. Müftüoğlu uyarıyor: Dinlendirici ve verimli bir uykunuz yoksa sağlıklı kalabilmeniz mümkün değil.

referans :
www.ntv.com.tr

Bir cavab yazın

Sizin e-poçt ünvanınız dərc edilməyəcəkdir.

Back to top button